|
||||
|
İflas, “ticaret mahkemesince iflasına karar verilen bir borçlunun (müflisin), haczedilebilen bütün malvarlığının cebri icra yolu ile paraya çevrilip, bundan bilinen bütün alacaklıların tatmin edilmesini sağlayan toplu bir icra yoludur”[1]. Ticaret mahkemesince iflas kararının verilmesiyle, iflasın hüküm ve sonuçları, iflas kararında belirtilmiş olan iflasın açılması anından itibaren ortaya çıkar. Ayrıca iflas kararının kesinleşmesine gerek yoktur. Prensip itibariyle, iflas kararının temyiz edilmiş olması, iflas kararının hükümlerini doğurmasına engel olmaz[2].
İflas kararının şeklî birtakım sonuçları olduğu gibi, bir borçlu hakkında iflas kararı verilmesiyle, müflis ve ondan alacaklı olan kimselerin hukuki durumlarında maddi hukuk bakımından da bazı değişiklikler olur. Bu değişiklikler, maddi hukuk kurallarını değiştiren, müflis ve onun alacaklıları ve borçluları arasındaki ilişkilere doğrudan doğruya etki eden iflas hukuku kurallarından kaynaklanmaktadır[3]. İşverenin iflasının iş sözleşmelerine etkisi konusunun da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. İşverenin iflasıyla birlikte iflas idaresi (masası) iş sözleşmesinin tarafı haline gelir. Bu nedenle işverenin iflasıyla birlikte iş sözleşmesinin devam etmeyeceği iflas idaresinin bu konuda vereceği karara bağlıdır. İflas idaresi öncelikle işyerinin faaliyetine devam etmesinin iflas masasının menfaatine olup olmayacağına karar vermesi gerekir. İşyerinin faaliyetinin devamının iflas masasının menfaatine olduğuna karar verdikten sonra, hangi işçi ya da işçilerin işine son verilip verilmeyeceğinin belirlenmesi gerekir.
Bu amaçla genel olarak iflasın müflisin malvarlığı ve tasarruf yetkisine etkisi anlatıldıktan sonra, iflasın iş sözleşmelerine etkisi konusu üzerinde durulacak, son olarak da iflasta işçi alacaklarının önceliği ele alınacaktır.
İflasın açılmasıyla birlikte müflisin haczi kabil olan bütün mal ve alacakları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, bir masa (topluluk) oluşturur. İflas kapanıncaya kadar, müflisin iktisap ettiği diğer mallar da masaya girer (İİK m.184/I). İflasın açılmasıyla birlikte masaya dahil olan mallar kendiliğinden bir çeşit “özel malvarlığı” haline gelir[4]. Haczi kabil olmayan mallar masaya dahil değildir. Yine, iflas açıldıktan sonra müflisin şahsi çalışmasına dayanan iktisaplar da masaya dahil olmazlar[5].
İflas sonucunda müflis işveren, medeni haklardan yararlanma ve bunları kullanma ehliyetini kaybetmez ve hiçbir kısıntıya uğramaz. Bu husus sadece gerçek kişi müflisler için geçerlidir. Tüzel kişiler, iflas sonucu infisah ederler ve iflasın tasfiyesinin son bulması ile bu infisah kesinleşir[6]. Ancak, İcra ve İflas Kanunumuz, müflisin malvarlığının tasfiyesini gerçekleştirebilmek amacıyla, onun sadece iflas masasına giren malvarlığı üzerindeki tasarrufunu alacaklılara (iflas masası) karşı hükümsüz saymıştır (İİK.m.191/I). Tasarrufun hükümsüzlüğü, iflas masasının bu tasarrufla bağlı tutulmaması anlamına gelir ve bunu “müflis masa mevcudunu azaltıcı ve masanın pasifini (borçlarını) arttırıcı tasarrufta bulunamaz” şeklinde özetlemek mümkündür[7]. Bu hükümsüzlüğü ileri sürme hakkı masaya aittir. İflas idaresi, müflisin yaptığı tasarrufu masanın yararına olduğuna karar verirse, bu tasarrufa icazet verebilir[8]. Müflisin yapacağı tasarruf işlemleri geçersiz olmasına karşın, borçlandırıcı işlemlerde bulunması mümkündür. Ayrıca iflas masasına girmeyen malvarlığı üzerinde de serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bunlarla iflasın açılmasından önce kurulmuş olan ve masayı ilgilendiren sözleşmeleri ifa da edebilir. Ancak, masaya giren malvarlığıyla bu sözleşmeleri ifa edemez[9].
Müflisin tasarruf yetkisinin kısıtlanması, sözleşmeden doğan borçlarını, masaya giren mallarla ifa edememesine neden olur. Yine müflis, sözleşmeden doğan haklarını kendi adına talep edemeyeceği gibi onlardan vaz da geçemez[10]. Karşı taraf, müflisi sözleşmeyi aynen ifaya zorlayamaz. Karşı taraf iflastan önce kısmen veya tamamen ifada bulunmuşsa, bunları da masadan ayırma hakkına sahip olmadığı sürece geri isteyemez[11]. Karşı taraf artık borcunu müflise değil, masaya ifa etmek zorundadır (İİK.m.192). Aksi halde borcundan kurtulmuş olmaz. Yaptığı ödeme masaya girmişse, masaya giren kısım kadar borcundan kurtulur (m.192)[12].
İflasın açılmasıyla müflisin tasarruf yetkisinin kısıtlanması, sözleşmelerin taraflarca kararlaştırıldığı şekilde ifa edilmesini önemli ölçüde engellemekte ve sözleşmenin amacı ağır bir şekilde tehlikeye girmektedir[13]. Ancak, iflasın açılmasıyla birlikte, müflisin, iflasın ilanından önce yapmış olduğu sözleşmeler yasal istisnalar dışında[14] sona ermez[15]; iflasın açıldığı anda hangi aşamada bulunuyorlarsa, o halde iflas masasına girerler. Müflisin sahip olduğu hak ve yetkiler masaya geçer. Diğer taraf da sahip olduğu hak ve yetkileri masaya karşı kullanabilir. Sözleşmenin devamı açısından sözleşmenin masa için ekonomik bir avantaj veya dezavantaj sağlamasının bir önemi yoktur. Ancak, burada bir askı hali mevcuttur. İflas idaresi sözleşmeye girip girmeme kararı verene kadar, bu hal devam eder. İflas idaresi, sözleşmenin aynen ifası masanın yararınaysa sözleşmeye girecek, yoksa ifayı reddedecektir[16].
İş sözleşmesi, işverenin iflasıyla sona ermez. Türk hukukunda, iflasın açılmasıyla iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceğini öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Zira, iflasla birlikte iş sözleşmesinin kendiliğinden sona erdiğinin kabul edilebilmesi, bu durumun sözleşmenin devamı için bir imkansızlık teşkil etmesi veya İş Kanunu’nda bir sona erme sebebi olarak gösterilmiş olması halinde mümkündür[17]. İş Hukuku ve İcra ve İflas Hukukunda, iflas halinde sözleşmenin ifasını engelleyecek bir hüküm de bulunmamaktadır. İflas, bir mücbir sebep de teşkil etmez[18]. İcra İflas Kanununun 198 ve 224. maddelerinde öngörülen iflas idaresinin seçim hakkı ve sözleşmenin aynen ifasına karar vererek iş vermeye devam edebilmesi, iş sözleşmesinin iflasla sona ermediğini göstermektedir. Ayrıca, iflas halinde sözleşmenin ifasına engel bir imkansızlık hali de oluşmamaktadır. İşverenin iflasından sonra da hem müflis işveren (iflas idaresi) hem de işçi, hala sözleşmeyi ifa edebilecek durumdadırlar. Öğretide de, iflasın açılmasıyla, iş sözleşmesinin sona ermediği kabul edilmektedir[19]. Yargıtay’da verdiği bir kararda[20] “…Öte yandan önceki işverenlerin iflası ile hizmet akdinin sona erdiği de kabul edilemez. Çünkü davacı iflastan sonra da çalışmasını sürdürmüştür…Önceki dönem için süre ve ücret dikkate alınarak masa aleyhine hüküm kurulmalıdır” hükmüne vararak, iş sözleşmesinin işverenin iflasıyla birlikte sona ermediğini açıkça kabul etmiştir[21].
İşverenin iflas etmesiyle birlikte iş sözleşmesinin sona ermemesi, hem işçinin hem de işverenin ve onun iflas masasının menfaatine uygundur. İflasın açılmasıyla birlikte iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ermesi, müflisin işletmesinin faaliyetini durdurmasına neden olabilir. Bu durum, müflisin ve onun iflas masasının menfaatlerine aykırı bir hal ortaya çıkartabilir. Böyle bir aleyhte durumu önlemek için iflas idaresine, müflisin ticari işletmesini devam ettirme hakkı tanınmıştır[22].
İşverenin iflasıyla birlikte iş sözleşmesinin sona ermemesi, işçinin de menfaatinedir. Bu sayede işçi de, işini bir süre daha korumuş olacaktır. Bu halde, hernekadar işçinin iflastan sonraki ücreti İİK.m.206'da öngörülen öncelik hakkından yararlanamasa da; iflas masası, sözleşmeyi devam ettirmek isterse, işçi çalışmasını devam ettirecek ve ücretini masadan masa alacağı olarak tam olarak alabilecektir (İİK.m.248). Üstelik işçi, bu ücreti için masadan teminat gösterilmesini talep edebilme hakkına da sahip bulunmaktadır (BK.m.346)[23].
İflasın açılması iş sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmediği gibi, işverenin iflası, kendisi ve onun iflas masası için iş sözleşmesini sona erdirmekte haklı bir sebep (BK. m.344) teşkil etmez[24]. Ancak öğretide, işverenin iflasının işveren açısından iş sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil edebilmesi için, öncelikle iflasında hiçbir kusuru bulunmaması gerektiği, iflas işverenin kusuru sonucunda ortaya çıkmışsa, (hileli veya kusurlu iflas İİK.m.310-311) artık bu durumun, işveren açısından iş sözleşmesinin feshi için haklı bir neden oluşturmayacağı, eğer iflasta işverenin hiçbir kusuru yoksa, bu durumda iflas onun için “ekonomik güçlük” veya “işe devamdaki güçlük” gibi haklı bir sebep oluşturabileceği ileri sürülmüştür[25].
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, işverenin iflası iş ilişkisini derhal ve kendiliğinden ortadan kaldıran bir neden değildir. İşverenin iflası halinde işyeriyle birlikte işyerinin veya işletmenin yönetimi ve tasarruf yetkisi iflas masasına geçer[26]. İflas masası (idaresi), iflasın başlangıcından tasfiye sonuçlanıncaya kadar bir önlem olarak, işverenin bütün işletmesini ve defterlerini kontrol ve yönetimi altına almakta, bunun sonucu olarak da iş münasebetinde işçilere karşı işverenin yerine geçmektedir. İşletmenin ve işyerinin idaresi ve yönetim yetkisi iflas masasında olduğundan, masa öncelikle işyeri veya işletmenin faaliyetinin sürdürmesinin iflas masasının menfaatine olup olmadığına karar verir[27]. Eğer işletmenin faaliyetinin sürdürülmesi mümkün değilse, iflas idaresi bildirim önellerine uyarak (İş K. m.17) iş sözleşmelerinin feshi yoluna başvurabilir. İşverenin iflası hernekadar iş sözleşmesinin feshi için haklı bir neden olarak kabul edilmese de, geçerli bir neden (İş K. m.18) olarak kabul edilmelidir.
İşverenin iflası halinde, işçinin haklarını ne şekilde koruyacağı esas olarak BK. m.346’da düzenlenmiştir. Buna göre, işveren borç ödemekten acze düştüğünde, işçi, işverenden uygun bir süre içinde kendisine teminat verilmesini isteyebilir. İşveren veya iflas idaresi bu süre içinde teminat göstermezse, işçi sözleşmeyi feshedebilir. Bu hüküm dışında işverenin acze düşmesi veya iflası durumunda işçi iş sözleşmesini, BK.m.344 uyarınca fesh edemeyeceği genel olarak kabul edilmektedir[28]. Ancak, bazı özel durumlar işverenin iflası veya aczi halinde işçiye iş sözleşmesini derhal fesih hakkı verebilir. Örneğin işverenin şahsı dikkate alınarak yapılmış olan sözleşmelerde işverenin iflası veya aczi halinde işçi, BK. m.344’e dayanarak iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda iş sözleşmesini derhal, ihbara gerek kalmaksızın sona erdirebilir. Bu gibi özel durumlarda artık işçinin iş sözleşmesini iflas masasıyla devamı beklenemez[29].
4857 sayılı İş Kanunu’na göre, işyerinin devrine ilişkin hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz (m.6/son)[30]. Bunun sonucu olarak, işyeri iflas nedeniyle malvarlığının tasfiyesi sonucunda başka bir işverene devredildiğinde, iş sözleşmesinin yeni işverenle devam ettiği ve işçi haklarından yeni ve eski işverenin birlikte sorumlu olduğu ileri sürülemeyecektir[31]. Yine, devreden veya devralan işverenin iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedilemeyeceğine ilişkin kural işverenin iflası halinde uygulanmayacaktır.
İflas idaresi, müflisin sözleşmeden doğan borcunun aynen ifasına karar verdiğinde, alacaklı iflas idaresinden, kendisine yapılacak karşı edimin teminat altına alınmasını isteyebilir (İİK.m.198/I). Masanın göstermesi gereken teminat, masa borcu olarak gösterilir. Zira, talep müflise değil, iflas masasına yöneltilecektir. Sözleşme iflas idaresi tarafından gereği gibi ifa edilmezse, alacaklı uğradığı zararı, masa alacağı olarak ileri sürme hakkına sahiptir. Zararın tam olarak karşılanması gerekir. Alacaklı, kendisine gösterilen teminattan uğradığı zararın karşılanmasını sağlayabilir[32]. İflas idaresinin kendiliğinden teminat gösterme yükümlülüğü yoktur. Teminat gösterme yükümlülüğünün doğumu için, karşı tarafın bu yönde bir talebinin olması gerekir. İflas idaresi aynen ifaya karar verdikten sonra, alacaklının sözleşmeden kaynaklanan alacağı masa borcu, dolayısıyla tam olarak ödenecek olmasına rağmen, alacaklı yine de teminat isteyebilir. Zira, alacaklıya tanınan teminat isteme yetkisi mutlak olup, hiçbir şarta bağlanmamıştır. Türk hukukunda, karşı tarafın alacağı için herhangi bir tehlike olmadığı halde dahi, Yasa, ona teminat isteme hakkı tanınmıştır[33]. İflas idaresi, sözleşmenin aynen ifasına karar verdikten sonra karşı taraf gerekli teminat kendisine gösterilene kadar kendi edimini ifadan kaçınabilir. Verilen sürede gerekli teminat gösterilmezse, sözleşmeyi feshedebilir[34]. İflas idaresince gerekli teminat gösterildikten sonra, sözleşme bu nedene dayanarak feshedilemez. İflas idaresine tanınacak süre, masanın teşkili, tasfiye memurlarının atanması ve bunların işe el koymalarının alacağı süre de gözönüne alınarak çok kısa olmaması gerekir[35].
İşverenin iflası halinde iş sözleşmesinin devam edip etmeyeceği, iflas idaresinin bu konuda vereceği karara bağlıdır. İİK m.198/I’ e göre “mevzuu para olmayan alacak ona muadil bir kıymette para alacağına çevrilir. Şu kadar ki iflas idaresi[36] taahhüdün aynen ifasını deruhte edebilir. Bu takdirde alacaklı teminat talep ederse iflas idaresi teminat gösterir”. Şu halde, işverenin iflası halinde iflas idaresi, işçi ile sözleşmenin aynen ifa edilmesi veya edilmemesi konusunda seçim hakkına sahiptir[37]. İflas idaresinin seçim hakkını kullanabilmesi için, sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olması, müflisin sözleşmeye taraf olması, sözleşmenin iflasla sona ermemiş olması ve sözleşmenin kısmen veya tamamen ifa edilmemiş olması gerekir[38].
İflas idaresi, aynen ifanın iflas masasının yararına olacağına karar verirse, teminat göstererek sözleşmeyi aynen ifa edebilir. Bu konudaki tek ölçüt masanın yararıdır. Ancak, iflas idaresinin sözleşmenin devamına karar verebilmesi için, sözleşmesinin müflis işverenin şahsına yönelik veya sadece müflisin şahsen ifa etmesi gereken bir sözleşme olmaması gerekir[39]. İflas idaresinin seçim hakkından sözedebilmek için iş sözleşmesinin işyeriyle ilgili olması gerekir. Bu durumda, iflas idaresi, sözleşmenin devam etmesine veya etmemesine karar verebilir. İşverenin şahsı dikkate alınarak yapılan sözleşmelerde örneğin, hastabakıcıyla yapılan iş sözleşmelerinde, iflas idaresinin aynen ifaya karar vererek sözleşmeyi devam ettirmesi mümkün değildir. Zira, bu tür sözleşmelerin ifasında iflas masası için ekonomik bir yarar sözkonusu değildir[40]. Bu tür sözleşmelerde işveren, teminat vererek sözleşmenin devamını sağlayabilir. Müflis, sözleşmeyi devam ettirmek istemez ise, iflas idaresinin de sözleşmeyi aynen ifa etmesi mümkün olmayacağından, işçi sözleşmenin ifa edilmemesinden dolayı uğradığı zararı, BK. m.325’e dayanarak iflas alacağı olarak iflas idaresine yazdırabilir[41]. Bu alacak iflasın açılmasından sonra doğduğu için öncelikli bir alacak değildir[42].
Müflis işverenin şahsına karşı ifa edilmesi gerekmeyen sözleşmelerde iflas idaresi seçme hakkını kullanabilir. İflas idaresinin vereceği karar, asıl olarak daha önce verilmesi gereken bir karara, yani müflisin işyerinin devam edip etmeyeceğine ilişkin vereceği karara bağlıdır. Müflisin işyerinin açık tutulması ve bir süre daha faaliyete devam etmesi, masa için yararlı olacak ise, iflas idaresi, müflisin işyerinin faaliyetinin devamına karar verebilir. Bu karara bağlı olarak iflas idaresi, kural olarak işyerinde çalışan işçilerin iş sözleşmelerini de bir süre daha devam ettirecektir. Müflisin işyerinin bir süre daha açık kalması masa için yararlı olmayacaksa, bu durumda müflisin işyerinin kapatılmasına ve buna bağlı olarak orada çalışan işçilerin iş sözleşmelerinin de devam etmemesine yani aynen ifanın reddine karar verilecektir. Şu halde, iflas idaresinin iş sözleşmesinin aynen ifasına veya ifanın reddine karar vermesi, müflisin işyerinin iflasın açılmasından sonra bir süre daha açık kalıp kalmamasına bağlıdır[43].
İflasın açılmasıyla birlikte sözleşmenin ifası durur. İflas idaresinin sözleşmenin devam edip etmeyeceğine ilişkin kararını verinceye kadar bu belisizlik devam eder. Ancak, iflas idaresinin de sözleşmenin devam edip etmemesine karar verebilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Zira, iflas idaresi işyerinin durumunu incelemesi herbir sözleşmenin devam edip etmeyeceğine karar vermesi gerekir. Türk hukukunda, iflas idaresinin seçme hakkının kullanılması için bir süre öngörülmemiştir[44]. Ancak, en geç tasfiye bitimine kadar (adi tasfiye için 6 ay (İİK.m.256)) bu hakkın kullanılması gerekir.
Kanaatimizce, iflas idaresine bu hakkın kullanılması için bir süre verilmesi gerekir. İflas idaresi bu süre içerisinde gerekli incelemeleri yapacak ve ona göre karar verecektir. Ancak, iflas idaresi kararını gecikmeksizin vermelidir[45]. Bu nedenle, iflas idaresi görevinin bir parçası olarak seçme hakkını, uygun bir süre içinde kullanmalı ve kararını karşı tarafa bildirmelidir. Ancak, iflas idaresi kararını en geç sıra cetvelinin ilanından sonra vermelidir[46]. Bu süre içerisinde iş sözleşmesinin askıda olduğun kabulü gerekir kanısındayız.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, işveren hakkında iflasın açılması ile, müflisin mal varlığına dahil olan bütün mal, alacak ve hakları iflas masasına girer (İİK. m.184). İflas dairesi, müflisin mağazalarını, eşya depolarını, imalathanelerini, perakende satış dükkanlarını ve bunlara benzer yerleri kapatıp mühürleme yetkisine sahiptir. Ancak, iflas masası, masa için yararlı olacağına karar verirse, bu yerleri birinci alacaklılar toplantısına kadar kendi denetimi altında idare edebilir (İİK. m.210/I,II). Müflisin bir işyeri varsa, buranın faaliyetini sürdürmeye karar verebilir[47]. Yine iflas dairesinin alınması gerekli bir muhafaza önlemi olarak, müflisin işyerinin kapatılmasına karar verdiği hallerde, ilk alacaklılar toplantısı, İİK. m.224 uyarınca, müflisin sanat ve ticaretinin devamı ile imalathaneleri ve mağazalarının, perakende satış yerlerinin açılmasına karar verebilir. Bu durumda, yani iflas masasına dahil işyerinin işletilmesine devam olunması halinde, iş sözleşmeleri sona ermeyip, aynen iflas idaresi ile devam eder[48]. Burada müflis işverenin yerine iflas masası geçer[49]. İflas idaresinin aynen ifaya karar verme hakkı kurucu yenilik doğuran bir haktır.
Bu durumda işçi, sözleşmeden doğan hizmet, işverenin talimatlarına uyma, sadakat ve rekabet etmeme vb. borçlarını masaya karşı ifa eder. Masa da işçiye sözleşmede kararlaştırılan ücreti öder. İflas idaresinin aynen ifaya karar vermesinden sonra, işçinin iş sözleşmesinden doğan bütün alacakları, - iflasın açılmasından önceki alacakları - iflas alacağı olmaktan çıkarak masa alacağı haline gelir (İİK. m 248)[50]. İşçinin iflasın açılmasından sonra doğan ücret alacakları da masa borcu olacağından, bu alacakların diğer iflas alacaklarından önce (İİK. m.248) ödenmesi gerekecektir[51]. İşçinin ücret alacağı masa alacağı haline gelmesine rağmen, sözleşmeye devam edebilmek için, iflas idaresinden ayrıca teminat isteme hakkına sahiptir. İflas idaresi, aynen ifaya karar verdikten sonra, işçinin istediği teminatı göstermezse, işçi iş sözleşmesini bu nedene dayanarak feshedebilir (BK.m.346).
İşverenin iflasından sonra, işçi ile masa arasında iş sözleşmesinin devamına karar verildiği hallerde, BK.m.346 hükmü uyarınca işçinin uygun bir sürede, iflas idaresinden isteyebileceği teminatın kapsamına, sadece geçmiş değil, gelecekteki ücret alacakları da girer. Bu teminatın kapsamı iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasına göre farklılık göstermektedir. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, teminat, sözleşmenin süresince işleyecek ücrettir. Belirsiz süreli iş sözleşmelerindeyse, sözleşmeden ya da yasadan doğan en yakın feshi ihbar süresine kadar olan ücreti kapsamaktadır[52].
İşçinin talep ettiği teminat, iflas idaresi tarafından verildiği takdirde, işçi iş sözleşmesini sürdürmek zorundadır. Zira, iflas idaresi tarafından gerekli teminat gösterildikten sonra, işçinin ücret alacağı için bir tehlike sözkonusu değildir. İşçi artık iş sözleşmesini BK. m.346 hükmüne dayanarak feshedemeyecektir[53].
İflas idaresinin gerekli teminatı göstermek suretiyle, işçinin çalışmasına devam etmesine karar vermesi halinde, taraflar iş sözleşmesinin sona ermesi açısından artık yasa ve sözleşmede belirtilen hükümlere tabi olurlar[54]. Taraflar yasadan doğan haklarını eskisi gibi kullanmaya devam ederler. İşçiler grev haklarını kullanabilecekleri gibi, iflas idaresi de lokavt hakkını kullanabilir. Taraflar, iş sözleşmesini, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde feshi ihbar veya haklı bir nedene dayanarak feshedebilirler[55]. İş sözleşmesi, tasfiyeye kadar iflas idaresi tarafından haklı bir neden bulunmaksızın feshedilirse, bu durum, işverenin iş vermekten kaçınması halini oluşturur ve işçi, BK.m.325’in göre kendine tanıdığı hakları talep edebilir. İşçinin isteyebileceği bu tazminatın, bir masa alacağı olarak ödenmesi gerekir[56].
İflas idaresi, müflisin iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerini İİK m.198 uyarınca aynen ifaya yetkili, ancak mecbur değildir. Sözleşmenin devamı masanın menfaatine uygun olmadığı hallerde iflas idaresi, sözleşmeye girmeyi ve aynen ifayı reddedebilecektir. Bu durumda, işçinin ücret alacağı masa alacağı değil, normal bir iflas alacağı olacaktır
İşverenin iflası halinde iflas idaresi, yukarıda belirtildiği gibi, işyerinin faaliyetinin sürdürülmesini değil de, masanın yararına olmayacağı gerekçesiyle kapatılmasına karar verebilir ya da, işyerinin devamına karar vermekle birlikte, iş sözleşmesinin aynen ifasını reddedebilir. İflas idaresinin her iki halde de, işyerindeki faaliyete devam etme ve iş sözleşmesinin devamına karar vermekte seçim hakkı vardır.
İflas idaresinin işyerin devamına ancak, iş sözleşmesinin aynen ifasının reddine karar verilmesi halinde, işçinin hukuki durumunun ve haklarının ne olacağı konusunda öğretide ve uygulamada bir görüş birliği yoktur. Bu konudaki görüşleri, iki ana grupta toplamak mümkündür. Bu görüşlere geçmeden önce, şu hususu belirtmek gerekir ki; iflas idaresi, işçi ile işveren arasında yapılmış olan iş sözleşmesine, iflasın açılmasından sonra devam etmek istemez ve işçi tarafından talep edilen teminatı uygun bir süre içinde vermezse, işçi BK. m.346 hükmü uyarınca sürenin sonunda iş sözleşmesini feshedebilir. Bu durumda, iş sözleşmesinin feshi için yasada veya sözleşmede yeralan feshi ihbar süresine uymaya gerek yoktur. Zira, madde, sözleşmenin feshini ihbar etmeksizin, derhal feshini öngörmektedir[57].
İlk görüşü savunan yazarlara göre[58], iş sözleşmesi, iflas idaresinin aynen ifayı reddetmesiyle sona ermez. Sözleşme, normal süresinde sona erer. Yani belirli süreli sözleşmelerde sürenin dolmasına, belirsiz süreli sözleşmelerde, yasa veya sözleşmede (iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesi) belirlenmiş sürenin sona ermesine kadar devam eder. Her iki taraf, sözleşmede öngörülen hak ve yükümlülüklerle bağlıdır. Bunun sonucu olarak da, sözleşmeden doğan borçlarını karşılıklı olarak yerine getirmek zorundadırlar. İflas idaresi, işçinin çalışmaya devam etmesini istemezse, bu durum, BK. m.325'e göre, işverenin temerrüdü halini oluşturur. Bu halde işçi, sözleşmenin sona ermesine kadar, sözleşmede kararlaştırılan ücreti almaya hak kazanır. İşçinin bu alacağı, bir zararı tazmin alacağı değil, normal bir ücret alacağıdır[59]. Bu alacak, ücret niteliğinde olduğundan İİK. m.206'ya göre birinci sırada önceliklidir.
İkinci görüşü savunan yazarlara göreyse, iflas idaresinin aynen ifanın reddine karar vermesiyle, tarafların sözleşmenin ifasına ilişkin talep hakları sona erer. Taraflar sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ifa etmekten kurtulurlar. İflas idaresinin ifayı reddetmesiyle işçi, iş sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararları masaya tazminat alacağı olarak yazdırabilir. Ancak, işçinin sahip olduğu bu alacak, tazminat alacağı niteliğindedir. Tazminat alacağı da, normal bir iflas alacağı olarak ödenir[60].
İkinci görüşü savunanlara göre, birinci görüş, her ne kadar işçiyi daha fazla koruyormuş gibi görünse de, Türk hukuk sistemi ile bağdaştırmak zordur. İflas idaresinin, müflisin taraf olduğu sözleşmeleri aynen devam ettirme yükümlülüğü olmayıp, bir seçim hakkı vardır. İflas idaresinin sözleşmeyi devam ettirme yükümlülüğü olmadığı için, aynen ifanın reddine karar vermesi ve bununla işçiyi de kendi borcundan kurtarması halinde, artık işverenin işi kabulde temerrüde düştüğünü söylemenin imkanı yoktur. Yine, işçinin iflasın açılmasından sonra bu şekilde elde edeceği ücretin öncelikli alacak olarak kabul edilmesi, öncelik hakkının açık bir yasa hükmüne dayanması gerekliliği karşısında mümkün değildir. İşçinin, iflasın açılmasından sonra elde edeceği ücretlerin, öncelikli bir alacak olduğunu belirten herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Yasamızda işçinin öncelikli alacağı, iflasın açılmasından önceki bir yıllık ücret alacağı ile sınırlandırılmıştır[61].
Yine bu görüşü savunanlara göre, İİK.m.198/I,c.2'de iflas idaresine bir seçim hakkı verilmiştir. İflas idaresi masanın yararını gözeterek bu hakkını kullanır. İflas idaresi bu seçim hakkını kullanarak sözleşmenin ifa edilmesine karar verebileceği gibi, ifayı reddederek sözleşmenin iflas tasfiyesine tabi olmasına da karar verebilir. İflas idaresi kendine sağlanan bu hakkı kullandığı takdirde, birinci görüşe göre, işi kabulde temerrüde düşmektedir. Yasanın tanıdığı yetkinin kullanılmasının, işi kabulde temerrüt olarak değerlendirilmesiyse, mümkün değildir. Bu durum, iflas idaresinin seçme hakkını engelleyici niteliktedir. Ayrıca, işverenin iflası halinde işçiye daha fazla koruma sağlamak için, diğer iflas alacaklıların haklarına tecavüz edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir[62].
İkinci görüşü savunanlar, birinci görüşü savunan yazarların, ifanın reddi halinde, işçinin BK.m.325'e göre ileri sürebileceği alacağın, masa alacağı niteliğinde olduğu görüşüne de karşı çıkmaktadırlar. Bir alacağın, masa alacağı olabilmesi için, iflas idaresinin aynen ifaya karar vermesi veya tasfiye için yaptığı işlemlerden doğmuş olması gerekir. İflas idaresinin ifayı reddetmesi halinde, karşı tarafın hakları tasfiyeye tabi tutulur ve normal iflas alacağı olarak ödenir. Aynen ifanın reddinin sonucu budur. Buna rağmen, iflas idaresinin ifayı reddetmesi halinde, karşı tarafın sahip olduğu alacakların masa alacağı olarak ödenmesi gerektiğini söylemek, iflas idaresine tanınan ifayı reddetme hakkının kabul edilmemesi anlamına gelir. Bunun sonucu olarak da artık iflas idaresinin masanın yararını gözeterek hareket etmesinin önüne geçilmiş olur[63].
Sonuç olarak, bu yolla, iflas idaresinin ifayı reddetmesi halinde öngörülen sonuçların iş sözleşmesinin aynen ifasının reddi halinde de geçerli olması sağlanmış olacaktır. İflas idaresinin iş sözleşmesinin aynen ifasını reddetmesi halinde, tarafların sözleşmeden doğan hakları sona erer ve bunun yerine işçinin sözleşmenin ifa edilmemesinden dolayı uğradığı zararın tazmin alacağı geçer. İşçinin burada uğradığı zararın hesaplanmasında BK.m.325'in kıyasen uygulanması mümkündür. İşçinin sahip olduğu bu tazminat alacağı öncelikli bir alacak değildir. Bu alacağın masa alacağı olarak kabulüne de imkan yoktur. Sıradan bir alacak olarak masaya yazdırılarak talep edilebilir[64].
Kanımızca iş sözleşmesi iflas idaresinin aynen ifayı reddetmesiyle sona ermez. İş sözleşmesinin sona ermesi için tarafların fesih iradesinde bulunması gerekir. Sözleşme belirli süreli bir sözleşme ise, sürenin sonuna kadar beklemek gerekir. İflas idaresi süreyi beklemezse, bu durum işveren temerrüdü halini oluşturur ve işçi sözleşmede kararlaştırılan sürenin ücretini almaya hak kazanır. İşçinin bu alacağı normal bir ücret alacağıdır.
Ülkemizde işverenin konkordato ilân etmesi veya iflası halinde işçi alacaklarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin, işçi işveren ilişkilerindeki temel kanun olan İş Kanunu değil, İcra iflas Kanunu ile Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olması öğretide haklı olarak eleştirilmiştir[65]. 4857 sayılı yeni İş Kanunumuz bu eleştiriyi kısmen karşılayacak bir düzenlemeye giderek, işverenin konkordato ilân etmesi veya iflası halinde işçi alacaklarının korunmasını özel olarak düzenlemiştir. Kanunun 33. maddesinde “İşverenin konkordato ilân etmesi, işveren için aciz vesikası alınması veya iflası nedenleri ile işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde geçerli olmak üzere, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan son üç aylık ücret alacaklarını karşılamak amacı ile İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında ayrı bir Ücret Garanti Fonu oluşturulur” biçiminde bir düzenleme getirilmiştir[66].
İflasın, bütün alacaklıların ortak ve eşit olarak tatmin edilmesini amaçlayan bir cebri icra yolu olması, iflasta bir sıra yapılmasına ve bu yolla bazı alacakların, farklı bir muameleye tabi tutulmasına engel değildir[67]. Gerçekten, iflasta amaç, bütün alacaklıların ortak ve eşit tatmini olmakla birlikte, paylaşımda mutlak bir eşitliğin adil olmayacağı düşüncesi, İİK’ da yeralmıştır[68]. Bu düşünceden hareketle, işverenin iflası halinde, ücretle ilgili alacaklar da özel bir korumadan yararlanan imtiyazlı alacaklar içinde sayılmıştır.
İşverenin iflası halinde, tasfiye süreci içinde paraya çevrilebilecek net aktifin sağlayacağı imkan ölçüsünde tasfiyeden pay alabilecek durumdaki alacakların sıra ve miktarını gösteren “sıra cetveli” hazırlanır. İcra İflas Kanunu 206. maddesine göre, işverenin iflas etmesi halinde işçi alacakları (ücret ve diğer hakları) imtiyazlı alacaklar olarak kabul edilmiştir. Ancak, işçi alacaklarının imtiyazlı alacak olması, iflas masası tarafından müflis işverenin mal ve hakları tasfiye edilirken ilkönce işçi alacaklarının ödeneceği anlamına gelmez. Maddeye göre (İİK.m.206), işverenin iflası halinde, ücret alacağının öncelikle ödenmesi için, masa mallarının satışı sonucu elde edilen paradan, rehin alacakları, masa alacakları, Devlet alacakları ve özel yasalarla ayrıcalığı kabul edilmiş alacakların iflas masası tarafından ödenmiş olması gerekir. Maddede sayılan bu alacakların tam olarak ödenmesinden sonra, sıra adi alacaklara gelecektir. İcra ve İflas Kanununun 206[69]. maddesinin 4. bendine göre adi alacaklar içinde bulunan işçi alacakları, bunlar içinde imtiyazlı alacak olup birinci sırada yeralır. Maddeye göre (İİK m.206) “işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları” imtiyazlı olup da rehinle karşılanmamış olan veya teminatsız bulunan alacaklar içinde ilk sırada yeralır ve masa mallarının satış tutarından ilkönce karşılanır[70].
İİK m.206 uyarınca bu kapsamda kabul edilen ve imtiyazlı alacak olarak birinci sırada ödenecek işçi alacakları, iflasın açılmasından evvelki bir yıl içinde doğmuş olan kanun ve sözleşmelerden kaynaklanan ücret ve parayla ölçülebilen menfaatler, ihbar ve kıdem tazminatlarıdır (İİK. m.206,207)[71]. Görüldüğü gibi imtiyazlı alacak kapsamına alınan işçi alacakları, iflasın açılmasından önceki bir yıllık süreye ilişkin ücret ve diğer haklar olup, daha önce doğmuş olan alacakların imtiyazlı alacak olarak kabul edilerek öncelikle ödenmesi sözkonusu değildir[72]. Yine, işverenin iflasından sonraki döneme ilişkin ücret alacağı “iflas alacağı” olmayıp “masa alacağı” dır[73]. Dolayısıyla, bu döneme ilişkin ücret alacağının borçlusu, bizzat iflas masası olduğundan, masa alacağı olarak iflas masasınca bütün iflas alacaklarından önce ödenecektir (İİK. m.248)[74]. Bu durumda işverenin iflasından sonraki bir dönemde ortaya çıkan ücret alacaklarının borçlusu, iflas masasıdır. Masa alacakları da iflas masasından ilk ödenecek alacaklar içinde yeralır. Bu nedenle bir masa alacağı olan ücret alacağı, diğer alacaklara nazaran öncelikli olacaktır[75]. Bu öncelik, sadece iflastan sonra doğan ücret alacakları için geçerlidir.
Kanımızca, işverenin iflası halinde işçi alacakları için İİK’ da getirilen bu güvencenin yeterli olduğunu söylemek güçtür. İşverenin iflası halinde, iflas masasının masa mallarını satışından elde ettiği paradan, öncelikle rehinli alacaklar, masa alacakları, bir malın aynından doğan amme alacakları (bina, arazi vergisi gibi) ve özel yasalarda kabul edilmiş imtiyazlı alacaklar ödendikten sonra, kalan para İİK. m.206’daki sıraya göre imtiyazlı ve imtiyazsız alacakların karşılanmasında kullanılacaktır. Bu sıralamadan da anlaşılacağı gibi, iflastan önceki bir yıllık ücret alacaklarının ödenebilmesi için, bundan önce ödenmesi gereken imtiyazlı alacakların ödenmesi gerekmektedir. Bunlar ödendikten sonra eğer masanın elinde para kalmışsa sıra ücret alacaklarına gelecektir. Günümüzde işletmelerin ticari ilişkileri, ticaretle uğraşanların büyük çoğunluğunun bankalarla kredi ilişkisinde olmaları, bankaların bu krediler karşılığında işletmelerden ipotek almaları, iflas halinde bankalar tarafından işletmelerin tüm mal varlıklarına el konulması sonucunu doğurmaktadır. Yasada iflastan bir yıl önceki döneme ilişkin ücret alacaklarının korunması amacı güdülmesine rağmen, uygulamada rehin alacakları ve amme alacakları miktarının oldukça yüksek olması nedeniyle, genellikle işletmelerin tüm mal varlıklarına el konulmakta ve bir yıllık ücret alacaklarının ödenmesi pratikte mümkün olamamaktadır. Ücretin sosyal ve ekonomik yönden işçi ve ailesi için taşıdığı önem nedeniyle, İİK’ nda bir değişiklik yapılarak, en azından iflastan önceki bir yıl içinde doğan ücret alacaklarının da, masa alacağı olarak kabul edilip, rehinli alacaklardan önce ödenmesinin sağlanmasının uygun olacağı kanısındayız[76].
Konkordatonun iki önemli sonucu vardır: ilk olarak, konkordato mühleti içinde borçlu aleyhine 6183 sayılı Yasaya göre yapılan takipler de dahil hiçbir takip yapılamaz ve başlamış olan takipler durur, ihtiyati haciz kararları uygulanmaz. İkinci sonucuysa, borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlanmasıdır. Borçlu aleyhine konkordato mühleti içinde takip yapılaması kuralına İİK.m.289[77]’da iki istisna getirilmiştir. Bunlardan birincisi, borçlu aleyhine konkordato mühleti içerisinde rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılabilmesidir. Ancak, bu takip nedeniyle muhafaza önlemleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez (m.289/II). İkinci istisnaysa, İİK.m.206’nın birinci sırasında yazılı alacaklar için sadece haciz yoluyla takip yapılabilmesidir (m.289/III)[78].
Bu istisna hükmüne dayanarak, İİK.m.206’nın birinci sırasında yeralan ve iflasın açılmasından[79] evvelki bir yıl içinde işçilerin, iş ilişkisine dayanan ihbar ve kıdem tazminatları da dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, İİK.m.289/III uyarınca, konkordato hükümlerinden istisna tutulacaktır. Bunun sonucu olarak da, işverenin konkordato mühleti alması halinde, son bir yıllık işçi ücretlerinin haciz yoluyla takibinin yapılması mümkün olacaktır.
İİK’ unda 17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı Yasayla[80] yapılan değişikle, varlığını sürdürme kabiliyeti olan borçluların iflaslarının mümkün olduğu kadar ertelenerek, iflastan kurtulması ve bu erteleme ve konkordato dönemi sonunda alacaklıların, derhal açılacak bir iflas tasfiyesine nazaran, alacaklarını tam olarak tahsil edilebilmesi amacıyla, “iflasın ertelenmesi” kurumu getirilmiştir[81]. İİK. m.179’ a göre, “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme projeyi ciddi ve inandırıcı bulursa, iflâsın ertelenmesine karar verir. İyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur”.
İflasın ertelenmesine karar verilebilmesi için, iyileştirme projesinin mahkemece ciddi ve inandırıcı bulunması gerekir. İflasın ertelenmesi, sermaye ortaklıklarında borca batıklık halinde kabul edilmiş bir yöntemdir ve diğer iflas sebeplerinde öngörülmemiştir[82]. Ortaklığın mali durumunun iyileşme ihtimali varsa, erteleme kararı verilebilmektedir[83]. İyileştirme önleminin türüne mahkeme karar veremez. Mahkeme sadece kendisine sunulan iyileştirme önlemlerinin makul ve ciddi olup olmadığı konusunda karar verir. Sunulan iyileştirme projesine eklemede ya da çıkartmalarda bulunamaz. Sadece sunulan iyileştirme önlemlerinin olaya uyup uymadığına karar verecektir[84].
Mahkeme ertelemeye karar verdiğinde, “borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez” (İİK. m.179b/I).
Görüldüğü gibi, erteleme kararının en önemli etkisi tatil etkisidir. Erteleme kararıyla birlikte borçlu aleyhine 6183 sayılı Yasaya göre yapılan takipler, haciz yoluyla yapılan takipler ve iflas takipleri durur. Ertelemenin mantığı da, alacaklıların takibinden borçluyu erteleme süresi içerisinde korumak ve mal varlığının parçalanmasını engellemektir. Ancak, bu kurala işçi alacakları bakımından bir istisna getirilmiştir. Buna göre, İİK m.206 nın birinci sırasında yazılı alacaklar için iflasın ertelenmesi kararına rağmen, yeni takipler yapılabilir ve daha önce başlamış takiplere devam edilebilir (İİK m.179b/III). Bu alacaklar için yapılacak takipler bakımından hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Ancak, bu istisna, sadece icra takipleriyle sınırlıdır. Bu alacaklılar, borçlunun iflasını isteyemez[85].
İşverenin iflasıyla birlikte, işverenin iflastan önce yapmış olduğu sözleşmeler, istisnalar dışında sona ermez. Sadece sözleşmenin işveren tarafına iflas idaresi (iflas masası) geçer. Türk hukukunda iflasın açılmasıyla birlikte iş sözleşmelerinin sona ereceğini öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sonuç, hem işçi, hem de işverenin menfaatinedir. Yine işverenin iflası, taraflara iş sözleşmesini sona erdirmek için “haklı sebep” teşkil etmez.
İşverenin iflasıyla birlikte, iflas masası öncelikle işyeri ya da işletmenin faaliyetinin sürdürülmesinin masanın menfaatine olup olmadığına karar vermesi gerekir. İşyeri ya da işletmenin faaliyetini sürdürmesi, masanın menfaatine uygun değilse ve kapatılmasına karar verilirse, iflas masası bildirim önellerine uyarak iş sözleşmelerini feshetmelidir. Burada iflas fesih için “geçerli bir sebep” tir.
İflas idaresi işyeri ya da işletmenin faaliyetinin sürdürülmesine karar verecek olursa, iflas idaresi iş sözleşmesinin aynen ifa edilip edilmeyeceğine karar vermek hususunda seçim hakkına sahiptir. İflas idaresi, iş sözleşmesinin aynen ifasının iflas masasının menfaatine uygun olduğuna karar verirse, teminat göstererek sözleşmeyi aynen ifa edebilir. Bu durumda iş sözleşmesinin müflisin şahsına ifa edilmesi gereken bir sözleşme olmaması gerekir. İflas idaresinin sözleşmenin devamına karar vermesi durumunda tarafların sözleşmeden doğan hak ve borçları aynen devam eder.
İş sözleşmesinin aynen devamına karar verilmesi halinde işçi ücreti için ayrıca teminat isteme hakkına sahiptir. Masa işçinin istediği teminatı göstermezse, işçi iş sözleşmesini bu nedene dayanarak feshedebilir. İşçinin istemiş olduğu teminat iflas masası tarafından gösterilirse, iş sözleşmesinin sona ermesi artık yasa ve sözleşme hükümlerine tabidir.
Masanın iş sözleşmesinin aynen ifasını reddetmesi durumunda, sözleşme kendiliğinden sona ermez. Tarafların fesih yönünde irade açıklamasında bulunması gerekir. Burada iflasının iş sözleşmesinin feshi için geçerli bir neden teşkil edebilmesi için iflas idaresinin sözleşmenin ifasına neden gerek duyulmadığını açıkça ortaya koyması gerekir.
İşverenin iflası halinde işçi alacakları imtiyazlı alacak olarak kabul edilmiştir. Ancak bu güvencenin yeterli olduğunu söylemek güçtür. Zira, işverenin iflası halinde öncelikle rehinli alacaklar, masa alacakları, bir malın aynından doğan amme alacakları, özel yasalarda kabul edilmiş imtiyazlı alacaklar ödendikten sonra kalan para İİK m.206 da öngörülen sıraya gör imtiyazlı ve imtiyazsız alacaklara ödenecektir. Bu durumda işçi alacaklarına sıranın gelmesi pratikte mümkün olmamaktadır. Bu nedenle işçi alacaklarının masa alacağı olarak kabul edilip, en azından rehinli alacaklardan önce ödenmesi gerekir. Yine İİK. 206 hükmünün İş Kanunu m. 33’le birlikte ele alınması ve yeniden düzenlenmesi uygun olur.
A.Couret, J. Larrieu, F. Macorig-Venier vd., : La Réform du Droit Des Entreprises en Difficulté, Montchrestien, Paris 1995.
Akı, Erol : İHU, İş K. 17 No.7.
Altay, Sümer : Türk İflas Hukuku, İstanbul 2004.
Atalay, Oğuz : “İflasın Ertelenmesi”, Bankacılar Dergisi, S.47, 2003.
Atalay, Oğuz : “İflasın Ertelenmesi”, Prof.Dr. Baki Kuruya Armağan, Ankara 2004.
Aydın, Ufuk : “Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda İşverenin İflası Halinde İşçi Alacaklarının Korunması”, Kamu-İş, C.5, S.2, Ocak 2000.
Bailly, Pierre : “Le Contrat de Travail et Le Transfert de L’Entreprise en Difficulté”, Gazete du Palais, Recueil Septembre-Octobre 2002.
Baki, Kuru : İflas ve Konkordato Hukuku, Tıpkı Basım, İstanbul 1888.
Baron, Frédéric : “La Date de Naissance Des Créances Contractuelles à L’Épreuve du Droit Des Procédures Collectives”, RTD com, Janvier-Mars 2001.
Béal, Stéphane : “Sociétés en Difficulté et Loi de Modernisation Sociale”, JCP, Le Semaine Juridique Entreprise et Affaire, N°38, 19 Septembre 2002.
Berkin, Necmeddin M. : Alman İflas Hukuku, I, İstanbul 1957.
Berkin, Necmeddin M. : İflas Hukuku, İstanbul 1972.
Centel, Tankut : İş Hukukunda Ücret, İstanbul 1988.
Chagny, Yves : “Quelques Aspects de la Garantie Des Créances Résultant du Licenciement Pour Motif Économique par L’Entreprise en Difficulté”, Gazette du Palais, Recueil Septembre-Octobre 2002.
Clavel-Fauquenot, Marie-Françoise/ Duras, Sylvie/ Marignier, Natacha : Le Comité d’Entreprise, Edition Liaisons, Paris 1999.
Derrida, Fernand : “Redressement et Liquidation Judiciaires”, Recueil Dalloz n°1, 2000.
Derrida, Fernand/ Godé, Pierre/ Sortais, Jean-Pierre : Redressement et Liquidation Judiciaire Des Entreprises, 3. Édition, Dalloz, Paris 1991.
Derrida, Fernand/ Sortais, Jean-Pierre : “La Reform du Droit des Entreprises en Difficulté”, Recueil Dalloz Sirey, 1994, 34.
Domaniç, Hayri : Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK Şerhi II, İstanbul 1988.
Ekmekçi, Ömer : “Türk Hukukunda İşyerinin Devrinin Bireysel ve Toplu İş Hukuku Bakımından Etkisine İlişkin Sorunlar”, İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Galatasaray Üniversitesi Yayını, İstanbul 1999.
Eriş, Gönen : Uygulamalı İflas ve Konkordato Hukuku, Ankara 1991.
Erkul, İhsan : Uygulamalı Sosyal Politika Dersleri, Türk İş Hukuku, Birinci Cilt, 1475 Sayılı İş Kanunu ve Uygulaması, Eskişehir 1985.
Eyrenci, Öner/ Taşkent, Savaş/ Ulucan, Devrim : Bireysel İş Hukuku, İstanbul 2004.
Guyon, Yves : Droit Des Affaires, Tome II, Entreprises en Difficultés Redressement Judiciaire-Faillite, 8. Édition, Dalloz, Paris 2001.
Güzel, Ali : İşverenin Değişmesi-İşyerinin Devri ve Hizmet Akitlerine Etkisi, İstanbul 1987.
İnce, Ergun : Her Yönüyle Ücret, İstanbul 1990.
İzveren Adil/ Akı Erol : İş Hukuku, I. Cilt, Bireysel İş Hukuku, 1. Baskı, İzmir 1999.
İzveren, Adil : İş Hukuku, (I,II,III), Ankara 1974.
Jeantin, Michel : Droit Commercial, Instruments de Paiment et de Crédit Entreprise en Difficulté, 4 Édition, Dalloz, Paris 1995.
Kanga, Bienvenue : Entreprise En Difficulté Et Droit Des Salaries: De L’Illusion au Désesproir, These de Doctorat en Droit Privé, Universite Paris XIII, 1993.
Keser, Hakan : Türk Hukukunda İşçi Alacaklarının Korunması, T.Haber-İş Sendikası Yayınları, İzmir 1998.
Kılıçoğlu, Mustafa : İş Kanunu Şerhi, Ankara 1999.
Kuru Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz Ejder : İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 14. Bası, Ankara 2001.
Kuru, Baki : İcra ve İflas Hukuku, C.3, Ankara 1993.
Kuru, Baki/ Görgün, Şanal : İcra ve İflas Hukuku Bilgisi, Ankara 1997.
Meller, J. Léo : De la Notion de Créancier de La Masse Dans La Faillite, Préface de M.R.Demogue, Paris 1935.
Mollamahmutoğlu, Hamdi :Hizmet Sözleşmesi (Kuruluş - İçerik - Sona Erme), Ankara 1995.
Morvan, Patrick : “Le Contrôle Judiciare Des Licenciements Pour Motif Économique Prononcés au Cours d’un Procédure Collective”, Droit Social, N°5 Mai 1998.
Oğuzman, M. Kemal : Türk Borçlar Kanunu ve İş Mevzuatına Göre Hizmet “İş” Akdinin Feshi, İstanbul 1955.
Özmumcu, Seda : İflasın Açılmasının Borçlar Hukuku Sözleşmeleri Üzerine Etkisi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1994.
Özveri, Murat : “İşverenin Aciz Hali, İflas, İşyerinin Kapatılması, İşyeri Devirleri ve Toplu İşçi Çıkarmalar”, İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1999.
Pétel, Philippe : Procédures Collectives, Dalloz, Paris 1998.
Rodière, Pierre : Droit Social de L’Union Européenne, 2.Édition, L.G.D.J., Paris 2002.
Saint-Alary-Houin, Corinne : Droit des Entreprises en Difficulté, 4. Édition, Montchrestien, Paris 2001.
Saymen, Ferit H. : Türk İş Hukuku, İstanbul 1954.
Serozan, Rona : Sözleşmeden Dönme, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1975.
Süzek, Sarper : İş Hukuku, İstanbul 2002.
Tercan, Erdal : İflasın Sözleşmelere Etkisi, Ankara 1996.
Teyssié, Bernard : “Droit du Travail, 1. Relation Inviduelles de Travail”, JCP, Le Semaine Juridique Entreprise et Affaire, N°28, 11 Juillet 2002.
Teyssié, Bernard : Droit Européen du Travail, 2.Baskı, Litec Groupe Lexis Nexis, Édition du Juris-Classeur, Paris 2003.
Tolga, Muammer Vassaf : İş Hukuku, İstanbul 1943.
Triclin, Alexis : L’Emploi Dans L’Entreprise En Crise, These de Doctorat en Droit Privé, Universite De Paris X-Nanterre, 1991.
Tunçomağ, Kenan : İş Hukukunun Esasları, İstanbul 1989.
Tunçomağ, Kenan : Türk Borçlar Hukuku, C.II, Özel Borç İlişkileri, Üçüncü Bası, İstanbul 1977.
Tunçomağ, Kenan/ Centel, Tankut : İş Hukukunun Esasları, İstanbul 2003.
Turan, Kamil : Ferdi İş Hukuku, Ankara 1993.
Üstündağ, Saim : İflas Hukuku, 6.Bası, İstanbul 2002.
von Tuhr, Andreas : (Çev. Cevdet Edege), Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C.1,2, Ankara 1983.
Yılmaz, Ejder : İflas İdaresi, Ankara 1976.
[1] Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, C.3, Ankara 1993, 2599; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 14. Bası, Ankara 2001, 484; Baki Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, Tıpkı Basım, İstanbul 1888, 5.
[2] Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 91.
[3] Erdal Tercan, İflasın Sözleşmelere Etkisi, Ankara 1996, 6.
[4] Sümer Altay, Türk İflas Hukuku, İstanbul 2004, 651; Saim Üstündağ, İflas Hukuku, 6.Bası, İstanbul 2002, 64;Tercan, 7.
[5] Tercan, 7; Kuru, İcra İflas Hukuku, 2835.
[6] Kuru, İcra İflas Hukuku, 2869 dn.1.
[7] Üstündağ, 62, 69 vd.; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 179; Kuru, Arslan, Yılmaz, 557; Altay, I, 771; Tercan, 8;.
[8] Altay, 771-772; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 181; Kuru, Arslan, Yılmaz, 557.
[9] Altay, 772; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 180-181; Kuru, Arslan, Yılmaz, 557.
[10] Tercan, 9.
[11] Tercan, 9.
[12] Gönen Eriş, Uygulamalı İflas ve Konkordato Hukuku, Ankara 1991, 524; Tercan, 9.
[13] Andreas von Tuhr, (Çev. Cevdet Edege), Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C.1,2, Ankara 1983, 645.
[14] Kiracının iflası halinde hasılat kirası (BK m.290/I), vekalet (BK m.397/I), Komisyon (BK m.416/ı; 397/I), acentalık (TK m.133/II; BK m.397/I), adi şirket (BK m.535/III) vb. Bkz. Seda Özmumcu, İflasın Açılmasının Borçlar Hukuku Sözleşmeleri Üzerine Etkisi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1994, 3; Tercan, 13, von Tuhr, 645; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 212-213.
[15] Üstündağ, iflas, Hukuku, 90; Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2947-2948; Adi kira (BK m.254; 261), ödünç sözleşmesi (BK m.310), hizmet akdi (BK m.346; 344), yayın (BK m.384), havale (BK m.461/III), Kefalet (BK m.502; 486) vb.; Hakkında özel düzenleme bulunmayan ve iflasla sona ermeyen sözleşmeler için (satım sözleşmesi (BK m.182 vd), trampa (BK m.232; 233), istisna (BK m.355 vd.), vedia (BK m.463)), İİK m.198/I ve BK m.82 uygulanacaktır. Bu hükümler, hakkında özel hüküm bulunan ve iflasla sona ermeyen sözleşmelerde de genel hüküm olarak uygulama alanı bulur. Bkz. Özmumcu, 20-21; Tercan, 13; von Tuhr, 645.
[16] Tercan, 12.
[17] M. Kemal Oğuzman, Türk Borçlar Kanunu ve İş Mevzuatına Göre Hizmet “İş” Akdinin Feshi, İstanbul 1955, 81; Adil İzveren, İş Hukuku, (I,II,III), Ankara 1974, 158; Ferit H. Saymen, Türk İş Hukuku, İstanbul 1954, 545; Adil İzveren, Erol Akı, İş Hukuku, I. Cilt, Bireysel İş Hukuku, 1. Baskı, İzmir 1999, 243-244; İzveren’ e göre iflas, iş münasebetini (derhal değil, fakat vaktinden önce) sona erdiren bir sebep olarak kabul edilmelidir. Bkz. İzveren, 177.
[18] Saymen, 545.
[19] Alexis Triclin, L’Emploi Dans L’Entreprise En Crise, These de Doctorat en Droit Privé, Universite De Paris X-Nanterre, 1991, 165; J.Léo Meller, De la Notion de Créancier de La Masse Dans La Faillite, Préface de M.R.Demogue, Paris 1935, 250; Altay, II, 1057; Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2947-2948; Tercan, 17, 250; Muammer Vassaf Tolga, İş Hukuku, İstanbul 1943, 161; Oğuzman, Fesih, 82 vd., 84 Saymen, 546; Özmumcu, 200-201; İzveren, 158; İzveren, Akı, 243-244; Ömer Ekmekçi, “Türk Hukukunda İşyerinin Devrinin Bireysel ve Toplu İş Hukuku Bakımından Etkisine İlişkin Sorunlar”, İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Galatasaray Üniversitesi Yayını, İstanbul 1999, 28; İhsan Erkul, Uygulamalı Sosyal Politika Dersleri, Türk İş Hukuku, Birinci Cilt, 1475 Sayılı İş Kanunu ve Uygulaması, Eskişehir 1985, 131; Murat Özveri, “İşverenin Aciz Hali, İflas, İşyerinin Kapatılması, İşyeri Devirleri ve Toplu İşçi Çıkarmalar”, İş Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1999, 73; Erol Akı, İHU, İş K. 17 No.7.
[20] Y9HD., 14.11.1995, E.17661, K.34218, Mustafa Kılıçoğlu, İş Kanunu Şerhi, Ankara 1999, 142.
[21] “İşyerinin iflas sebebiyle kapalı kaldığı ancak iş akdinin taraflarca feshedilmeyip çalışmanın sürdürüldüğü anlaşılmaktadır” (özet), Y9HD, 2.7.1986, E.1986/5630, K.1986/6915, TÜHİS, C.10, S.5, 23; Fransız hukukunda da işverenin iflası iş sözleşmesi sona erdiren bir neden olarak kabul edilmemiştir. İflas prosedürü süresince (redressement judiciaire, liquidation judiciaire) işletme faaliyetin devam ettiriyorsa, iş sözleşmesi geçerliliğini sürdürür. Bkz. Frédéric Baron, “La Date de Naissance Des Créances Contractuelles à L’Épreuve du Droit Des Procédures Collectives”, RTD com, Janvier-Mars 2001, 6; Fernand Derrida, Pierre Godé, Jean-Pierre Sortais, Redressement et Liquidation Judiciaire Des Entreprises, 3. Édition, Dalloz, Paris 1991, 355; Philippe Pétel, Procédures Collectives, Dalloz, Paris 1998, 112; J. Léo Meller, De la Notion de Créancier de La Masse Dans La Faillite, Préface de M.R.Demogue, Paris 1935, 250; Corinne Saint-Alary-Houin, Droit des Entreprises en Difficulté, 4. Édition, Montchrestien, Paris 2001, 351; Michel Jeantin, Droit Commercial, Instruments de Paiment et de Crédit Entreprise en Difficulté, 4 Édition, Dalloz, Paris 1995, 409; Yves Chagny, “Quelques Aspects de la Garantie Des Créances Résultant du Licenciement Pour Motif Économique par L’Entreprise en Difficulté”, Gazette du Palais, Recueil Septembre-Octobre 2002, 1366; Michel Jeantin, Droit Commercial, 4. Édition, Dalloz, Paris 1995, 585; İşletmenin hukuki iyileştirme veya tasfiye sürecine girmiş olması, iş sözleşmesinin feshi için geçerli bir neden teşkil etmez. İşletme hukuki iyileştirme sürecine girdiğinde, ekonomik nedenle fesih, normal fesih prosedüründen farklı yöntemle gerçekleştirilebilmektedir ve prosedür kolaylaştırılmıştır. Bkz. A.Couret, J. Larrieu, F. Macorig-Venier vd., La Réform du Droit Des Entreprises en Difficulté, Montchrestien, Paris 1995, 91; Goasguen, Gırodroux, 1555 vd; Yves Guyon, Droit Des Affaires, Tome II, Entreprises en Difficultés Redressement Judiciaire-Faillite, 8. Édition, Dalloz, Paris 2001, 295; Corinne Saint-Alary-Houin, Droit des Entreprises en Difficulté, 4. Édition, Montchrestien, Paris 2001, 352; Michel Jeantin, Droit Commercial, Instruments de Paiment et de Crédit Entreprise en Difficulté, 4 Édition, Dalloz, Paris 1995, 409; Fernand Derrida, “Redressement et Liquidation Judiciaires”, Recueil Dalloz 2000, n°1, 6; Hukuki iyileşme sürecinde de fesih son çare olarak görülmelidir. İşveren İşçinin işyeri işletme veya grup içerisinde başka işe yerleştirilmesi, uyumu, eğitimi için yapılması gereken her şey yapıldıktan sonra fesih yoluna gidilebilir (C. Trav. L.321-1). Bkz. Stéphane Béal, “Sociétés en Difficulté et Loi de Modernisation Sociale”, JCP, Le Semaine Juridique Entreprise et Affaire, N°38, 19 Septembre 2002, 1470; Yargıç, yapacağı incelemede feshin gerçekten acil, kaçınılmaz ve zorunlu nitelik taşıyıp taşımadığını kontrol eder. Aksi halde izin talebini reddeder. Bkz. Bienvenue Kanga, Entreprise En Difficulté Et Droit Des Salaries: De L’Illusion au Désesproir, These de Doctorat en Droit Privé, Universite Paris XIII, 1993, 140; Patrick Morvan, “Le Contrôle Judiciare Des Licenciements Pour Motif Économique Prononcés au Cours d’un Procédure Collective”, Droit Social, N°5 Mai 1998, 443 vd; Fernand Derrida, Jean-Pierre Sortais, “La Reform du Droit des Entreprises en Difficulté”, Recueil Dalloz Sirey, 1994, 34; Marie-Françoise Clavel-Fauquenot, Sylvie Duras, Natacha Marignier, Le Comité d’Entreprise, Edition Liaisons, Paris 1999, 209; Bernard Teyssié, “Droit du Travail, 1. Relation Inviduelles de Travail”, JCP, Le Semaine Juridique Entreprise et Affaire, N°28, 11 Juillet 2002, 1192; Fernand Derrida, Pierre Godé, Jean-Pierre Sortais, Redressement et Liquidation Judiciaire Des Entreprises, 3. Édition, Dalloz, Paris 1991, 355, 362 vd.; Jeantin, 592-593; İflas prosedürü içerisinde işletmenin devri sözkonusu olursa, iş sözleşmeleri yeni işverenle devam eder. İşveren, işçilerin iş sözleşmesinde öngörülen şartlarla bağlıdır (C. Trav. L.122-12 al. 2). Yeni işveren iş sözleşmelerini ekonomik nedenlerle sona erdirebilir. Bkz. Pierre Bailly, “Le Contrat de Travail et Le Transfert de L’Entreprise en Difficulté”, Gazete du Palais, Recueil Septembre-Octobre 2002, 1359 vd.; Derrida, Godé, Sortais, 356-357.
[22] Tercan, 250; Oğuzman, 82; İzveren, Akı, 244; Tolga, 161.
[23] Oğuzman, Fesih, 82.
[24] Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224; Oğuzman, 82; Tercan, 250; Tolga, 161.
[25] Oğuzman, Fesih, 82-83.
[26] İzveren, 158; İzveren, Akı, 244; İflas masası, tüzel kişi olmamakla birlikte, tüzel kişiliğe yaklaşan kendine özgü bir hukuk süjesidir. İflas idaresi de iflas masasının bir organıdır. İflas idaresinin teşkili ve işleyişi 17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı Yasayla (RG. 30.7.2003, No:25184) değiştirilen 2004 sayılı İİK m.223’de düzenlenmiştir. İflas idaresi üç iflas idare memurun oluşur. İflas idare memurları alacaklılar tarafından gösterilen altı aday arasından icra mahkemesince seçilir. İcra mahkemesi, iflas idaresini oluşturacak iki memuru alacak çoğunluğuna sahip olanların gösterdiği dört aday, birini de alacaklı çoğunluğunun göstereceği iki aday arasından seçer (m.223/I). İflas idaresi seçildikten sonra masanın idare ve tasfiyesi işi ona bırakılır (m.223/II). İflâs idaresi toplantıları, idare memurlarının veya herhangi bir alacaklının gündem belirlemek suretiyle yapacağı talep üzerine iflâs dairesi müdürünün toplantı gününden en az yedi gün önce göndereceği çağrı üzerine yapılır. İflâs idaresi, kararlarını çoğunlukla alır; ancak toplantıya her üç iflâs idare memurunun da katılmaması hâlinde iflâs dairesi müdürü iflâs idaresinin görevini yüklenir ve iflâs idaresi adına tek başına karar alır. Toplantıya iflâs idaresi memurlarından birinin veya ikisinin iştiraki hâlinde iflâs dairesi müdürü de bu toplantıya katılır. Karar alınamaması hâlinde iflâs dairesi müdürünün oyu doğrultusunda işlem yapılır. İflâs masasına alacaklı olarak müracaat eden alacaklılar, tebligata elverişli adres göstermek ve Adalet Bakanlığınca çıkarılacak tarifede gösterilecek yazı ve tebliğ masrafları için avans vermek suretiyle iflâs idaresince alınacak kararların kendilerine tebliğini isteyebilirler. Bu muameleyi yaptırmış alacaklılar hakkında iflâs idare memurunun kararlarına karşı kanun yolları kendilerine tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar.
[27] İzveren, Akı, 286; Tolga, 161; Saymen, 546.
[28] Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, C.II, Özel Borç İlişkileri, Üçüncü Bası, İstanbul 1977, 946-947; Tercan, 251; Sarper Süzek, İş Hukuku, İstanbul 2002, 320; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224.
[29] Tercan, 251.
[30] 2001/23 sayılı AB Yönergesinde de iflas halinde Yönergenin devirle ilgili hükümlerin, devir sözleşmeden kaynaklansa dahi uygulanmayacağı kabul edilmiştir (m.5). Ancak işletmenin iyileştirme programı kapsamına alınması döneminde gerçekleştirilen devirlerde, Yönerge hükümleri uygulanacaktır. Ciddi ekonomik kriz durumlarında devralan işveren işçilerin iş şartlarında işin temel niteliğini korumak şartı ve devamını sağlamak amacıyla değişikliğe gidebilir (m.5/3). Bkz. Bernard Teyssié, Droit Européen du Travail, 2.Baskı, Litec Groupe Lexis Nexis, Édition du Juris-Classeur, Paris 2003, 228-229; Pierre Rodière, Droit Social de L’Union Européenne, 2.édition, L.G.D.J., Paris 2002, 390-391.
[31] Saymen’ e göre, iflas hükümlerine göre tasfiye yapılır ve işletme birisine satılırsa, hakiki manada bir devir yoktur, sadece bir alım-satım veya ihale yoluyla iktisap vardır. Bkz. Saymen, 225.
[32] Rona Serozan, Sözleşmeden Dönme, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1975, 359; Tercan, 96-97.
[33] İİK m.198/I, alacaklıya hakları tehlikede olmadığı halde teminat isteme hakkı tanıdığından, BK m.82’i aşan bir uygulama alanına sahiptir. Zira BK m.82’ye göre karşı tarafın teminat isteyebilmesi için haklarının tehlikeye düşmüş olması gerekirken, İİK m.198’de böyle bir şart aranmamıştır. Bkz. Tercan, 98.
[34] Tercan, 97; Serozan, 363.
[35] Serozan, 359; TTK. m.1302’de öngörülen üç günlük süre burada da uygulanmamalıdır. Bkz. Necmeddin M. Berkin, İflas Hukuku, İstanbul 1972, 271, dn.15.
[36] İflas idaresinin hukuki niteliği ve iflas masasıyla ilişkisi hakkında geniş bilgi için bkz. Üstündağ, iflas, Hukuku, 72 vd.; Ejder Yılmaz, İflas İdaresi, Ankara 1976, 27 vd.
[37] Özmumcu, 29; Eriş, 572; Üstündağ, 89; İzveren, 177; Tercan, 254.
[38] Tercan, 22 vd.
[39] Tercan, 49-50; İzveren’ e göre iflas bir tür ölüme benzer bir durumdur. Bkz. İzveren, 177.
[40] Tercan, 49; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224 dn.40; Oğuzman, 81-82,dn.166.
[41] Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224 dn.40; Oğuzman, 81-82, dn.166; Tercan, 50.
[42] Tercan, 254.
[43] Tercan, 17, 255; İzveren, 158.
[44] İflas idaresinin seçme hakkını kullanma zamanına ilişkin görüşler için bkz. Tercan, 62 vd.
[45] Tercan, 63.
[46] Tercan, 65.
[47] Ali Güzel, İşverenin Değişmesi-İşyerinin Devri ve Hizmet Akitlerine Etkisi, İstanbul 1987, 34; Baki Kuru, Şanal Görgün, İcra ve İflas Hukuku Bilgisi, Ankara 1997, 225; İzveren, 158; Tolga, 161; Saymen, 546; Eriş, 617; Özmumcu, 201.
[48] Oğuzman, 82; Güzel, 35; Tolga, 161; İzveren, 158,177; Saymen, 546; Özmumcu, 201; yazar, işverenin sahip olduğu işyerlerinin çalışmasına devam kararı verildiği hallerde, hizmet (iş) ilişkisinin ve iş sözleşmesinin devamı konusunda bir ayrıma gitmiş ve hizmet ilişkisinin devam ettiğini ancak, iş sözleşmesinin devamına iflas idaresinin karar vereceğini belirtmiştir. Bkz. Özmumcu, 201-202. Kanımızca, burada bu şekilde bir ayrıma gitmeye gerek yoktur. İşverene ait işyerlerinin devamı konusunda bir karar verildiğinde, hem hizmet ilişkisi hem de iş sözleşmesi devam etmektedir. Sadece sözleşmede işveren tarafının yerine, iflas idaresi geçmektedir. İflas idaresinin iş sözleşmesinin devamı konusunda vereceği karar, taraflar arasındaki sözleşmenin var olup olmadığı konusunda değil, sana erdirilip erdirilmeyeceğine ilişkindir.
[49] Necmeddin M. Berkin, Alman İflas Hukuku, I, İstanbul 1957, 78; Eriş, 770; Güzel, 35, 201 vd.; Tolga, 161.
[50] Eriş, 770; Üstündağ, iflas, 90; İzveren, 158; Tercan, 255; Ancak öğretide işçinin iflasın açılmasından önce doğmuş ücret alacakları ile, iflasın açılmasından sonra doğan ücret alacakları arasında bir ayrım yapılmaktadır. Buna göre, işçinin işveren hakkında iflasın açılmasından önce doğmuş olan ücret alacakları “iflas alacağı” olarak kabul edilmekte ve İİK.m.206'da düzenlenen ayrıcalıklardan yararlanabilmektedir. Buna karşın, işçinin iflasın açılmasından sonraki döneme ait ücret alacaklarının borçlusu, bizzat iflas masası olduğundan, bu alacak iflas alacağı değil, “masa alacağı” dır ve iflas masasından masa alacağı olarak talep edilebilecektir. Bkz. Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224; Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2971; Altay, 653 vd.; Tankut Centel, İş Hukukunda Ücret, İstanbul 1988, 347; Özmumcu, 202. Kanımızca, iflasın açılmasından sonra iş sözleşmesi sona erdirilmeyip, çalışmasına devam eden işçinin ücretinde, bu şekilde bir ayrıma gidilmesi uygun değildir. Artık çalışmasını sürdüren işçinin, iflasın açılmasından önce ve sonra doğmuş ve doğacak ücret alacaklarını bir bütün halinde, masa alacağı olarak kabul etmek, İş Hukukunun işçiyi koruma ve ücretin korunması ilkelerine uygun olacaktır.
[51] Eriş, 771; İzveren, 158,177; İzveren, Akı, 286.
[52] Hamdi Mollamahmutoğlu,Hizmet Sözleşmesi (Kuruluş - İçerik - Sona Erme), Ankara 1995, 158.
[53] Tunçomağ, Borçlar Hukuku II, 946.
[54] Tercan, 255.
[55] Oğuzman, 83, dn.173.
[56] Oğuzman, 83, dn.173; Tercan, 265; Üstündağ, 90.
[57] Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224; Kuru, İcra ve İflas Hukuku , 2971; Özmumcu, 204; İzveren, 177; İzveren, Akı, 287.
[58] Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 224; Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2971; Özmumcu, 204; Tercan, 256 dn.38’ de belirtilen kaynaklar; Alman İflas Kanunun 22.maddesine göre, müflisin ev idaresinde, iktisadi işletmelerinde veya ticari işletmelerinde yapmış olduğu iş sözleşmesini taraflardan herbiri fesih ve feshi ihbar edebilir. Bu durumda taraflar arasında daha kısa bir fesih süresi öngörülmemişse, fesih kanuni sürelere tabi olur. İflas idare iş sözleşmesini feshi ihbar yoluyla fesh etmesi halinde diğer taraf (işçi), fesih nedeniyle uğradığı zararların tazminini talep edebilir. Bkz. Geniş bilgi için bkz. Berkin, Alman İflas Hukuku, 98 vd.
[59] Bkz. Mollamahmutoğlu, Hizmet Sözleşmesi, 161.
[60] Tercan, 257, dn.41; Oğuzman, 83 dn.173.
[61] Tercan, 258.
[62] Tercan, 258.
[63] Tercan, 259.
[64] Tercan, 259.
[65] Ufuk Aydın, “Uluslararası Hukukta ve Türk Hukukunda İşverenin İflası Halinde İşçi Alacaklarının Korunması”, Kamu-İş, C.5, S.2, Ocak 2000, 73.
[66] Her ne kadar İİK.m.206’da işçi alacakları imtiyazlı alacaklar olarak kabul edilse de bu mutlak değildi. Aşağıda görüleceği gibi, iflas masasına dahil malların satışı sonucu elde edilen paradan rehin alacakları, masa alacakları, amme alacakları ve özel yasalarla ayrılacağı kabul edilmiş alacaklar ödendikten sonra kalan para ücret alacaklarına tahsis edilecektir. Görülebileceği gibi, bu düzenleme ücretlerin tam olarak işçilere ödenmesini teminden uzaktır. Bu nedenle bu hüküm, Avrupa Birliğinin 80/987 sayılı Yönergesiyle uyumlu değildi. Yeni İş Kanununda yapılan işçi alacaklarının korunmasına yönelik düzenlemelerle, mevzuatımız Avrupa birliği mevzuatıyla da uyumlu hale getirilmiştir.
[67] Hakan Keser, Türk Hukukunda İşçi Alacaklarının Korunması, T.Haber-İş Sendikası Yayınları, İzmir 1998, 38; Centel, Ücret, 346.
[68] Berkin, İflas Hukuku, 293; Üstündağ, 104.
[69] İİK m.206 maddesi 4949 Sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Bkz. RG. 30.7.2003, No:25148.
[70] Ergun İnce, Her Yönüyle Ücret, İstanbul 1990, 242; Altay, II, 1409; Üstündağ, iflas, Hukuku, 105 vd.; “…İİK’ nun 206. maddesinin birinci sıra (f) bendi hükmüne göre, işçi ihbar ve kıdem tazminatlarından oluşan alacaklar, aynı Kanunun 289/son maddesi hükmü gereği konkordato hükmünden müstesna olup…”. Bkz. Y9HD., 18.5.1988, E.8228, K.6412, Tunçomağ, Değerlendirme 1988, 109.
[71] Öner Eyrenci, Savaş Taşkent, Devrim Ulucan, Bireysel İş Hukuku, İstanbul 2004, 114; Kamil Turan, Ferdi İş Hukuku, Ankara 1993, 103; İzveren, 158; İnce, Her Yönüyle Ücret,111 vd. Buradaki ücret kavramı, nakdi ve ayni ücret olarak (ücret eklerinden olan ikramiye, prim, tatil ve fazla mesai ücretleriyle ücretten sağlanan diğer her türlü ani tediye olarak) ücrete dahil bütün unsurları kapsar. Bkz. İzveren, Akı, 244; 15.6.1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3222 sayılı yasayla yapılan değişiklikten önce bu süre 6 aydı. Yapılan değişikle tüm ücret alacaklarında bu süre 1 yıla çıkartılmıştır.
[72] Süzek, İş Hukuku, 320; Tunçomağ, İş Hukukunun Esasları, Beta Yayınevi, İstanbul 1989, 134; Kenan Tunçomağ, Tankut Centel, İş Hukukunun Esasları, İstanbul 2003, 123; İzveren, 158; Keser, 39.
[73] İflas alacakları, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklardır. Bu alacaklar masaya yazdırılabilir ve iflasın tasfiyesinde dikkate alınır. Müflisin iflasın açılmasından sonra yaptığı borçlar bir iflas alacağı değildir. Bu nedenle masaya yazdırılamaz be masadan kendilerine pay ayrılamaz. İflas idaresi tarafından iflas tasfiyesinin devamı için yapılan borçlar masa alacağıdır. Bu borçlar da iflas masasından istenir. İflas kararının ilanı, masa mallarının muhafazası için yapılan masraflar, iflas idaresinin sözleşmeye girmesi (m.198/I c.2) halinde diğer tarafın sözleşmeden doğan alacağı iflas idaresinin ücreti (m.223/II) vb. Masa alacakları garameye (oranlamaya) tâbi olmadan tam olarak ödenir. İflas alacaklarıysa, m.206’da öngörülen sıraya göre ödenir. Bkz. Tercan, 9-10; Özmumcu, 21 dn.67; Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2861-2863; Kuru, İflas ve Konkordato Hukuku, 172-173.
[74] Üstündağ, iflas, Hukuku, 90; İzveren, 158; İzveren, Akı, 244; Kuru, Aslan, Yılmaz, 550-551.
[75] Centel, Ücret, 347; Keser, 40; İzveren, 158; İzveren, Akı, 244; Kuru, Aslan, Yılmaz, 551; “Davalı işçinin sıra cetvelinin birinci sırasına kaydedilebilecek alacağı İİK m.206 uyarınca iflastan geriye doğru bir yıllık ücret ve parayla ölçülebilen hak ve menfaatleri ile bir yıllık süre bakılmaksızın kıdem ve ihbar tazminatıdır. Ancak işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa, birinci sıraya kaydı gereken ücret alacağı, iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık süre ile ayrılma tarihi arasındaki zaman dilimine inhisar eder”. Bkz. Y.19.HD,.10.2.1995, E.10158, K.977, Altay, II, 1112-1113.
[76] Aynı yönde bkz. Keser, 40.
[77] Madde 17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı Yasayla değiştirilmiştir. Bkz. RG. 30.7.2003, No:25184.
[78] “3222 sayılı Kanun’la değişen İİK’ nin 206.maddesinin birinci sıra (f) bendi hükmüne göre, işçi ihbar ve kıdem tazminatlarından oluşan alacaklar, aynı Kanun’un 289/son maddesi hükmü gereği konkordato hükmünden müstesna olup, bu konudaki mahkemenin verdiği tasdik hükmünün sonuca etkili olmayacağına binaen borçlunun itirazları varit değildir”. Bkz. Y12HD., 12.5.1998, E.1987/9228, K.1988/6412, Yargıtay Kararları CD’si.
[79] Burada bu tarihi icra tetkik merciinin konkordato mühleti vermesi kararının tarihi olarak kabul etmek gerekecektir. Bkz. Keser, 42.
[80] RG. 30.7.2003, No:25184; Bu yasayla erteleme süresinin azami bir yıl olduğu ve bir yıl daha uzatılabileceği kabul edilmişti. Yasada 12.2.2004 tarih ve 5092 sayılı Yasayla (RG. 21.2.2004, No:25380) yapılan değişiklikle, Bu sürenin kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabileceği, ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemeyeceği öngörülmüştür (İİK.m.179b/IV).
[81] İflasın ertelenmesine ilişkin olarak getirilen bu hükümle, TTK m.324/II de anonim şirketler için öngörülen iflasın ertelenmesi kurumu, tüm sermaye şirketleri ve kooperatifler için genel bir uygulama haline getirilmiştir. Bkz. Oğuz Atalay, “İflasın Ertelenmesi”, Prof.Dr. Baki Kuruya Armağan, Ankara 2004, 49.Anonim şirketlerde iflasın ertelenmesi konusunda geniş bilgi için bkz. Hayri Domaniç, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK Şerhi II, İstanbul 1988, 535 vd.
[82] Atalay, Armağan, 52.
[83] Atalay, Armağan, 64.
[84] Oğuz Atalay, “İflasın Ertelenmesi”, Bankacılar Dergisi, S.47, 2003, 95.
[85] Bu düzenleme, öğretide işçi alacaklarının çok fazla olması durumunda, ertelemenin anlamsızlaşacağı ve istenen faydanın elde edilememesine yolaçacağı nedeniyle eleştirilmiştir. Yine bu yolla, iyileştirme için gerekli olan malvarlığı unsurlarının haciz yoluyla takipler sonucu elden çıkarılmasının önün açılması ve alacaklılar arasındaki eşitlik bozulmuş olacaktır. Bkz. Atalay, Armağan, 85; Atalay, 96.