|
İslâm hukuk doktrininde, hukukî işlemlerde, kural olarak, ilgili tarafların hak ve yükümlülükleri konusunda ihtilaf doğurabilecek belirsizlik (garar ve cehâlet) unsurlarına ilke olarak yer verilmez. Sigortada, (İslâm hukukunun sözleşmeleri olabildiğince arındırmayı hedeflediği) belirsizlik, tâlih ve tesâdüfe bağlı olma, haksız kazanç elde etme gibi olumsuz önceliklerin (belli ölçüde de olsa) varlığından hareketle son devir İslâm hukuk bilginlerinin önemli bir kısmı ticârî sigortanın İslâm hukukunun ilke ve amaçları ile bağdaşmayacağı görüşündedirler. Fakat bu bilginler de, genellikle devlet eliyle kurulan “sosyal sigortayı” İslâm’ın tecviz ve teşvik ettiği, mesleki kuruluşlar ve üyeleri arasında karşılıklı ödeme esasına dayalı “yardımlaşma sigorta” sisteminin kurulmasının da hem İslâm hukukunun genel ilke ve amaçlarına hem de İslâmî geleneğe, günümüzün şart ve ihtiyaçlarına uygun olacağı görüşü de hakimdir. Yine bu gruptaki bilginler, ticârî sigortaya, belli ihtiyaç ve zaruret halinde başvurulabilecek istisnai bir çözüm olabileceği şeklinde farklı yaklaşım ve gerekçeler de ileri sürmektedirler. Günümüz modern sigorta anlayışına karşı çıkan bu bilginlerin gerekçeleri ise, genelde bu sözleşmedeki belirsizliğin (garar ve cehâletin) varlığı noktasında yoğunlaşmaktadır. Şüphesiz ki, insanlık hayatına böylesine giren, bu derece önemli olan sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yönü bulunan hukukî bir müessesenin, dinî hükmünün, çelişen ve olgunlaşmamış fikri görüşler arasında müphem kalması, dinine bağlı kimselerin ihtiyat sevki ile günah korkusuyla şaşkın vaziyette bırakılması da doğru değildir. İşte bu sebeple çalışmamızda İslâm hukuku açısından sigorta sözleşmesinde belirsizlik var mıdır? Belirsizlik olduğunu iddia edenlerle karşı görüşte olanların delillerini ortaya koyarak bir sonuca varılmaya çalışılmıştır.
|