|
|||||||||
|
Yrd.Doç.Dr.Hakan BİRSENOĞUL*
Parg. 1. Bir kararın meşrulaşmasının çıkış noktası genellikle yasadır. Yasa her şeyden önce direktiflerden oluşur. Her yasal direktif dil sayesinde aktarılır. Bir yasa metninin anlamı uygulamacı için çoğu zaman problemdir; çünkü dil kendi kapsamında tam olarak tespit edilmiş kavramları değil, aksine olası anlamı değişen normun çerçevesine, cümle oluşumuna ve kelimenin vurgusuna göre farklı olabilecek esnek ifadeleri kullanır[1]. Yaşanan olay içeriklerini belirten kelimeler tam değildir, bilakis örnekler vasıtasıyla sunulur ve öğretilir. Bu suretle kelimenin anlam içeriği, yasayı uygulayanın kelime ile neyi bağlamak istediğine göre değişir[2].
Parg. 2. Yasa koyucu çoğu kez -geleneksel terminolojiye göre- özellikle büyük “kavram yapıları”na sahip olan belirsiz hukuk kavramlarını kullanır. Belirsiz hukuk kavramları ve genel hükümler doldurulma gereksinimi olan kavramlardır. Yargıç bu yüzden sorun olan hukuk normunu (büyük önermeyi) bizzat değerlendirerek işlemek zorundadır. Bazen ilk bakışta belirli veya açık görünen yasa kavramlarının yorumlanması gerekebilir. Bu nedenle yargısal içtihatlarda sıkça kullanılan “açık yasa metinleri yorumlanamaz”[3] ifadesi yanlıştır. Çünkü açıklığın/belirliliğin tespiti, ancak norm ya da norm unsurlarının dahil edildiği çerçeve ve durumların analiziyle sağlanabilir.
Parg. 3. Uygulamada kanun metinlerinin olası lafzi anlam çerçevesinde yorumu geleneksel yorum yöntemleriyle ortaya çıkarılır. Ancak geleneksel yöntemlerin gereksinmelere yanıt veremediği durumlarda hermeneutik-somutlaştırma yöntemine de başvurulur[4].
Parg. 4. Vergi hukuku uygulaması, sadece “bir olayın yalın bir şekilde yasal bir unsura altlanması” faaliyeti midir? İlgili kuralların seçimi, bunların içerdiği kavramlardan ne anlaşıldığı ve somut olayın ilgili normlarda sunulan ölçülere göre değerlendirilmesi ve sınırı incelemenin konusunu oluşturmaktadır.
Parg. 5. Vergi hukuku teorisindeki metot sorunlarının incelenmesinde hukuk biliminin geleneksel metodolojisine uygun olarak sürekli altlama şemaları esas alınır[5]. Bu tümdengelim modeli yargısal karar ve ona temel oluşturan önerme arasındaki ilişkiyi yansıtmak için –şayet bu modelde büyük ve küçük önermelerin tamamı çıkarılabiliyorsa- yeterli sayılır. Geleneksel metodoloji subsumsiyon şemasının kullanımında genel-soyut hukuk normlarından yararlanır. Bu nedenle subsumsiyon modelini incelemeden önce vergi hukuku normlarının yapısal niteliğine değinmek gerekir.
Parg. 6. Vergi hukuku normları, hukuk kuralları olarak uygulanırlık kabiliyeti olan genel-soyut kurallardır. Bu normlar soyut olay için genel bir hukuksal sonuç tayin ederler. Hukuksal sonuç ile soyut olayın bağlantısı geçerli bir normu, etkin hukuksal emri oluşturur[6].
Parg. 7. Mantıksal anlamda hukuk kuralı bir önermedir. Şayet bir somut olay normda yer verilen soyut olayı (yasal unsuru) gerçekleştiriyorsa (tipikse), bunu bir hukuksal sonuç takip etmelidir. Bu bir şey olmalıdır; yani bir şey “... ise, ... olmalı” biçiminde tayin edilir[7]. Buna göre hukuk kuralları, hukuksal sonuçlara geçerlilik kazandırmayı hedef alırlar[8].
Parg. 8. Yasalar, kural olarak tam olmayan hukuk kurallarını oluşturan birden fazla ya da çok önermeden (cümlelerden) oluşurlar. Çoğu defa münferit bir yasa düzenlemesinin fonksiyonu yasal unsuru (soyut olayı) ya da bu yasal düzenlemenin münferit kavramlarını tanımlamaktır: “VUK.nun 8/1 maddesi anlamında mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişidir”. Diğer taraftan bazı önermeler (cümleler) çok geniş düzenlemelerin sınırlandırılmasına ya da belirginleşmesine yarar: GVK’nun 40 ıncı maddesi safi ticari kazancın saptanması için gayrisafi gelirden indirilmesi kabul edilen giderleri düzenlemektedir. İndirim hakkının kullanılabilmesini giderlerin belgeye bağlanmış olması şartıyla kabul eder. Bazı cümlelerde ise, göndermelere rastlanır. Şöyle ki, KVK’nun 12 inci ve 45 inci maddeleri, kazanç ya da iradın Türkiye’de elde edilmesi, Türkiye’de işyeri ve daimi temsilci bulundurulması konularında GVK’nun dar yükümlülükle ilgili 7 inci ve 8 inci maddelerine yollama yapmıştır.
Parg. 9. Tüm bu örneklerde ortak olgu, tam önermeler oldukları, ancak tam hukuk kaideleri olmadıklarıdır. Buna karşın tümü için; “tam olmayan ‘hukuk kuralları’dırlar ve bu şekilde etkin hukuksal emirlerin bir kısmını oluştururlar” şeklinde bir tanım yapılabilir. Örneğin KVK. nun 10 uncu maddesinde “kanuni merkez ve iş merkezi” tanımlanmıştır. Böylece bu madde ile -gelir ve kurumlar vergisi açısından tam ve dar yükümlülük ilişkisini kuran- üst kavram içeriğine işaret edilir. Burada iş merkezi ve yasal merkez kavramlarının tanımlanan anlamda anlaşılması gerektiği yönünde bir direktiften söz edilir.
Parg. 10. Dolayısıyla “iş merkezi ya da yasal merkez” kavramlarını içeren bir düzenlemenin somutlaşması söz konusu olduğunda artık KVK.’nun 10 uncu maddesi pratik olarak değerlendirilmelidir.
Parg. 11. Bütün eksiksiz hukuk kuralları gibi vergi hukuku normları da bir yasal unsur ve bir hukuksal sonuçtan oluşurlar. Yasal unsur genel-soyut bir şekilde tanımlanmış yorumsal olayı oluşturur; hukuksal sonuç ise vergi borcunu kapatmak için, vergi yükümlüsünün, yasal unsurun varlığında ortaya çıkan ödevini tanımlamada kendini gösterir. Vergi yasal unsuru (soyut olay), hukuksal sonucun, vergi yükümlüsünün vergi ödeme ödevinin, daha doğrusu devletin vergi talep etme hakkının bağlı olduğu tüm unsurları içerir[9].
Parg. 12. Eksiksiz vergi hukuku kuralına, formal içerik olarak bir örnek vermek gerekirse:
Parg. 13. “Her kim vergi koyma erkinin hakimiyetine tabi ise (vergi süjesi) ve yasanın vergi yükümünü bağladığı (vergi objesi) yasal unsuru (vergiyi doğuran olayı) gerçekleştirirse, yasal vergi ölçüsünde (oranı) gösterilen matraha uygulanan vergi borcunu kapatmakla yükümlüdür.”[10] biçiminde örnekleyebiliriz.
Parg. 14. Örnekte sözünü ettiğimiz vergi hukuk kuralı, vergi ödeme yükümünün (hukuksal sonuç) beş şarta bağlı olduğunu gösterir: Vergi koyma erkine, vergi süjesine, vergi objesine, vergi matrahına ve vergi oranına bağlıdır. Vergi hukuku ilişkisinin bu unsurları eksiksiz bir vergi hukuku normunu oluşturur. Bunlar vergi yasalarında tam olmayan hukuk kuralları şeklinde tanımlanmışlardır[11]. Bu unsurlar tekil vergi türlerini karakterize ederler[12]. Bu unsurlarla ilgili öğreti vergi hukuku dogmatiğinin temel kavramlarını ortaya çıkarır.
Parg. 15. Basit ve kompleks vergi objesi birbirinden ayrılır. Birincisinde sadece tek bir yasal unsur (örneğin, el değiştirme) vergi objesini oluşturur ve bu nedenle bu yasal unsurun (olayın) gerçekleşmesi vergi yükümlülüğünün doğması için yeterlidir; ikincisinde ise vergi objeleri kendilerince birden fazla olaydan ortaya çıkar. O halde örnek olarak gelir vergisinde safi gelir, safi kazanç vergi objesidir. Verginin konusu buna göre pozitif ve negatif özellikli birden fazla unsurdan meydana gelir. Vergi objesi daha şimdiden birkaç ön ya da ana sonuçların nihai sonucudur. Yani matrahı pozitif (gelirler) ve negatif unsurları (kazanç için yapılan masraflar; vergi borcunu kısmen ya da tamamen ortadan kaldırıcı veya vergi miktarını azaltıcı etkiye sahip oldukları için vergi indirim, muafiyet ve istisnalarına ilişkin hükümler) arasındaki farkın hesaplanması oluşturur. Uygulama sorunu bu tip somut olaylarda her bir hesap unsuru için kendini gösterir.
Parg. 16. Özet olarak eksiksiz vergi hukuku kurallarının mantıksal açıdan varsayımsal yargılar olarak değerlendirilebileceği söylenebilir. Eğer yasal unsur gerçekleştiyse, bu durumda hukuksal sonuç gerçekleşir. Eğer vergi hukuku ilişkisinin objektif ve sübjektif şartları varsa, vergi muacceliyet günü için borç doğurur. Burada sözü edilen varsayımsal yargı tümdengelim olarak anlaşılabilir.
Parg. 17. Varsayımsal yargı olarak eksiksiz hukuk kurallarının mantıksal kuruluşu ile ilişkili olan geleneksel metodoloji, hukuk uygulamasını “barbara tarzı”nın tümdengelimi olarak açıklar[13].
Parg. 18. Üst önerme ---- T herhangi bir olayda gerçekleştirilmişse, R hukuksal sonucu geçerli olur.
Alt önerme ---- S T’yi gerçekleştirmiştir (= altlama)
Sonuç cümlesi ---- S için R geçerlidir[14].
Parg. 19. Bu tümdengelimde -Larenz[15] bir “hukuksal sonuç tayini tümdengelimi”nden bahseder- üst önerme eksiksiz bir hukuk kuralından oluşur, olayda alt önermeyi oluşturur. Çıkarım, hukuksal olay için hukuk kuralında belirtilen hukuksal sonucun geçerli olacağını ifade eder[16].
Parg. 20. Hukuk uygulaması bu tarz bir mantıksal işlemdir. Kararı belirleyen yargıç değil, sadece yasadır. Bu hukuk uygulaması sürecinin yasal modeli gerçeğe uygun olursa, bu durumda yargıçsal kararın ne dış etkenlerden ne de karar vericinin kendi yargılarından etkilenmeksizin yalın algıya dayalı entelektüel bir eyleme dayanması sağlanmış olur[17].
Parg. 21. Doktrinde egemen görüş genel olarak tümdengelimin yalnızca bu haliyle uygulanamayacağı yolundadır. Anlama göre sonuç -sınırlayıcı bir açıklama ile- çeşitli ön çalışmalara ihtiyaç duyar. İlk önce uygulanacak kurallar tespit edilmeli ve sonra yorum yoluyla “hangi hukuksal olaya uygulanır oldukları ve hangi hukuksal sonuçları öngördükleri” belirlenmelidir[18]. Böylece yorum sorununa yollama yapılır. Baskın hukuk bilimi metodolojisi kendini ağırlıklı olarak bir yorum rehberi hazırlama ödevine adamıştır. Bu “yargıcın hukuku icat etmesini değil, aksine bulmasını” temin etmelidir[19]. Özellikle burada metodoloji, olayı inceleyenin (yargıcın) sübjektif değerlendirmelerine karşı uyarıda bulunulur[20].
Parg. 22. Hukuk uygulamasının bir olayın yasaya altlanması olayından başka bir şey olmadığı görüşü, bugün ağırlıklı olarak savunulmamaktadır. Bugün, yargıç işleminin verilenin taklidi/tekrarıyla tamamlanmadığı ve bu nedenle altlama modeliyle yetersizce tanımlandığı konusunda geniş çapta görüş birliği vardır[21]. Hukuku uygulama sürecinde yargıç, Montesquieu anlamında “la bouche qui prononce les paroles de la loi (yasal terimleri telaffuz eden ağız )” olmak suretiyle kendini sınırlamaz. “Altlama otomatı” gibi bir yargıç görünüşü, eylemi “verilenin tekrarı” olarak nitelendirilmesi[22], bugün yanlışlığı artık genel olarak kabul gören hatalı bir kurgudur. Altlama çıkarımı her ne kadar mantıksal açıdan geçerli ise de, ancak yasa uygulamasının uygulamada takip edeceği bir şema olarak kalmaktadır. Bu özellikle üst ve alt önermelerin çıkarımında yaşanan uygulama zorluklarını ortaya çıkarıp çözmekten ziyade onları gizler[23].
Parg. 23. Syllogizm uygulanmasının ilk şartı, yasal unsurların tüm sorulardan beri bir şekilde açık olmasıdır[24]. Ancak tüm yasal ifadelerin -sayılar, özel isimler ve belirli teknik ifadeler hariç- yoruma muhtaç oluşları ve yasalarda kullanılan dilin soyut ve sistematik olarak genelleştirilmiş olmaları nedeniyle, indirgenmeleri için yasa metninin anlam ilişkisinden hareketle yorumlanmasını gerektiren anlam genişlikleri ortaya çıkar. Yorum, yorumcunun kendisine sorun olan metnin anlamını ortaya çıkarmak için giriştiği her bir eylemdir[25]. Anlam araştırmasına yönelmiş kavrama eyleminde, ilk önce yorumlayanın önceden belirli bir anlam beklentisinin, bir “ön anlayışının” veya “ön yargısının” olması gerekir[26]. Ön anlayışça şekillenen bu anlam incelemesinden sonra yine anlam olasılıkları genişliği kalıyorsa, bu durumda yorumcunun, geçici ön anlayıştan hareketle, cümleyi ve metni oluşturan kelime ve kelime ilişkilerine geri bakış yoluyla isabetli bir anlam çıkana kadar anlamı düzeltmeli ve netleştirmelidir[27]. Bu yorum usulünde artık yorumcunun pasif bir eyleminden değil, aksine yargıca yasa karşısında belirli bir ölçüde özgürlük tanıyan aktif unsurlar içeren bir eylemden sözedilir[28].
Parg. 24. Altlamada somut gerçeklerden oluşan bir olayı net biçimde bir kavrama tabi kılmak mantıksal olarak olanaksızdır. Bu nedenle öncelikle gerçeklerin kavramlara dönüştürülmesi gerekir[29]. Olayın yansıtıldığı kavramlar çoğu zaman yasa metninin kavramlarından ayrılırlar ki, bu şekilde sürekli olarak yasal unsurun formülasyonu ile bir olayın tasviri arasında olayın yasal unsura nihai olarak bağlanması suretiyle aşılması gereken bir uçurumun varlığı kendini gösterir. Bağlanma, bu tereddütlü olaylarda ancak norm ile olay arasında bir tür yakınlaşma tarzıyla sağlanabilir[30]. Bu yakınlaşmanın yapısı konusunda Engisch henüz 1940 yılında “bakışın üst önerme ile olay arasında gidip gelmesi” biçiminden bahseder ve altlamayı “somut değerlendirilmesi gereken olayın, yasal unsurca tereddütsüz bir şekilde kastedilen olayla özdeşleşmesi” olarak nitelendirir[31] ki, burada “yorum, altlama için yalnızca karşılaştırma gereçlerini değil, aynı zamanda karşılaştırma perspektiflerini”de sunar[32].
Parg. 25. Hukuk uygulaması bir yaşamsal olayın ilgili bir hukuk kuralına belirli bir hukuki sonuç doğuracak şekilde altlanmasıdır. Bu nedenle önce yaşamsal olayın tespiti gereklidir. Ondan sonra doğru altlama yapmak amacıyla ilgili hukuk normlarını tespit etmek ve onların anlamlarının tespiti gelir.
Parg. 26. Tüm hukuk dallarında olduğu gibi vergi hukukunda da, hukuk normunun yorumu ve uygulamasında yalın olarak kavranmış olanın net olarak yeniden kavranması, yani tümdengelime dayalı usulün bir mahkeme kararının olası ölçüsü ve gerekçesi için mutlak surette zaruri olduğunu söyleyebiliriz. Ancak daha da önemli olan, genel-soyut formüle edilmiş ve geçmişte konmuş yasaya bağlılık içinde, somut güncel uyuşmazlıkların çözümü için cevap bulmaktır. Bu nedenle hukuk uygulaması yasa koyucu tarafından belirlenen “karara bağlanmışın” önemli derecede somutlaştırılmasını gerektirir.
Parg. 27. Uygulayıcı bu ödevi yerine getirirken, yasaya bir şeyler katmaz, aksine “bilen” bir hukukçu gibi yoruma muhtaç normu anlar ve somut olaya uygular.
* Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Vergi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
[1] HARTMANN-WALTER, Auslegung und Anwendung von Steuergesetzen, Berlin 1984, s. 167; Esnek deyim demek, bu deyimin içinde yer aldığı hukuk kuralının uygulanması sırasında bu deyimin anlamının sabitleştirilmesi, kesinleştirilmesi ihtiyacının bulunması demektir. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Hukuk metinleri yorumla, matematik bir kesinlik kazanmazlar. (AKYOL, Medeni Hukuka Giriş, İstanbul 1995, s. 243.)
[2] HARTMANN-WALTER, s. 167.
[3] BFH. v. 20.3.1974, BStBl. II 1974, s. 769; BFH. v. 20.2.1975, BStBl. 1975, s. 510; BGH v. 6.7.1951, NJW 1951, s. 922.
[4] Ayrıntılı bilgi için bkz. UĞUR, “Hermeneutik: Eski Bir Yorum Yönteminin Yeniden Gündeme Gelişi Ve Hukuk Alanına Uygulanması”, A.Ü.S.B.F.D., Cilt XXXVIII, 1983, No: 1-4, s. 182.
[5] TIPKE-LANG, Steuerrecht, 14. Auflage, Köln 1994, s. 126, Tipke, Syllogismus’un (tasım işleminin, tümdengelimin) basit tarzda hukuksal sonuç tespitine öncelik verdiğini vurgular. Genellikle esas anlamda bir altlama değil, aksine bir değerlendirici ilişkilendirme, bir değerlendirici sınıflandırma söz konusudur, der.
[6] Bu konuda hukuk kurallarının defalarca tasviri bir biçimde formüle edilmeleri bir şeyi değiştirmez. Örneğin, “Herkes ... yasa önünde eşittir”, “vergi hesaplanmasına .... girer”, “safi gelirden ... düşülür”. Bu önermeler her ne kadar tasviri kurulmuşlarsa da şüphesiz norm-kural koyucu olarak ifade edilmişlerdir.
[7] LARENZ, Methodenlehre der Rechtswissenschaft, 5. Auflage, Berlin/Heilderberg/NewYork 1991, s. 238.
[8] LARENZ, s. 239.
[9] Geniş bilgi için bkz. AKKAYA, Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım, Ankara 2002, s. 17-21.
[10] BİRSENOĞUL, Vergi Hukukunda Yorum, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2001, s. 111.
[11] Örneğin Gelir vergisinin konusu GVK’nun 1 ve 2 inci maddelerinde; yükümlüsü 3,4,5,6 ve 7 inci maddelerinde; her bir kazanç türüne göre değişik maddelerinde; oranı 103 üncü maddesinde belirtilmiştir.
[12] VALLENDER, Die Auslegung des Steuerrechts, 2. Auflage, Bern, Stuttgart 1988, s. 25.
[13] Bu çıkarımı “tümdengelim kuralları” (ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN, Vergi Hukuku, 11. Bası, Ankara 2003, s.17); syllogizm, altlama çıkarımı, subsumtion, örtüşme (AKKAYA, s. 6; ARAL, Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, Gözden geçirilmiş ikinci bası, İ.Ü. Yayın No:2045/253, İstanbul 1975, s. 188; ÇAĞIL, Hukuka ve Hukuk İlmine Giriş, 4. Bası, İstanbul 1971,s. 127; WALTER-HARTMANN, s. 154; LARENZ, s. 255; SABAN, VERGİ HUKUKU, İstanbul Aralık 2002, s. 73; TIPKE, Die Steuerrechtsordnung, Bd. III Föderative Steuerverteilung, Rechtsanwendung und Rechtsschutz, Gestalter der Steuerrechtsordnung, s. 1233; VALLENDER, s. 22; TIPKE-LANG, s. 126.); veya mantıksal kanun uygulaması şeması olarak nitelendirenler vardır.
[14] T= Tatbestand: soyut yasal unsur/vergiyi doğuran olay; R= Rechtsfolge: hukuksal sonuç; S= Sachverhalt: somut olay.
[15] LARENZ, s. 255.
[16] Bir ve aynı yaşam olayının özellikleri duruma göre aynı zamanda yan yana uygulanabilir olan birden fazla hukuk kuralının yasal unsurunu gerçekleştirebilir. Örnek olarak eylem gelir vergisi objesinin özelliklerini ama aynı zamanda bir gider vergisi olan banka ve sigorta muameleleri vergisinin yasal unsurunu da gerçekleştirebilir.
[17] BİRSENOĞUL, s. 119.
[18] TIPKE-LANG, s. 127.
[19] Yorum bir takım “metotlar”ın uygulanmasıyla, metnin anlamının bulunması faaliyetidir. Hukuksal önermenin anlamı, yoruma tekaddüm eder. O metinde “objektif” olarak vardır ve yorumlayanın dışındadır. Yorumlayan onu “müşahede etmek” ile yetinir. (GÖZLER, Hukukun Genel Teorisine Giriş, Ankara 1998, s. 191).
[20] “Memurlar ve yargıçlar ne kadar az metodolojik kurallara uyuyorlarsa, o kadar fazla kendi öznel “hukuk hisleri”, “kanaatleri” veya “değer yargılarını” takip ediyorlarsa ... o kadar fazla bilhassa hukuk güvenliği ve ölçülülük ilkeleri zarar görür.” (TIPKE-LANG, s. 125.)
[21] LARENZ, s. 207; LOCHER, Grenzen der Rechtsfindung im Steuerrecht, Bern 1983, s. 74 vd.
[22] AKKAYA, s. 6, TIPKE, Steuerrechtsordnung, s. 1231.
[23] HARTMANN-WALTER, s. 156.
[24] HARTMANN-WALTER, s. 167.
[25] LOCHER, s. 77.
[26] “Gadammer’in ifadesiyle, ön anlayış, yorumu motive eder, geçici olarak sorular belirler ve bu şekliyle araştırma konusu bakımından ‘üretken’dir. ... Hukukukçu için ön anlayış, ilk önce yorumlanacak metin ile kendi konuştuğuna ortak olan dilden; sonra da yürürlükteki hukuk düzeninin temel normlar ve temel değerlerinden, öğreti ve yargılama tarafından geliştirilen kurumlardan ve aynı şekilde içtihatlardan oluşur.” (VALLENDER, s. 82 ); Vergi hukuku uygulamasında ön anlayış, vergi hukuku normlarınca ifade edilen vergi yükünün bağlandığı gerçek eylem ve süreçlerde önemlidir. Vergi kanunlarının karmaşıklığına rağmen, vergi hukuku teorisi, maalesef hukuk eğitimi çerçevesinde her zaman ikincil planda kalmaktadır. Bu nedenle vergi hukuku alanına özel ön anlayışların yönlendirici rolünün yeniden keşfedilmesi gerekir.
[27] LARENZ, s. 206.
[28] LOCHER, s. 94.
[29] HARTMANN-WALTER, s. 160.
[30] “Norm, hukuksal olaya ihtiyaç duyar ve hukuksal olay da norma. Uygulamanın önemli görevi, hukuksal olay ile yasal unsurun uyumlu hale getirilmesidir. ... Normun dilsel ifadesi , yorumlanacak norm metni, yani norm programıdır. Bu norm programı, kendisinde ifade bulan sosyal gerçeklik kesitine, norm alanına ihtiyaç duyar. Norm alanında, norm programı açısından sosyal gerçeklikten ayrılıp bağımsızlaşan yapısal unsur ilişkileri sözkonusudur. Bu şekilde, uygulayıcının problemli olaylarda ödevi; normun ve hukuksal olayın araştırılıp değerlendirilmesidir. “Olay” “karar normu”nu çağırır. Her ikisi de problemli olaylarda mevcut tarzda değil, kavranılması gereken tarzda önceden mevcuttur. ... Bu tespit vergi hukuku için de geçerlidir.” (VALLENDER, s. 83-84.)
[31] Ön anlayışça yönlendirilen anlama süreci ve buna bağlı olarak hukuksal olay-yasal unsurun karşılıklı bağımlılığını Hassemer “anlamanın spiral yapısı” şeklinde bir mecazla ifade etmiştir. (VALLENDER, s. 84.)
[32] HARTMANN-WALTER, s. 168 vd.