Son Güncelleme Tarihi 15.04.2004
NİSAN 2004 - SAYI 26

 

Makale: 

 

ANAYASA MAHKEMESİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA İLİŞKİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TASLAĞI ÜZERİNE AÇIKLAMALAR VE BİRKAÇ ÖNERİ

 

Yrd.Doç.Dr. Hikmet TÜLEN*

 

GİRİŞ

1. Parg.       Anayasa Mahkemesinin teşkilat yapısı ve görevleri ile ilgili olarak esaslı değişiklikleri içeren bir anayasa değişikliği önerisi Anayasa Mahkemesi bünyesinde hazırlanmış ve taslak niteliğindeki bu çalışma hakkında iktidar ve anamuhalefet partilerine bilgi verilmiştir. Kamuoyu da basın aracılığıyla sözü edilen taslak çalışmasının içeriği hakkında kısmen de olsa bilgi sahibi olmuştur[1]. Sözü edilen bu taslak çalışması, henüz, TBMM Başkanlığına bir anayasa değişikliği teklifi şeklinde sunulma aşamasına gelmiş değildir.

2. Parg.       Bu çalışmamızda, ilk olarak, önümüzdeki günlerde TBMM’nin de gündemine geleceğini düşündüğümüz söz konusu taslak metinde yer alan anayasa değişikliği önerilerini tanıtmayı hedeflemiş bulunuyoruz. Bunun yanında, taslak metinde yer alan anayasa değişikliği önerileri hakkındaki kişisel görüş ve önerilerimizi de yazının ilerleyen bölümlerinde dile getirmeyi hedeflemekteyiz.

3. Parg.       Söz konusu taslak metinde yer alan değişiklik önerilerini kabaca beş grupta toplamak mümkündür:

4. Parg.      I- Taslakta yer alan değişiklik önerilerinin bir grubunu, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının onyediye çıkarılması; yedek üyelik statüsünün kaldırılması; Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresinin oniki yılla sınırlandırılması; üyelerin emeklilik yaş sınırının altmışyediye yükseltilmesi; Anayasa Mahkemesinin halihazırdaki tekli organizasyon yapısının değiştirilerek Mahkemenin iki daireye bölünmesi, iptal ve itiraz başvurularının dairelerde sonuca bağlanacağının vazedilmesi, buna karşılık Yüce Divan yargılaması, siyasi partilerin kapatılmasına karar verilmesi gibi kimi konuların da Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunda karara bağlanacağının öngörülmesi şeklindeki Mahkeme üyelerinin statüsüne ve Mahkemenin teşkilatlanmasına ilişkin değişiklik önerileri oluşturmaktadır.

5. Parg.       II- Taslakta yer alan değişiklik önerilerinin nicelik itibariyle önemli bir bölümünü oluşturan ikinci bir grup değişiklik önerisi ise Anayasa Mahkemesi üyelerinin hangi kaynaklardan ve ne şekilde seçileceğine ilişkin bulunmaktadır. Aşağıda, bu öneriler ayrıntılı olarak açıklanacaktır. Bu noktada, değişiklik teklifinin dikkati çeken bir özelliği; şu anda yürürlükte bulunan ve Anayasa Mahkemesinin bütün üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesini öngören Anayasanın 146. maddesinde yer alan düzenlemenin esaslı surette değiştirilmiş olmasıdır. Taslak çalışmasında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin büyük çoğunluğunun (toplam 11 üye) yüksek yargı organlarının kendi Başkan ve üyeleri içinden ve bu organların genel kurullarınca doğrudan seçilmesi yöntemi benimsenmektedir. Bunun yanında yasama organına, iki üyeyi Yüksek Öğretim Kurulunca ve Barolar Birliğince gösterilecek adaylar arasından ve iki üyeyi de Sayıştay üyeleri arasından doğrudan seçme yetkisi tanınmaktadır. Son olarak, Cumhurbaşkanı da iki üyeyi belli üst düzey kamu görevlileri arasından seçme yetkisine sahip kılınmaktadır.

6. Parg.       Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi yöntemine ilişkin bu değişiklik önerisi, 1961 Anayasasında öngörülen sisteme büyük oranda benzemektedir. 1961 Anayasasının bu konuyla ilgili benimsemiş olduğu mekanizmanın, Taslakta yer alan değişiklik önerilerine de ilham kaynağı olduğu görülmektedir[2]. Bu bağlamda, 1961 Anayasasının ruhunun, yapılan değişiklikler yoluyla 1982 Anayasasında zaman içerisinde yeniden bedenlenmesini ifade etmek üzere ve Ekim-2001 tarihli anayasa değişiklikleri hakkında bir yazarın kullandığı “anayasal reenkarnasyon” deyimi[3] burada da kendisine kullanım alanı bulmaktadır.

7. Parg.       III- Anayasa yargısında “yürürlüğün durdurulması” kurumunun Anayasal düzenlemeye kavuşturulmasına yönelik olan değişiklik önerisi, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin taslakta yer alan bir diğer önemli değişiklik önerisidir. Anayasa Mahkemesinin içtihadî yoldan sahiplendiği yürürlüğün durdurulması yetkisini 1993 yılından bu yana kullanmakta olduğu dikkate alındığında bu değişikliğin uygulama açısından yenilik doğurucu nitelikte olmadığı, söz konusu değişikliğin sadece sürüp gelmekte olan uygulamanın anayasal düzenlemeyle tahkim edilmesi anlamına geldiği söylenebilir. Bununla beraber, kanaatimizce Anayasa Mahkemesinin kanunların yürürlüğünü durdurma yetkisinin anayasal dayanağının açıkça gösterilmiş olması “olması gereken” bakımından isabetlidir.

8. Parg.       IV- Anayasa değişikliği taslağında yer alan değişiklik önerilerinden belki de en önemlisi, anayasal haklarının kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasında olan kişilerin diğer yasal başvuru yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesine başvurabilmelerine olanak sağlayan “bireysel başvuru” yönteminin benimsenmesine ilişkin olanıdır. Bu değişiklik önerisinde dikkati çeken husus, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin tamamı için değil, bunlardan, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de zikredilmiş olanların “kamu gücü” ile ihlal edilmesi halinde bireysel başvuru olanağının kullanılabileceğinin öngörülmüş olmasıdır. Bireysel başvuru olanağının tanınması ile Anayasa Mahkemesine yapılacak başvuruların çok büyük miktarlarda artacağını tahmin etmek zor olmadığından bu yolun açılmasına paralel olarak Anayasa Mahkemesinin teşkilat yapısında da bir kısım değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Bu bağlamda, başvuruların kabule şayan olup olmadığı konusunda karar verecek olan ön inceleme komisyonlarının kurulması kaçınılmaz hale gelecektir. Nitekim, taslakta da bu konu ile birlikte bireysel başvuru yolunun işleyişine ilişkin diğer ayrıntıların kanunla düzenlenmesi öngörülmüş bulunmaktadır.

9. Parg.       V- Anayasa değişikliği taslağında yer alan bir başka değişiklik önerisi de Anayasa Mahkemesine yapılan anayasaya aykırılık başvurularının esastan reddine karar verilmesi halinde aynı konu ile ilgili yeni bir başvuru yapılabilmesi için beklenmesi gereken süreye ilişkin mevcut düzenlemede “on yıl” olarak belirlenmiş olan sürenin “beş yıl”a indirilmiş olmasıdır. Bunun yanında bu sürenin hem iptal davası hem de itiraz başvurusu yoluyla gelen anayasaya aykırılık iddiaları için geçerli olacağının tasrih edilmiş olması da diğer bir yenilik olarak görünmektedir.

10. Parg.   Anayasa değişikliğine ilişkin söz konusu taslakta yer alan değişiklik önerileri esas olarak yukarıda değinilen bu beş konuyu kapsamaktadır. Yukarıda genel olarak ifade edilen bu konulardaki değişiklik önerileri şimdi daha yakından ve ayrıntılı olarak ele alınacak ve bu konulara ilişkin kimi önerilerimiz de bu arada dile getirilecektir.

1. Anayasa Mahkemesinin kuruluşuna ilişkin değişiklik önerileri

11. Parg.   Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu başlığını taşıyan Anayasanın 146. maddesine ilişkin olarak taslak metinde yapılan değişikliklerle;

12. Parg.   1-) Anayasa Mahkemesinin Genel Kurul ve iki ayrı daire şeklinde teşkilatlandırılması önerilmektedir.

13. Parg.   2-) Anayasa Mahkemesinin üye sayısı onyediye yükseltilmektedir.

14. Parg. 3-) Üyelerden beşinin Yargıtay, dördünün Danıştay, birer üyenin de Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyeleri arasından seçilmesi öngörülmektedir.

15. Parg.   Sayılan yüksek yargı organlarının, en az üç yıl üyelik görevinde bulunmuş olma ve elli yaşını doldurmuş olma koşullarına sahip bulunan kendi Başkan ve üyeleri içinden, Genel Kurullarının üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla Anayasa Mahkemesine üye seçmeleri öngörülmektedir. Salt çoğunluğun sağlanamaması durumunda, altıncı turdan sonra üye tamsayısının beşte ikisinden az olmamak üzere en çok oy almış olan adayın seçilmiş sayılacağı öngörülmektedir.

16. Parg.   Bu değişiklik önerisi ile Yargıtay ve Danıştay’a ayrılan kontenjanlar artırılmış olmaktadır. Bunun yanında asıl dikkati çeken yön, yüksek yargı organlarına, Anayasa Mahkemesine kendi üyeleri arasından seçecekleri üyeyi, başka bir makam ya da organının devreye girmesine gerek olmadan doğrudan belirleme yetkisinin verilmesidir.

17. Parg.   4.) Anayasanın 146. maddesi ile ilgili olarak taslak metinde yapılan bir başka dikkat çekici değişiklik de, 1982 Anayasasının özgün halinde yasama organına tanınmamış olan Anayasa Mahkemesine üye seçme yetkisinin, Anayasanın yürürlüğe girişinden yirmi küsur yıl sonra tanınmış olmasıdır. Buna göre TBMM, Anayasa Mahkemesine toplam dört üye seçecektir. Bunlardan biri Yüksek Öğretim Kurulunun göstereceği üç aday arasından seçilecektir. YÖK’un göstereceği adayların genel kamu hukuku, anayasa, idare ve ceza hukuku alanlarında profesör olarak görev yapmış olmaları şartı getirilmektedir.

18. Parg.   TBMM’nin seçeceği bir diğer üye, fiilen en az onbeş yıl Avukatlık yapmış kişiler arasından Barolar Birliğinin göstereceği üç aday arasından seçilecektir.

19. Parg.   TBMM’nin seçeceği üyelerden geriye kalan ikisinin ise Sayıştay başkan ve üyeleri arasından seçilmesi öngörülmüştür. Sayıştay’dan seçilecek üyeler için bir aday gösterme mekanizması yoktur. Burada TBMM seçimini doğrudan yapacaktır.

20. Parg.   Yasama organınca seçilecek üyeler TBMM Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile ve gizli oyla seçileceklerdir. Taslakta, altı tur oylama sonucunda salt çoğunluk sayısına ulaşılamaması halinde, altıncı turdan sonra üye tamsayısının beşte ikisinden az olmamak üzere en çok oy alan adayın seçilmiş sayılacağı kuralı öngörülmektedir.

21. Parg.   Yasama organınca yapılacak seçimlerde adaylığa başvurma ile seçim esas ve usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmektedir.

22. Parg.   Yasama organının Anayasa Mahkemesinin üyelerinin bir kısmını seçmesine ilişkin değişiklik önerisi, Anayasa Mahkemesinin esas görevinin yasama işlemlerinin denetlenmesi olduğu gerekçesiyle ve ayrıca yasama organının Anayasa Mahkemesinin üyelerinin bir kısmını seçmesiyle Mahkemenin siyasal etkilere açılmış olacağı gibi gerekçelerle eleştirilmektedir. Bu görüşlerin ayrıca tartışılması gerekebilir. Bu noktada şu kadarını ifade edelim ki; pek çok Avrupa ülkesinde de yasama organlarının Anayasa Mahkemesine belli oranlarda üye seçtikleri bilinmektedir[4]. Kaldı ki, bu konuyla ilgili değişiklik önerisi Türk hukukuna da yabancı değildir. Bilindiği üzere, 1961 Anayasası’nın 145. maddesinde Yasama Meclislerine, Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmını seçme yetkisi verilmiş bulunmaktaydı; böyle olduğu halde, yasama meclislerinin salt çoğunlukla Anayasa Mahkemesine üye seçmelerinin öngörülmesi nedeniyle seçim sürecinde ortaya çıkan gecikmeler dışında yasama meclislerinin bu yetkiye sahip olması uygulamada ilkesel düzeyde yaygın bir eleştiriye ya da şikayete konu olmamıştı[5]. Bu nedenlerle sözü edilen eleştirilere şahsen katılamıyoruz.

23. Parg.   5.) Taslakta, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine iki üye seçmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanınca seçilecek üyelerin vali, büyükelçi, müsteşar veya müsteşar yardımcısı olarak görev yapmış olmaları şartı aranmaktadır. Cumhurbaşkanınca seçilecek üyelerin sayılan görevlerde en az üç yıl süreyle bulunmaları ve yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarından mezun olmaları şartları aranmaktadır.

24. Parg.   6.) Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi oniki yılla sınırlandırılmaktadır.

25. Parg.   7.) Türkiye Büyük Millet Meclisince ve Cumhurbaşkanınca seçilecek üyelerin elli yaşını bitirmiş olmalarının yanı sıra yüksek yargı organlarının başkan ve üyesi olmamaları koşulu da aranmaktadır.

26. Parg.   Taslak metnin gerekçelerine bakıldığı zaman 146. maddede yapılan bu değişikliklerin, Anayasa Mahkemesinin iş yükünün son yıllarda önceki yıllar ortalamasının dört beş katına kadar yükselmiş olmasından ve bireysel başvuru yönteminin benimsenmesi nedeniyle daha da artacak olan bu iş yükünün ortaya çıkardığı sorunların giderilebilmesi için mahkemenin dairelere bölünmesi ihtiyacının hissedilmesinden kaynaklandığı görülmektedir.

27. Parg.   Üyelerin hangi kaynaklardan ve hangi yöntemle seçileceğine ilişkin değişiklik önerilerinin gerekçeleri ise, yargı bağımsızlığı ilkesinin esas alınması, ulusal iradenin de Anayasa Mahkemesinin oluşumuna katkısının sağlanması, YÖK ve Barolar Birliğinin de aday gösterme yetkileriyle sürece belli ölçüde dahil edilmeleri şeklinde açıklanmaktadır.

28. Parg.   Mevcut düzenlemede Anayasa Mahkemesi üyelerinden birinin YÖK’nun gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanınca seçildiği malumdur. Bu açıdan bakıldığında, yasama organının üye seçimi sürecine dahil edilmesi bir yana bırakılacak olursa, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi sürecine yeni bir unsur olarak sadece Barolar Birliğinin katılmış olduğu görülmektedir.

29. Parg.   Taslak metinde, YÖK’nun göstereceği adayların nitelikleri konusunda bizzat Anayasada kimi kriterlerin gösterilmesi yolu tercih edilmektedir. Buna göre, YÖK’nun göstereceği adayın genel kamu hukuku, anayasa, idare ve ceza hukuku alanlarında profesör olarak görev yapmış olması, elli yaşını bitirmiş olması şartları aranacaktır.

30. Parg.   Kanaatimizce, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında, öğretim üyeliği görevinden gelen birden çok sayıda (bu sayı iki ya da üç olabilir) üyenin  bulunması yararlı olacaktır ve genel olarak Avrupa ülkelerindeki uygulama da bu yöndedir[6]. Yine kanaatimizce, hukuk fakültesi mezunu ve hukukla ilgili alanlarda doktora yapmış olmaları şartlarıyla üniversitelerin hukuk, iktisadi ve ticari bilimler ve siyasal bilgiler fakültelerinde doçent veya profesör ünvanlarıyla görev yapmış olan öğretim üyelerinin YÖK’unca aday gösterilebilmesi gerekir. Sayılan bu niteliklerin Anayasada ayrıntılı olarak düzenlenmesi teknik olarak uygun olmayacağı için bu konunun Anayasada değil Kuruluş Kanununda düzenlenmesi daha uygun olacaktır.

31. Parg.   Anayasaya uygunluk denetimine tabi olan normların içerik olarak çok değişik uzmanlık alanlarını ilgilendirmekte olduğu göz önüne alınacak olursa, hukukun her alanında uzmanlaşmış öğretim üyelerinin Anayasa Mahkemesinin çalışmalarına katkı sağlayabileceği düşüncesindeyiz. Bu arada yeni gelişmekte olan hukuk dallarının (Örneğin Avrupa Birliği Hukuku, İnsan Hakları Hukuku gibi) varlığı da göz önüne alındığında, üye kaynağının taslakta belirtildiği şekilde, hukukun belli alanlarında uzmanlaşmış olan öğretim üyeleri ile sınırlandırılmasına gerek olmadığı düşünülmektedir. 

2. Anayasa Mahkemesi üyeliğinin sona ereceği yaş sınırına ilişkin değişiklik önerisi

32. Parg.   Anayasanın 147. maddesinde önerilen değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaş sınırı altmışyedi yaşına yükseltilmektedir.

33. Parg.   Bu değişiklik önerisinin gerekçeleri, Anayasa Mahkemesi üyelerinin bilgi ve deneyimlerinden daha uzun süre yararlanılabilmesi, üye seçilebilme yaşının elli yaşın bitirilmesi şeklinde tespit edilmesi ve üyeliğin oniki yılla sınırlandırılmış olması şeklinde açıklanmaktadır.

34. Parg.   Bu öneriyi destekleyici nitelikte karşılaştırmalı hukuktan çok sayıda örneklerin bulunması mümkündür[7]. Gerçekten, Avrupa ülkelerinin pek çoğunda Anayasa Mahkemeleri üyeleri için öngörülen yaş sınırı Türkiye’dekinden daha yüksektir ve bu ülkelerin çoğunda yaş sınırı 70 olarak belirlenmiştir. Türkiye’de ise uzun yıllardan beri gerek yargıçlar gerekse de diğer memurlar için uygulanmakta olan zorunlu emeklilik yaş sınırı 65’tir. Bunun yanında, üniversite öğretim üyelerinin ve bazı diğer istisnai görevlerdeki kamu görevlilerinin bu düzenlemeden istisna tutuldukları ve bu sayılanlar için daha yüksek bir yaş sınırının öngörülmüş olduğu bilinmektedir. Bu durumda, kişisel kanaatimize göre, taslakta yer aldığı şekilde Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaş sınırının 67’ye yükseltilmesi makul bir öneridir; bununla birlikte yaş sınırının ne olması gerektiği sorusu kaçınılmaz olarak serbest ve öznel değerlendirmeleri davet edecektir. Başka bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yaş sınırının ne olması gerektiği konusunda objektif ölçülere dayalı olarak, bilimsellik iddiası taşıyan ve aksi düşünülemeyecek nitelikte bir belirleme yapılması söz konusu olamaz. Bu nedenle, konunun nihai olarak anayasa koyucunun takdirine göre sonuca bağlanabilecek bir mahiyetinin olduğunu belirtmek gerekmektedir.

3. Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine ilişkin değişiklik önerileri

35. Parg.   Anayasanın 148. maddesinin kenar başlığı Anayasa Mahkemesinin “Görev ve yetkileri” şeklindedir. Bu maddeye ilişkin değişiklik önerisi ile Anayasa Mahkemesinin mevcut görevleri olduğu gibi korunmakta, ayrıca bunlara ilave olarak, doktrinde “bireysel başvuru” ya da “anayasa şikayeti” adlarıyla anılan başvuru yöntemiyle yapılan başvuruları sonuçlandırma görevi de Türk Hukuku bakımından tamamen orijinal nitelikte bir değişiklik olarak Anayasa Mahkemesinin görevleri arasına dahil edilmektedir.

36. Parg.   Bunun yanında, Anayasa Mahkemesinin Genel Kurul ve daireler şeklinde teşkilatlandırılması önerisinin gereği olarak Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca yerine getirileceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu adı verilen bir kanun yolu öngörülmektedir.

37. Parg.   Anayasa şikayeti ile ilgili değişiklik önerisine geçmeden önce 148. maddenin 1. ve 2. fıkralarında bizce yapılması gereken iki değişiklik konusundaki görüşlerimizi açıklamak istiyoruz. Şöyle ki; incelemekte olduğumuz taslak metinde, Anayasanın 148. maddesinin 1. ve 2. fıkraları mevcut haliyle muhafaza edilmektedir. Diğer bir ifadeyle, Anayasanın 148. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında herhangi bir değişiklik önerilmemektedir.

38. Parg.   Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde “…, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.” hükmü bulunmaktadır. Kanaatimizce bu cümleye ilişkin olarak iki noktada değişiklik yapılmasında yarar bulunmaktadır: Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde, Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin olmadığı bir kanun hükmünde kararname türünden söz edilmektedir. Sözü edilen bu kararnamelerin nitelikleri Anayasanın 121 ve 122. maddelerinde gösterilmiştir. Dolayısıyla, olağanüstü hallerde çıkarılan her türlü kanun hükmünde kararnamenin değil, bunlardan sadece Anayasanın 121 ve 122. maddelerindeki koşullara uygun olarak çıkarılmış olanların Anayasa Mahkemesince denetlenemeyeceğinin vurgulanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanması için, Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesine “sıkıyönetim ve savaş hallerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “Anayasanın 121 ve 122 nci maddelerine göre” ibaresinin eklenmesi gerekmektedir.

39. Parg.   Anayasa Mahkemesinin bu sorunla ilgili kararları da özü itibariyle bizim bu önerimizi destekleyici mahiyettedir. Zira, Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili kararlarında, olağanüstü hallerde çıkarılmış olmakla birlikte Anayasanın 121 ve 122. maddelerindeki koşulları taşımayan kimi kanun hükmünde kararnamelerin anayasaya uygun olup olmadıklarının Anayasa Mahkemesince denetlenebileceği sonucuna varılmıştır. Diğer bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi kararlarında, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin mutlak olarak değil, ancak 121 ve 122. maddelerdeki koşulları da taşımaları halinde Anayasa Mahkemesinin denetim alanının dışında kalacakları, aksi halde söz konusu kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesince denetlenebileceği sonucuna varılmıştır.

40. Parg.   Anayasa Mahkemesinin bu yaklaşımı, iptali istenilen herhangi bir tasarrufun Anayasa Mahkemesince denetlenebilecek bir işlem olup olmadığının saptanmasında, denetlenmesi istenilen normun adının ve yapılış şeklinin tek başına belirleyici olamayacağı, bu normun niteliğinin, etki ve değerinin de göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu yönündeki temel görüşüne dayanmaktadır. Bu yaklaşım çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hallerde çıkarılmış olmasına rağmen, Anayasanın 121 ve 122. maddelerindeki koşulları taşımadıkları sonucuna vardığı kimi kanun hükmünde kararnamelerin artık bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi sayılamayacağı ve böylece bunların Anayasa Mahkemesince denetlenebileceği sonucuna varmıştır.

41. Parg.   Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesinin uygulaması da göz önünde bulundurularak önerdiğimiz şekilde bir değişiklik yapılması suretiyle Anayasa Mahkemesinin olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnameleri denetleyip denetleyemeyeceğine ilişkin tartışmalara bir açıklık getirilmesi yararlı olacaktır.

42. Parg.   Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesine yönelik olarak kanaatimizce yapılması gereken bir başka değişiklik ise, sözü edilen cümlede yer alan “Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” şeklindeki ifadenin “Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” şeklinde değiştirilmesidir.

43. Parg.   Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesine iki yolla başvuru yapılabilir: Bunlardan birincisi “iptal davası” yoludur, ikincisi ise “itiraz başvurusu”dur. Anayasanın148/1. maddesindeki düzenleme olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler aleyhine “Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” şeklindedir. Acaba bu ifade, sadece iptal davası açılmasını mı yasaklamaktadır, yoksa itiraz başvuruları da bu yasağın kapsamına girmekte midir? Bu husus, Anayasada yeterince açık düzenlenmemiştir.. Nitekim, bu konu öğretide de kimi tartışmalara neden olmuştur. Gerçi, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun konu ile ilgili 19. maddesinde “Olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere karşı şekil ve esas bakımından iptal davası açılamaz ve mahkemelerde Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülemez” hükmü yer almaktadır. Görüldüğü gibi, 2949 sayılı Kanunda olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri için hem iptal davası açılamayacağı hem de itiraz yoluyla başvuru yapılamayacağı açık olarak belirtilmiştir. Fakat, bu düzenlemenin Anayasada yer alan başvuru yasağının kapsamını genişletmiş olduğu ve bu nedenle anayasaya aykırı olduğu görüşü savunulmuştur[8]. Bu tür tereddütlerin giderilmesi bakımından, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler için hem iptal davası yoluyla hem de itiraz başvurusu yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağının açıklığa kavuşturulmasında kanaatimizce yarar bulunmaktadır.

44. Parg.   Bu iki önerimizin metne dahil edilmesi durumunda, Anayasanın 148. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin şu şekilde olması gerekecektir: “Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde, Anayasanın 121 ve 122 nci maddelerine göre çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine başvurulamaz

45. Parg.   Taslakta, Anayasanın 148. maddesinin 1. ve 2. fıkraları bugünkü haliyle muhafaza edilmektedir. Buna karşılık, 148. maddenin 1. fıkrasında bizce yapılması gerekli olan değişikliklere ilişkin görüşlerimizi yukarıda dile getirmiş bulunuyoruz. Bunun yanında, 148. maddenin 2. fıkrasında da bizce, aşağıda açıklandığı yönde bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Şöyle ki;

46. Parg.        Anayasanın 148. maddesinin 2. fıkrasında kanunların şekil bakımından denetlenmesi konusu düzenlenmiştir. Buna göre, “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna  ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşe biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def”i yoluyla da ileri sürülemez”.

47. Parg.   Görüldüğü gibi 148. maddenin 2. fıkrasında, şekil bakımından denetimin hangi unsurları kapsayacağı, kanunların şekil bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla kimler tarafından iptal davası açılabileceği ve iptal davasının hangi süre içerisinde açılabileceği konuları düzenlenmiş bulunmaktadır.

48. Parg.   Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz konu, şekil yönünden iptal davası açma yetkisinin niçin sadece Cumhurbaşkanına ve TBMM üye tamsayısının beşte biri tutarındaki milletvekillerine tanınmış olduğudur. Bilindiği üzere, Anayasanın 150. maddesinde kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ve TBMM İçtüzüğü hakkında şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılık iddiasıyla kimlerin dava açabileceği konusu düzenlenmiş ve burada Cumhurbaşkanı, TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki  üyeleri ve iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları iptal davası açmaya yetkili kişi ve organlar olarak sayılmıştır.

49. Parg.   Kanaatimizce iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis gruplarına kanunların esas bakımından anayasaya aykırı oldukları iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma hakkı tanınmış olduğu halde, sözü geçen partilerin Meclis gruplarının kanunların şekil bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açma hakkından niçin mahrum bırakıldıklarının makul bir açıklaması yoktur[9]. Kanaatimizce, iktidar ve anamuhalefet partilerinin Meclis grupları da kanunların şekil bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açabilmelidirler. Bu önerinin gerçekleşmesi için Anayasanın 148. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinin madde metninden çıkarılması yeterli olacaktır. Bu durumda gerek esas gerekse şekil bakımından kimlerin iptal davası açabileceği sorusunun cevabı, yukarıda içeriği hakkında bilgi verilen Anayasanın 150. maddesine bakılarak cevaplandırılacaktır.

50. Parg.   Taslakta yer alan değişiklik önerileri içinde Anayasa Mahkemesinin çalışma şeklini ve bireylerin hak arama olanaklarını en köklü şekilde değiştirecek olan Anayasa değişikliği önerisi “anayasa şikayeti”nin, diğer adıyla “bireysel başvuru yolu”nun kabul edilmesine ilişkin olanıdır. Bu konudaki değişiklik önerisi hukuk sisteminde radikal bir değişikliği ifade etmektedir. Bu nedenle de, başta yüksek yargı organları olmak üzere çeşitli çevreler bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi önerisine çeşitli yönlerden itiraz etmektedirler[10].

51. Parg.   Taslakta, bireysel başvuru yolu, Anayasa Mahkemesinin görevlerine ilişkin olan 148. maddeye yeni bir fıkra eklenmesi suretiyle düzenlenmiştir. Buna göre;

52. Parg.     “Herkes, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması koşulu ile Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa şikayeti ile ilgili başvurunun görüşülebilirliği, ön inceleme komisyonunun kuruluş ve yetkileri, Daire kararına ilişkin esas ve usuller, kanunla düzenlenir.”

53. Parg.   Görüldüğü gibi, anayasa değişikliği önerisi, bireysel başvuru yolunu anayasal düzeyde tanımlamakta, fakat bu mekanizmanın nasıl işleyeceği ile ilgili ayrıntıların kanunla düzenlenmesini öngörmektedir. Kanaatimizce bu isabetli bir yaklaşımdır. Çünkü, bireysel başvuru yoluna hangi koşullarla başvurulabileceği, Anayasa Mahkemesinin bu başvuruları nasıl inceleyip sonuçlandıracağı, başvurular sonunda verilecek kararların ne tür etkilerinin olacağı ve bu kararların nasıl uygulanacağına ilişkin sorunlar ayrıntılı bir düzenlemeyi gerektirmektedir. Ayrıca, Türk hukuku bakımından yeni bir kurum olan bireysel başvuru yönteminin uygulamada ortaya çıkacak yeni ihtiyaç ve sorunlar çerçevesinde yeniden tasarlanması söz konusu olabileceği ve anayasada sıklıkla değişiklik yapmanın güçlükleri de bilindiği için bireysel başvuru yönteminin Anayasada çok genel olarak düzenlenmesi ve ayrıntılı düzenlemenin kanunla yapılacak olması bizce de isabetlidir.

54. Parg.   Bireysel başvuru yolunun benimsenmesine ilişkin değişiklik teklifinin gerekçesinde, bireysel başvuru yönteminin işlemeye başlamasından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye aleyhine yapılan başvuruların azalacağına, çünkü bireysel başvuru yolunun tüketilmiş olmasının AİHM’ne başvurunun bir önkoşulu olacağına temas edilmektedir.

55. Parg.   Tasarının gerekçesinde, ayrıca, anayasa şikayetinin kural olarak “klasik haklar”la sınırlı tutulmasının öngörüldüğü, fakat Anayasanın temel haklara ilişkin sınıflaması içinde bu ayrımı yapmanın güçlüklerinin olacağı ifade edilmekte ve bu nedenlerle bireysel başvuru hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerle sınırlı tutulmasının uygun görüldüğü belirtilmektedir. Bu durumda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kapsamına giren anayasal hak ve özgürlüklerin hangileri olduğu sorusunun cevaplandırılması ve bu bağlamda, Sözleşmenin ekleri protokollerde yer alan kimi hakların[11] bireysel başvuruya konu yapılıp yapılamayacağı gibi sorunların tartışılması gerekecektir. Bu konularda, kendisine atıf yapılan ve çıkarılması için yasama organına direktif verilen bireysel başvuru yönteminin işleyişine dair kanunda bir açıklık olmaması halinde sorunun nihai olarak Anayasa Mahkemesince çözüme bağlanması gerekecektir.

56. Parg.   Bu çalışmada, Taslak metinde benimsenen anayasa şikayeti yolu hakkında daha fazla bilgi verilmesi düşünülebilirdi. Ayrıca söz konusu başvuru yöntemine eleştirel açıdan yaklaşan görüşler de tartışmaya açılabilirdi. Buna karşılık, çalışmamızın konusu, Anayasa Mahkemesinin teşkilatında ve görevlerinde kimi değişiklikler yapan incelemekte olduğumuz taslağın genel olarak tanıtılması ve taslak çerçevesiyle sınırlı olmak kaydıyla varsa kimi önerilerimizin ortaya konulması şeklinde belirlenmiştir. Bu konunun dışına çıkmamak için, gerek anayasa şikayeti ile ilgili olarak ve gerekse taslakta yer alan diğer konularla ilgili olarak burada ilave açıklayıcı bilgiler verilmesi ve tartışmaların  değerlendirilmesi yoluna gidilmemiştir[12].

57. Parg.   Anayasanın 148. maddesine ilişkin olarak taslakta yer alan son bir değişiklik önerisi ise Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesinin Genel Kurulunca yerine getirileceğinin belirtilmesi ve “Yüce Divan kararları kesindir” şeklindeki mevcut anayasal düzenlemenin değiştirilerek bunun yerine “Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurul’un yeniden inceleme sonunda verdiği kararlar kesindir” şeklindeki bir düzenlemeye yer verilmesi ile ilgilidir.

 

4. Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usulüne ilişkin değişiklik önerileri

58. Parg.   Anayasa Mahkemesinin “Çalışma ve yargılama usulü” başlığını taşıyan ve dört fıkradan oluşan Anayasanın 149. maddesinin sadece 1. fıkrasında değişiklik yapılması önerilmektedir. 149. maddenin 1. fıkrasında Anayasa Mahkemesinin toplantı ve karar yeter sayıları konusu düzenlenmiştir. Değişiklik önerisi ile, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının onyediye çıkarılması ve Mahkemenin daireler ve Genel Kurul şeklinde teşkilatlandırılması önerisine paralel olarak dairelerin ve Genel Kurul’un toplantı ve karar yeter sayıları yeniden düzenlenmektedir. Buna göre;

59. Parg.     “Anayasa Mahkemesi, genel kurul ve iki daire şeklinde çalışır. Her daire bir Başkan ve altı üye ile toplanır ve salt çoğunluk ile karar verir. Anayasa Mahkemesi Başkanı Genel Kurul’un, Başkanvekilleri de dairelerin başkanlıklarını yürütür. Genel Kurul bir başkan ve oniki üye ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir. Ancak Genel Kurul’un Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasi parti davalarında kapatmaya karar verebilmesi için beşte üç oy çokluğu şarttır.”

60. Parg.   149. maddenin 1. fıkrası ile ilgili değişiklik önerisinde yer alan, parti kapatma kararlarında ve anayasa değişikliklerinin iptalinde aranacak beşte üç oy çokluğu şartı şu anda yürürlükte bulunan Anayasa’nın 149/1. maddesinin metninde de yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu konuyla ilgili değişiklik önerisi mevcut düzenlemenin tekrarından ibarettir.

61. Parg.   Siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması bağlamında parti kapatmaya karar verilebilmesi için beşte üç oy çokluğunun aranması anlamlıdır. Buna karşılık, anayasa değişiklerine ilişkin kanunların şekil yönünden iptaline karar verilebilmesi için de beşte üç oy çokluğunun aranması bizce gereksizdir. Şöyle ki, bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliğine ilişkin bir yasal düzenlemenin esas yönünden anayasaya aykırılığını inceleyemez. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da değişiklik yapan bir yasayı ancak şekil yönünden denetleyebilir ve bu denetimde bakılacak olan unsurlar da Anayasada tek tek sayılarak gösterilmiştir. Anayasanın 148. maddesinin 2. fıkrasında “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır” hükmü yer almaktadır.

62. Parg.        Görüldüğü üzere, anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetiminde, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşmeme yasağına uyulup uyulmadığı hususlarına bakılacaktır. Anayasanın değiştirilmesinde izlenmesi gereken yöntem ile aranması gereken teklif ve karar yeter sayıları ise Anayasanın 175. maddesinde düzenlenmiştir. 175. maddenin 1. fıkrasına göre; “Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.”

63. Parg.   175. maddenin kalan fıkralarında ise Cumhurbaşkanının anayasa değişiklerine ilişkin kanunları bir daha görüşülmek üzere Meclise iade etmesi halinde izlenecek usul ve nihai olarak anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanınca halk oylamasına sunulmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

64. Parg.   Anayasa değişiklikleri teknik anlamda bir “kanun”la yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesine, anayasa değişikliklerini esas yönünden değil sadece şekil yönünden denetleme yetkisi verilmiştir ve şekil denetiminin kapsamı da bizzat Anayasada çizilmiştir. Böylece, anayasa değişiklikleri üzerinde Anayasa Mahkemesi son derece sınırlı ve teknik bir inceleme yapacaktır. Bu incelemede nelere bakılacağı bellidir. Bu durumda, olağan kanunların şekil bakımından iptali için salt çoğunluğun yeterli görülmesine rağmen, nitelikçe bundan farklı olmayan anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların şekil bakımından iptali için nitelikli çoğunluğunun aranması kanaatimizce makul değildir[13]. Burada şunu de ekleyelim ki, taslak çalışmasında (m.149/1), olağan kanunların şekil bakımından denetlenmesi görevinin dairelere bırakılmasına karşın anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların şekil bakımından denetlenmesi görevinin  Anayasa Mahkemesinin Genel Kuruluna verilmiş olması da bu kanaatimizi değiştirmeyi gerektirmemektedir.

65. Parg.   Bu noktada, 1961 Anayasası döneminde kimi başvurularda Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini şekil yönünden denetlerken, şekil denetiminin kapsamını esasın incelenmesi yönünde genişletmiş olmasının Anayasa koyucuyu bu yönde bir düzenleme yapmaya sevk etmiş olduğu düşünülebilir. Bununla beraber, 1982 Anayasası, anayasa değişikliklerinin şekil yönünden denetiminin çerçevesini net olarak çizmiştir ve Anayasa Mahkemesi de 1982 Anayasası dönemindeki kararlarında bu çerçevenin içinde kalmaya özen göstermiştir. Bu nedenle, kanaatimizce anayasa değişikliklerinin şekil yönünden denetiminde iptal kararı verilebilmesi için nitelikli çoğunluk aranması gereksizdir. 

66. Parg.   Anayasanın 149. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin olarak Taslakta yer alan değişiklik önerisi, Anayasa Mahkemesinin yeni teşkilat yapısının gereği olarak dairelerin ve Genel Kurulun toplantı ve karar yeter sayılarını yeniden tanımlamaktadır. Bunun yanında bir de, Anayasa Mahkemesi Başkanının Genel Kurula başkanlık etmesi, dairelerin başkanlıklarının ise başkanvekillerince yürütülmesi öngörülmektedir. Buna göre, her daire bir başkan ve altı üye ile toplanacak ve salt çoğunlukla karar verecektir. Genel Kurul ise bir başkan ve oniki üye ile toplanacak ve yine salt çoğunlukla karar verecektir. Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasi parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi için ise beşte üç oy çokluğu aranacaktır.

67. Parg.   Böylece, dairelerin yedi üye ile toplanması ve asgari dört üyenin oyuyla karar verebilmesi mümkün hale gelmektedir. Şu anda mevcut düzenlemede ise, Anayasa Mahkemesi, biri başkan olmak üzere toplam onbir üyenin katılımıyla toplanmakta ve asgari altı üyenin oyuyla karar vermektedir.

68. Parg.   Bu noktada, taslakta yer alan öneriyle, dairelerin toplantı ve karar yeter sayılarının mevcut düzenlemeye nazaran daha düşük olarak belirlenmesinin isabeti tartışma konusu yapılabilir. Bu konuya ilişkin değişiklik önerisinin, Mahkemenin iki daireye ayrılmasının ve üye sayısının da onyedi olarak belirlenmesinin bir sonucu olduğu açıktır. Taslakta öngörüldüğü şekilde Mahkemenin iki daireye ayrılması kabul edilir ve buna rağmen dairelerin mevcut düzenlemede olduğu gibi yine onbir üye ile toplanması ve asgari altı üyenin oyuyla karar verebilmesi istenilirse, bu durumda Anayasa Mahkemesinin toplam üye sayısının en az yirmibeş olarak tespit edilmesi gerekecektir. Şöyle ki, taslakta, Mahkemenin toplam onyedi üyesinin olması, dairelerin yedişer üye ile toplanması, Mahkeme Başkanının dairelere değil Genel Kurula başkanlık etmesi öngörülmektedir. Böylece, Anayasa Mahkemesinin, her bir dairede yedi üye olmak üzere toplam ondört üyenin katılımıyla çalışmalarını yürütmesi öngörülmektedir. Bu sayıya Başkan ilave edildiğinde onbeş sayısına varılmaktadır. Görüldüğü gibi üyelerin dairelere dağıtılması ve Başkanın da ilave edilmesinden sonra geriye iki üye daha kalmaktadır. Geriye kalan bu iki üyelik, Mahkeme üyelerinin çeşitli mazeretleri sebebiyle çalışmalara katılamayacak durumda olmaları ihtimali dikkate alınarak bir bakıma yedek üyelik gibi tasarlanmıştır. Açıktır ki, burada sözünü ettiğimiz yedek üyelik, yaygın eleştirilere konu olan ve bu taslakla ortadan kaldırılan halihazırdaki yedek üyelik statüsünden tamamen farklı bir konumdur. Bir an için, Anayasa Mahkemesinin Dairelerinin onbir üyeden kurulması düşünülecek olursa, bu durumda iki dairedeki toplam üye sayısı yirmiiki olacaktır. Buna Başkan ve iki “yedek üye”nin de ilave edilmesiyle Anayasa Mahkemesinin toplam üye sayısının yirmibeş olarak belirlenmesi gerekecektir. Elbette, bu görüş de savunulabilir; fakat belirttiğimiz gibi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının onyedide sınırlanması ve Mahkemenin iki daireye bölünmesi halinde kaçınılmaz olarak toplantı ve karar yeter sayılarının taslakta önerildiği şekilde olması gerekecektir.

69. Parg.     Anayasa Mahkemesinin toplantı ve karar sayısı konusunu düzenleyen Anayasanın 149. maddesine ilişkin olarak taslakta yer alan değişiklik önerisi bizce bir noktada tasrih edilmeyi gerektiren bir ifadeyi içermektedir. Şöyle ki,  Taslak metinde, 149. maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesi şu şekilde düzenlenmiştir: “Genel Kurul bir başkan ve oniki üye ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir. Ancak Genel Kurul’un Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasi parti davalarında kapatmaya karar verebilmesi için beşte üç oy çokluğu şarttır.”

70. Parg.   Görüldüğü gibi, dikkat çekmek istediğimiz düzenleme, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun toplantı ve karar yeter sayısına ilişkindir. Taslak metinde, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun bir başkan ve oniki üye ile toplanması ve salt çoğunlukla karar vermesi önerilmektedir. Bizce, burada sözü geçen “salt çoğunlukla karar verir” ifadesinin, “toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklinde değiştirilerek tasrih edilmesi gerekir. Her ne kadar, fıkranın yazılış şeklinden, burada sözü geçen salt çoğunlukla karar verir ifadesinin toplantıya katılanların salt çoğunluğunu işaret ettiği söylenebilirse de, bizce salt çoğunluk sayısının Anayasa Mahkemesinin toplam üye sayısının salt çoğunluğunu mu ifade ettiği yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğunu mu ifade ettiği konusunda bir belirsizliğin ortaya çıkmaması bakımından ifadenin önerdiğimiz şekilde tasrih edilmesi yararlı olacaktır.

71. Parg.   Nitekim taslak metinde, 146. maddenin 5. fıkrası olarak yer alan değişiklik önerisinde, Anayasa Mahkemesi Başkan ve başkanvekillerini seçmek üzere toplanacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin en az onüç üyenin katılımıyla teşekkül edeceği düzenlenmiştir. Diğer bir ifadeyle, burada toplantı yeter sayısı asgari onüç olarak belirlenmiştir. Bu seçimlerdeki karar yetersayısı ise, toplantıya katılanların salt çoğunluğu şeklinde değil üye tamsayısının salt çoğunluğu şeklinde belirlenmiştir. Daha başka bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi Başkan ve başkanvekillerinin seçime katılan üyelerin salt çoğunluğunun oyu ile değil, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile seçilmesi öngörülmüştür.

72. Parg.   Keza, TBMM’nin çalışmaları bakımından da toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile üye tamsayısının salt çoğunluğu kavramları ayrı ayrı düzenlenmiştir ve kimi durumlarda toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar alınabileceği belirtilmişken kimi durumlar için bundan farklı olarak üye tamsayısının salt çoğunluğu rakamına ulaşılması gerekli görülmüştür. Bu düzenlemelere benzer şekilde, konuyla ilgili değişiklik önerisinin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun, bir başkan ve oniki üye toplanacağı ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği şeklinde açıklığa kavuşturulması gereklidir.

5. Esas incelemesi sonunda reddine karar verilen başvurular üzerine aynı konuda yeni bir başvuru yapılabilmesi için beklenmesi gereken süreye ilişkin Anayasanın 152/son maddesinde yer alan kurala yönelik değişiklik önerisi

73. Parg.     Anayasanın 152. maddesinin son fıkrasına ilişkin değişiklik önerisi şu şekildedir: “Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz davalarında işin esasına girerek verdiği red kararlarının Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra beş yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.”

74. Parg.   Burada yapılan asıl değişiklik, mevcut düzenlemede “on yıl” olarak belirlenmiş olan yeniden başvuru yasağı süresinin “beş yıl”a indirilmiş olmasıdır. 1982 Anayasasının yeniden başvuru için öngördüğü on yıllık sürenin çok uzun olduğu, bu durumun hukukun toplumsal gelişmelerin gerisinde kalmasına neden olabileceği, içtihatların dondurulmasının içtihadi hukuk kavramıyla bağdaşmadığı gibi gerekçelerle yaygın olarak eleştirilmekteydi[14].

75. Parg.   Kanaatimizce de on yıllık bir süre gerçekten de çok uzun bir süredir ve diğer eleştiriler de özünde haklıdır. Bu açıdan bu sürenin beş yıla indirilmesi isabetlidir.

76. Parg.   152. maddenin son fıkrası için önerilen bir başka değişiklik ise, on yıllık başvuru yasağının gerek iptal davası yoluyla gerekse de itiraz yoluyla gelen başvurular üzerine verilmiş olan esastan red kararları için geçerli olacağının belirtilmesidir. Bunun için fıkraya “… iptal ve itiraz davalarında…” ibaresi eklenmektedir.

77. Parg.   Bu ibarenin eklenmesinin önemi şudur: Söz konusu başvuru yasağının itiraz yoluyla yapılan başvurular üzerine verilen red kararlarından sonra on yıllık süre içerisinde yeni bir itiraz başvurusu yapılamayacağı anlamına geldiği açıktı. Buna karşılık, bu yasağın, iptal davaları üzerine verilen red kararlarından sonra, (pratikte gerçekleşmesi çok zor olsa bile) aynı konuda yeni bir iptal davası açılması durumunda ya da aynı konuda bu kez bir itiraz başvurusunda bulunulması halinde de uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgili olarak öğretide kimi tartışmalar ortaya çıkmıştı. Yapılan değişiklikle bu tartışmalar sona erdirilmiş olmaktadır[15].

6. Anayasanın 153. maddesine ilişkin değişiklik önerileri: (İptal kararlarının açıklanması sorunu; Anayasa Mahkemesinin, denetlediği normun yürürlüğünün durdurulmasına karar verme yetkisi)

78. Parg.   Anayasanın 153. maddesinin kenar başlığı “Anayasa Mahkemesinin kararları” şeklindedir. Bu maddede Anayasa Mahkemesinin kararlarının özellikleri sıralanmıştır. Buna göre: Anayasa Mahkemesi kararları kesindir; İptal kararları geriye yürümez; Anayasa Mahkemesinin iptal kararları kural olarak, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasıyla hüküm ve sonuç doğurur, bununla birlikte Anayasa Mahkemesi gerektiği durumlarda iptal kararının yürürlüğe giriş tarihini bir yıla kadar erteleyebilir; Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organları ile tüm gerçek ve tüzel kişiler açısından bağlayıcıdır vs…

79. Parg.   Taslak metinde, 153. madde ile ilgili olarak iki konuda değişiklik yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, Anayasanın 153. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin metinden çıkarılmasıdır. Anayasanın 153. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir: “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz”. Taslakta yer alan değişiklik önerisi ile, söz konusu düzenlemedeki birinci cümle aynen korunurken, “İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz” şeklindeki ikinci cümle metinden çıkarılmaktadır. Buna ilişkin gerekçede, iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz şeklindeki hükmün uygulamada red kararlarının açıklanabileceği şeklinde anlaşılmış olduğuna ve böylece, red kararı verilmiş olsaydı bu karar açıklanırdı, karar açıklanmadığına göre demek ki anayasaya uygunluk denetimi yapılan kuralın iptaline karar verildi şeklinde düşüncelerin ortaya çıktığına veya çıkabileceğine temas edilmektedir.

80. Parg.     Taslak metinde 153. madde ile ilgili olarak yapılan bir başka değişiklik ise, Anayasa Mahkemesinin içtihadi yoldan sahiplendiği ve yaklaşık on yıldır kullanmakta olduğu “yürürlüğün durdurulması” kararı verme yetkisinin Anayasada açık olarak düzenlenmesine ilişkindir. Buna yönelik olarak Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrası yeniden yazılmakta ve sözü edilen bu fıkranın ilk cümlesi ile anayasa yargısında yürürlüğün durdurulması kurumunun çerçevesi çizilmektedir. Buna göre; “Anayasa Mahkemesi, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tamamının veya bir hükmünün iptali istemiyle açılan davalarda, Anayasa’ya aykırılık konusunda güçlü belirtiler bulunması ve uygulanması halinde sonradan giderilmesi imkansız durum ve zararların önlenmesi bakımından yürürlüğün durdurulması kararı verebilir.”

81. Parg.   Ülkemizde kırk yılı aşan anayasa yargısı uygulamaları göstermektedir ki, anayasa yargısı alanında yürürlüğün durdurulması kararı verilmesini gerektiren durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber, bugüne kadar konunun Anayasada açıkça izin verici ya da yasaklayıcı yönde herhangi bir şekilde düzenlenmemiş olması Anayasa Mahkemesinin kullanmakta olduğu yürürlüğün durdurulması yetkisinin kaynağı ile ilgili tartışmaları ortaya çıkarmıştır. Burada sözü edilen tartışmaların ayrıntılarına girmeksizin doğrudan kişisel kanaatimizi ifade etmemiz gerekirse bizce, Anayasa Mahkemesi, taslakta önerildiği şekilde yürürlüğün durdurulmasına karar verme yetkisine sahip olmalıdır ve bu yetkinin kaynağının Anayasada açık olarak gösterilmesi de yine kanaatimizce daha uygun bir yöntemdir. Kaldı ki, doktrinde de hakim görüş, en azından, kanunun uygulanması halinde telafisi imkansız sonuçların doğması ihtimali söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesinin yürürlüğün durdurulması kararı verebilmesinin gerekli olduğu yönündedir[16].

82. Parg.   Bu nedenle önerilen değişikliğe özü itibariyle katılmakla birlikte düzenlemenin şekli ve ifade biçimi konusunda küçük bazı değişikliklere ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Şöyle ki, yukarıdaki alıntıda görüldüğü üzere, taslak metinde, yürürlüğün durdurulması kurumu Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeyi takiben ikinci cümlede ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının ne zaman ve nasıl yürürlüğe gireceği konusu düzenlenmiştir. Oysa, iptal kararlarının yürürlüğe girişi konusu ile yürürlüğün durdurulması kararı verilmesi konusu birbirinden farklı konulardır. Dolayısıyla bu konulara ilişkin düzenlemelerin de birbirinden ayrı olması gerekir. Bu itibarla, bizce, sözü geçen bu iki farklı kurumun ayrı ayrı fıkralarda düzenlenmesi gereklidir.

83. Parg. Ayrıca, yürürlüğün durdurulması kararının hangi koşullarda verilebileceğine ilişkin taslak metinde yer alan (m.153/3) düzenlemenin ifade biçiminin aşağıda gösterildiği şekilde değiştirilmesi halinde düzenlemenin daha açık ve rahat bir anlatıma kavuşacağını düşünmekteyiz: “Anayasa Mahkemesi, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tamamının veya bir hükmünün iptali istemiyle açılan davalarda, Anayasa’ya aykırılık konusunda güçlü belirtilerin bulunması ve dava konusu kuralların uygulanması halinde sonradan giderilmesi imkansız durum ve zararların doğacak olması halinde, söz konusu zararların önlenmesi bakımından dava konusu kuralların yürürlüğünün durdurulmasına karar verebilir.”

SONUÇ

84. Parg.   Bu çalışmada, Anayasa Mahkemesinin statüsünün düzenlendiği Anayasanın 146 ila 153. maddelerinde kimi değişiklikler yapılmasını öngören ve Anayasa Mahkemesince hazırlanmış olan bir anayasa değişikliği taslağı incelenmiştir. İncelemede, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen taslak metni hazırlamasını gerektiren nedenler açıklanmış, değişiklik önerilerinin gerekçeleri belirtilmiş ve taslak metnin içeriği hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, yeri geldikçe, sözü edilen değişiklik önerileri hakkındaki kişisel görüş ve önerilerimiz de dile getirilmiştir.

85. Parg.   Taslakta yer alan önerilerin bir bölümünün fazlaca bir itiraza uğramadan bir anayasa değişikliği ile sonuçlanması bizce mümkün görünmektedir. Buna karşılık, sözü edilen değişiklik önerilerinin bir kısmı hakkında olumsuz eleştirilerin yapılmakta olduğu görülmektedir. Bu bağlamda en çok, bireysel başvuru yolunun benimsenmesine ilişkin değişiklik önerisi eleştirilere konu olmaktadır. Bireysel başvuru yoluna ilişkin düzenleme, taslakta yer alan en radikal değişiklik önerisi olduğu için eleştirilerin de bu konuda yoğunlaşması anlaşılabilir bir durumdur.

86. Parg.   Yazımızın başından bu tarafa açıklamış olduğumuz konulara ilişkin Anayasa hükümlerinde değişiklik yapılması ihtiyacı bizzat Anayasa Mahkemesince hissedilmiş ve bu yönde bir girişim başlatılmıştır. Bu nedenle sözü edilen değişiklik ihtiyacının ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan değişiklik önerilerinin önemsenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Taslak metin, halen ilgili çevrelerin ve kamuoyunun tartışmasına açılmış bulunmaktadır. Gerek kamuoyunda gerekse konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmesinden sonra parlamentoda yapılacak tartışmalar neticesinde Anayasa Mahkemesince gündeme getirilen Anayasa değişikliği önerilerinin daha olgun bir hale geleceği varsayılabilir. Sonuçta, söz konusu değişikliklerin kabulü ile anayasa yargısının işleyişinin, anayasa yargısının varlık sebebine uygun olarak bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması bağlamında daha ileri bir aşamaya ulaşacağı düşünülmektedir.



*           A.Ü. Erzincan Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi / Anayasa Mahkemesi Raportörü

[1]           Bkz., 22.03.2004 tarihli Milliyet Gazetesi, 10.02.2004 tarihli Zaman Gazetesi.

[2]           Burada hemen belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin organizasyon yapısı, görev ve yetkileri ile çalışma yöntemi konularında değişiklikler yapılması gerektiği yönündeki görüşleri içeren fakat burada her birine ayrı ayrı değinme imkanı bulamadığımız değişik yazarlarca yapılmış pek çok çalışma vardır. Örneğin, Türkiye Barolar Birliği’nin 2001 yılında yayınladığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi başlıklı bir yayında Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin ayrıntılı bir model çalışması ortaya konulmuştur. Keza, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Hukuku 1. Uluslararası Sempozyumunda (Yayına Hazırlayan; Zafer Gören, TBMM Yayını, Ankara-2003) sunulan şu bildirilerde de doğrudan Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin kimi önerilere yer verilmiştir: Yavuz Atar, “Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın Kuruluşu Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme ve Anayasa Değişikliği Önerisi”, age., s.265-275; İlyas Doğan, “Anayasa Mahkemesinin Yargılama Usulü ve Anayasanın 149. Maddesinde Gerçekleştirilen Değişiklikler; 2002 Anayasa Değişiklikleri Işığında Anayasanın Geçici 15. Maddesi”, age., s.243-260. Burada örnek kabilinden kimilerine yer verdiğimiz bu nitelikteki çalışmaların da, taslak metnin esin kaynakları arasında zikredilmesi kanaatimizce uygun olur.

[3]           Bkz. Zühtü Arslan, “Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlanması: Anayasa’nın 13. Maddesi Üzerine Bazı Düşünceler”, Anayasa Yargısı 19, AYM Yayını, Ankara-2002, s.216 vd.

[4]           Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Bkz., İbrahim Ö. Kaboğlu, Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi, Ankara-1994, s.20-26.; Hasan Tunç, Karşılaştırmalı Anayasa Yargısı, Yetkin yay., Ankara-1997, s.131, 152.; European Commission for Democracy through Law, The Composition of Constitutional Courts, Council of Europe Publishing-1997, p.6-9.

[5]           Bu konuyla ilgili olarak 1961 Anayasasının yürürlüğe girişinden hemen sonra yayınlanan bir çalışmasında Doç. Dr. Muammer Aksoy, Yasama Meclislerinin Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi konusundaki yetkilerinin ne olması gerektiği sorunu üzerindeki hakim görüşü “… memleketimizde particilik anlayışı ve tatbikatı, Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin tamamının veya çoğunluğunun partilerden kurulu Yasama Meclislerince seçilmesine asla müsait değildir ” şeklinde özetlemektedir. Buna karşılık, yazar kişisel görüşünü açıklarken, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi konusunda siyasal organların rolü bağlamında Yasama Meclislerinin yerine Cumhurbaşkanına yetki verilmesinin ehveni şer olacağına temas etmektedir. Bkz., Muammer Aksoy, Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Seçimi Konusundaki Tartışma (Ve Bunun Ortaya Çıkardığı Kamu Hukuku Meseleleri), AÜSBF yay., Ankara-1962., s.82-102.

[6]           Bu görüş öğretide daha önce bazı yazarlar tarafından da dile getirilmiştir. Bkz., Kaboğlu, age., s.28-32.

[7]           Bu konuda daha fazla bilgi için bkz., Council of Europe Publishing, The Composition of Constitutional Courts, p.18.

[8]           Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasası ve Anayasa Mahkemesi Kararlarına Göre Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi, Beta yay., İstanbul-1996, s.193-194.

[9]           Bkz., Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin yay., Ankara-2000, s.396.; Aynı görüşte, Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, YKY yay., İstanbul-2000, s.490. 

[10]         Bu konuyla ilgili itirazlara bir örnek olarak 22.03.2004 tarihli Milliyet Gazetesinde yayınlanan bir haberde yer alan Danıştay Başkanlığının görüşlerine bakılabilir.

[11]         Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Süheyl Batum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri, İÜHF yay., İstanbul-1993, s.72 vd.

[12]         Anayasa şikayeti konusunda ayrıntılı bilgi ve Türk Hukuku bakımından öneriler için şu kaynaklara bakılabilir: Ece Göztepe, Anayasa Şikayeti, AÜHF yay., Ankara-1998; Zafer Gören, “Anayasa Mahkemesi’ne Kişisel Başvuru (Anayasa Şikayeti)”, Anayasa Yargısı 11, AYM yay., Ankara-1995, s.97-13; Hakan Pekcanıtez, “Mukayeseli Hukukta Medeni Yargıda Verilen Kararlara Karşı Anayasa Şikayeti”, Anayasa Yargısı 12, AYM yay., Ankara-1995, s.257-287.

[13]         Aynı görüşte, Erdal Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara-1993, 178-180.

[14]         Bkz., Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, Beta yay., İstanbul-2001, s.207-208; E. Özbudun, age., s.406-407.

[15]         Bu konudaki tartışmalar için bkz., Ergun Özbudun / Yılmaz Aliefendioğlu, “ Türkiye Raporu”, Anayasa Yargısı (7. Avrupa  Anayasa Mahkemeleri Konferansı), AYM yay., Ankara-1988, s.191; Burhan Kuzu, 1982 Anayasasının Temel Nitelikleri ve Getirdiği Yenilikler, Filiz Kitabevi, İstanbul-1990, s.186-191.

[16]         Bkz., E. Özbudun, age., s.422; E. Teziç, age., s.213-215; İ. Ö. Kaboğlu, age., s.96-101; Yavuz Atar, Türk Anayasa Hukuku, Mimoza yay., Konya-2000, s.321. Anayasa yargısında yürürlüğün durdurulması konusunda lehte ve aleyhte görüşleri içeren oldukça geniş bir yayın listesi vardır. Ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için bunların bir kısmı aşağıda gösterilmiştir. İlyas Doğan, Alman ve Türk Anayasa Yargısında Yürürlüğü Durdurma, İBB Hukuk Müşavirliği yay., İstanbul-1997; Bahadır Kılınç, Anayasa ve İdare Hukukunda Yürütmenin Durdurulması, Adil yay., Ankara-1997; Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin yay., Ankara-1996, s.343-369.; Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi, Bursa-2000, s.970-976; Ayrıca, Tanör / Yüzbaşıoğlu, age., s.517, dn. 233’de zikredilen diğer kaynaklar.