Son Güncelleme Tarihi 16.02.2009
 
ŞUBAT 2009-SAYI 84

 

Makale:

ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA

İLİŞKİN İLAMLARIN İCRASI

(İİK m. 25/ a ve İİK m. 25/ b)

 

Yrd. Doç. Dr. İbrahim ÖZBAY*

 

I- GİRİŞ

Çocuğun[1] velayet hakkının anne veya babadan birine bırakılması halinde, velayet hakkı verilmeyen tarafın, çocukla nasıl ve ne şekilde kişisel ilişki kuracağı mahkemece belirlenir[2]. Zira Medeni Kanun m. 182 hükmü, açıkça, mahkemenin ana ve babanın boşanma ve ayrılığa karar verirken[3], çocukla kişisel ilişkilerini de düzenleyeceğini öngörmektedir. Bu hükmün dışında Medeni Kanunun iki hükmü incelememiz bakımından önemlidir. Bunlardan birincisi Medeni Kanun m. 323 hükmüdür. Söz konusu hükme göre, ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Böylece, sadece velayete sahip olmayan ana ve baba değil, velayet hakkına sahip olmakla beraber, çocuğun başkasının koruması veya gözetimine bırakılması halinde de, ana ya da babanın çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin bir talep hakkının olduğu belirtilmiştir[4].

Konuyla ilgili ikinci hüküm ise Medeni Kanun m. 324’tür. Bu hüküm ise çocuk ile kişisel ilişkinin sınırlarını düzenlemiştir. Kişisel ilişki yönünden ana ve babaya görev yükleyen Medeni Kanun m. 324, I hükmüne göre, “Ana babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür”. Buna aykırı davranmanın yaptırımı ise Medeni Kanun m. 324, II’de gösterilmiştir[5].

Çocuk Hakları Sözleşmesine paralel olarak düzenlenen Medeni Kanun m. 324, II hükmüne göre, kişisel ilişki nedeniyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba haklarını kullanırken diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelerse ya da çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellerse veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli nedenler varsa, kişisel ilişki kurma hakları reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir[6]. Üçüncü kişilerle çocuk arasında kişisel ilişki ise Medeni Kanun m. 325’de düzenlenmiştir[7].

Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamların icrası, hukukumuzda çocuk tesliminden farklı olarak düzenlenmiştir. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamın gereğinin yerini getirilmesi, belirli sürelerle tekrarlanan devamlı bir durumu içermektedir[8].

Velayet hakkı kendisinde olan taraf, ilamda hüküm altına alınan şekilde diğer tarafın çocukla kişisel ilişki kurmasına engel olursa, diğer tarafın ilamlı icra takibinde bulunabileceği İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre[9], “Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra memuru, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünün zorla yerine getirileceğini borçluya 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı hareketin 341 inci maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır (f. 1). Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikâyeti üzerine ayrıca 341 inci maddeye göre cezalandırılır (f. 2)”. Bu hüküm dışında ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmü[10], hem çocuk teslimi hem de çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak ortak bir düzenlemedir. Bu hükme göre, çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların icrasında uzman bulundurulması öngörülmüştür. Çalışmamızda çocuk teslimine ilişkin ilamların icrasına[11] değinilmeyecek, yalnızca çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak İcra ve İflas Kanunu m. 25/a ve m. 25/b hükümleri ele alınacaktır. Ancak esas konumuza girmeden önce, çocukla kişisel ilişki kurulmasının anlamı, amacı ve kişisel ilişki kurma hakkının sona ermesi hakkında bilgi vermekte yarar vardır.

II- ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASININ ANLAMI, AMACI VE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKININ SONA ERMESİ

A-    ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASININ ANLAMI

Kişisel ilişki, sadece hısımlık bağına değil, aynı zamanda psikolojik, ana baba olma ilişkisine ve bu ilişkiden doğan sevgi ve bağlılık duygularına dayanan bir ilişkidir[12]. Kişisel ilişki, tekrarlanan, düzenli aralıklarla devam eden bir ilişkidir. Bu ilişki sürekli objektif bir düzeni gerektirir. Bu çerçevede, ziyaretlerin sıklığı ve devam süresi, hâkim tarafından durumun özelliği göz önünde tutularak tespit edilir[13].

Kanımızca kişisel ilişkiyi, “çocuğun velayetinin kendisine verilmediği taraf veya üçüncü kişi ile çocuk veya çocuklar arasında kurulan, onlarla görüşme, belirli yer ve zamanda onunla birlikte olma[14], sevgi bağı kurma ve bu bağı devam ettirmeye yönelik ilişki” olarak tanımlamak mümkündür.

B- ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASININ AMACI         

Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, her şeyden önce analık, babalık ve evlatlık sevgisinin tatmin edilmesidir. Zira insanlar, eğilimleri ve çevreleri bakımından ne kadar beğenilmez ve kınanır olurlarsa olsunlar, kendilerini bu haklarından yoksun kılmak doğru değildir[15]. Ayrıca çocukta da var olan anne ve baba sevgisi ile muhabbet ve şefkatinden çocuğun uzak kalmasını önlemek amacıyla kişisel ilişki kurulması isabetli bir düzenleme olarak kabul edilmelidir[16].   

Çocukla kişisel ilişki kurmak, çocukla ana baba arasındaki kan bağının doğal ve engellenemez bir sonucu olarak[17], boşanan veya ayrılan her ana ve babanın en doğal hakkı[18] olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Medeni Kanun m. 323 hükmündeki düzenleme, söz konusu hakkı pekiştirmektedir[19]. Ayrıca, bir görüşe göre, çocukla kişisel ilişki kurulması, doğrudan doğruya ana veya babanın kendi kişilikleri nedeniyle sahip oldukları bir hak olup, kan bağına dayanmaz[20]. Bu hak kişiye bağlı bir hak olduğundan, ana ve babanın bu haktan feragat anlaşmaları geçerli olmadığı gibi[21], söz konusu hakkın devredilmesi de mümkün değildir[22].

Ana ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulurken analık babalık duygusunun tatmin edilmesinden önce çocuğun güvenliğinin ön planda olduğu da belirtilmektedir[23]. Bu nedenle çocuğun güvenliğini ihlal etmeyecek biçimde analık babalık duygusunun tatmin edilmesinden söz etmek yanlış olmayacaktır. Uygulamada Yargıtay’ın kararlarında, çocuğun güvenliğini ihlal etmeyecek biçimde analık babalık duygusunun tatmin edilmesine yönelik olarak kişisel ilişkinin düzenlenmesinde temel ilkelere yer verildiği görülmektedir. Bu çerçevede; kişisel ilişkinin düzenlenmesinde ana babanın ve çocuğun özelliklerine[24], kişisel ilişki düzenlemesinin başkasının gözetiminde olmamasına[25], kişisel ilişkinin süresine[26], tarafların arzusuna (anlaşmalarına)[27], kişisel ilişki düzenlemesinden yararlanacak diğer kişilere[28] ve yere[29] ilişkin ilkeler söz konusu olmaktadır[30].

C- ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKININ SONA ERMESİ

Mevcut soybağı ilişkisi, soybağının reddi veya tanımanın iptali ile sona ermişse, kişisel ilişki kurma hakkı da son bulur (MK m. 286 vd; m. 314, 317 vd). Çocuk ana babanın rızasıyla evlatlık verilmişse; ana babanın rızasının aranmadığı bir durum (MK m. 309, 311) mevcutsa veya çocuk evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilmişse yahut çocuğun evlatlık verilmesinde rızalarının aranmadığı kendilerine bildirilmişse,  ana babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakları da sona erer[31].

III- ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAM TÜRLERİ

A-    GENEL OLARAK

Çocukla kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili ilamlı icra takibinin dayanağı olacak kararın nihai karar niteliğine sahip olması gerekir. Bu nedenle, her ne kadar, mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alınarak (HUMK m. 101, b. 4) çocukla kişisel ilişki kurulabilse de[32], çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak, boşanma davası sırasında bir ara kararı ile ihtiyati tedbir niteliğinde verilen[33] kararlar, ilamlı icra (İİK m. 25/ a) yoluyla takibe konu olamaz[34]. Bir başka deyişle, çocukla kişisel ilişki kurulmasına yönelik ara kararı niteliğinde olan tedbir kararının İİK m. 25/ a hükmüne göre ilamlı icraya konu olması mümkün değildir[35].   

B- İLAM TÜRLERİ

1-      Genel Olarak

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların[36], çeşitli mahkemelerden dava sonucu elde edilmiş olması mümkündür. Bu çerçevede, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm, boşanma ve ayrılık ilamlarında (MK m. 182), evlilik dışı doğan çocukla kişisel ilişki kurulmasında (MK m. 323, MK m. 301),  çocuklarla üçüncü kişiler arasındaki kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda (MK m. 325) yer alabilir[37]. Aşağıda kısaca bu durumlara değinilecektir.

2- İlam Türleri

a)      Boşanma veya Ayrılık İlamı

Öncelikle, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm boşanma veya ayrılık ilamında yer alabilir. Boşanma davası açılması üzerine, mahkeme velayet hakkını anne veya babadan birine verir. Velayet hakkından mahrum olan eş ise, çocukla kişisel ilişki kurulmasına karar verilmesini dava sırasında talep edebilir. Bunun üzerine hâkim, bu hususu karara bağlar[38]. Bununla birlikte, boşanma davalarında davacı talepte bulunmasa bile, mahkemenin boşanma kararında, gerek velayetin kime bırakılacağı, gerekse çocukla kişisel ilişki kurulması konusunu re’sen düzenlemesi gerekir. Çünkü her ne kadar Medeni Kanun m. 323 hükmünde talep aranmaktaysa da, boşanma durumunda bu şart değildir. Bir başka deyişle boşanma kararında kişisel ilişkinin mahkemece gösterilmesi gerekir[39]. Bununla birlikte kişisel ilişkinin elbette daha sonra mahkemeden istenmesi mümkündür. Ayrıca, ölüm, evlenme, yer değiştirme, çocuğun yaşının büyümesi gibi nedenlerle, kişisel ilişkide değişiklik yapılması gerekir[40].  

Hâkim, çocukla ilişki kurulmasını düzenlerken, delilleri serbestçe takdir eder ve gerekli araştırmayı doğrudan doğruya kendisi yapar, gerekli görürse, bilirkişiye başvurur[41].

Boşanma nedenlerine dayanarak ayrılık davası da açılabilir. Hâkim, boşanma nedenleri gereğince, ayrılığa karar vermekle beraber, dava sırasında çocukla kişisel ilişki kurulması da talep edilmişse, bu takdirde bu husus da karar altına alınır. Böylece kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam elde edilmiş olur[42]. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı varsa, mahkemece ayrılığa da hüküm verilebilir (MK m. 170, III). Bu nedenle kanımızca davacının boşanma talep etmesine rağmen, mahkemenin ayrılığa hüküm vermesi halinde de mahkemenin kişisel ilişkiyi düzenlemesi gerekir.

b)      Evlilik Dışı Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamlar

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar, evlilik dışı çocukla kişisel ilişki kurulmasında da yer alabilir. Daha önce de belirtildiği gibi[43], çocukla kişisel ilişki, kişiye bağlı olan ve kan bağına dayanmayan bir hak olduğu için, evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar ile evlat edinilen çocukların[44] tümü bakımından söz konusudur[45]. Dolayısıyla, evlilik dışı çocuğunun velisi olamamış olan ana veya baba da çocukla kişisel ilişki kurmak isteyebilir[46].

Bu nedenle, evlilik dışı çocukla babası arasında henüz soybağı kurulmamışsa, MK m. 325 uyarınca “görünüşteki babanın” sadece çocukla, üçüncü kişi olarak kişisel ilişki kurma hakkı olabilir. Anne ve babanın çocukla kişisel ilişki kurmak istemesinde, bu talebin velayet hakkından veya çocuğun kendisine bırakılmasına ilişkin mahkeme kararından (MK m. 347) veya kanundan kaynaklanması (MK m. 335, II; MK m. 337, I) arasında fark yoktur[47].

c)      Çocuklarla Üçüncü Kişiler Arasında Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamlar

Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere ve özellikle hısımlarına[48] da tanınabilir (MK m. 325, I). Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle, sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Ana ve baba dışında kalan kişiler de boşanma halinde, çocukla aralarında kişisel ilişki kurulmasını hâkimden talep edebilirler. Bu kişisel ilişkinin kurulmasına karar verilebilmesi için, ilgilinin talepte bulunması gerekir[49]. Örneğin, büyük anne ve büyük babalar, torunlarıyla bu hüküm gereğince kişisel ilişki kurabileceklerdir[50]. Ancak, Medeni Kanun m. 325 gereğince, üçüncü kişi ile çocuk arasında kişisel ilişkinin kurulabilmesi için, olağanüstü bir durumun bulunması şarttır. Bir başka deyişle, üçüncü kişi ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasını haklı gösterecek bir yakınlığın bulunması gerekir[51]. Olağanüstü duruma, birbirinden ayrı yaşayan kardeşler arasında ilişki kurulması, çocuğun uzun süre yanlarında yetiştiği bakıcı aile ile arasında kişisel ilişki kurulması, boşandıktan sonra çocuğun üvey babası ile arasında ilişki kurulması, biyolojik ana babayla evlatlık verilen çocuk arasında ilişki kurulması halleri örnek olarak gösterilebilir[52].

IV- ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAMLARIN ÖZELLİKLERİ

A-    ZAMANAŞIMINA UĞRAMAMASI

İlama dayalı takip; son icra işleminin üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına uğrar (İİK m. 39, I). Ancak bu kural, bütün ilamlar hakkında geçerli değildir. Bazı ilamlar iskati (hakkı sona erdirici) zamanaşımına tabi değildirler. Bu ilamlardan birisi de, kişi ve aile hukukuna ilişkin ilamlardır[53]. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamlar, aile hukukuna ilişkin oldukları için, zamanaşımına uğramaz[54]. Bunun ilamlı icra bakımından en önemli sonucu ise, borçlunun zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması (İİK m. 33) talebinde bulunamayacak olmasıdır[55].    

B-     KESİNLEŞMEDEN TAKİP KONUSU YAPILAMAMASI

Hukukumuzda bir hükmün icra edilebilmesi için kural olarak, onun kesinleşmesine beklemeye gerek yoktur. Ancak bazı istisnai hallerde, hükmün şekli anlamda kesinlik kazanması, onun icra edilebilmesinin zorunlu bir şartını oluşturur. Bu gibi durumlarda, şekli anlamda kesinlik, hükmün icrasının önşartı durumundadır[56]. Bu hükümlerden birisi ise çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlardır.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar, aile hukukunu ilgilendirdiğinden, çocuk teslimi hakkındaki ilamlar (İİK m. 25) gibi[57] kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (HUMK m. 443, IV)[58] [59]. Kanun koyucunun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 443. maddesinin 4. fıkrasında böyle bir düzenleme öngörmesinin nedeni, maddede sözü edilen ilamların temyiz incelemesi sonucunda bozulması durumunda, eski halin iadesinin sağlanmasının son derece güç olacağının göz önünde tutulmuş olmasıdır[60]. Bu takdirde, ilamın altına, usulen kesinleştiğine ilişkin mahkeme yazı işleri müdürü tarafından verilen meşruhatın mahkeme mührü ile mühürlenip, hâkim tarafından imzalanması gerekir. Bu durumda yalnızca yazı işleri müdürünün imzası yeterli değildir[61].   Ayrıca ilamlı icra takibinin dayanağını oluşturan bu ilamın icrası, icra müdürü tarafından kesinleşmiş şekli dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmelidir[62]. Bir başka deyişle icra müdürü, yerine getirilecek ilamın kapsamını yorum yoluyla genişletemez ve daraltamaz[63]. Ayrıca icra müdürü ilamın ne şekilde yerine getirileceği konusunda icra mahkemesinden aydınlatıcı bilgi de isteyemez; ilamın gereklerini ve özelliklerini göz önünde bulundurarak kendi anladığı biçimde ilamın gereğini yerine getirmek zorundadır. Bununla birlikte, ilamın içeriğine uygun bir şekilde icra edilmezse, ilgililer icra mahkemesine şikâyet yoluyla başvurarak, ilamın içeriğine uygun bir şekilde icra edilmesini sağlayabilirler[64]. Hatta bu durumda, ilamın içeriğine uygun şekilde icra müdürünce icra edilmemesi, ilgilinin (alacaklının) hakkının yerine getirilmemesi anlamını taşıyacağı için, şikâyetin süreye tabi olmaması gerekir[65].

Aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamların icra edilebilmesi için aranan kesinleşme şartı bu ilamlara ilişkin yargılama giderleri ve tazminatın ve bunun faizinin icraya konulması için de geçerlidir[66]. Bu nedenle de ilamların yargılama giderlerine ve tazminata ilişkin bölümü de ilamın bir parçası olduğundan, kesinleşmedikçe icra edilemezler.

Kesinleşmeden icraya konulamayacak ilamlarda, ilamın şekli anlamda kesinleşmesi, onun icrasının zorunlu bir şartını oluşturur. Bu nedenle, icraya konulan hükme karşı temyiz yoluna gidilmiş olması, onun kendiliğinden icrasını durdurur. Bu nedenle bu tür ilamların icrasının durdurulabilmesi için, Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı (İİK m. 36) alınması gerekmez. Öte yandan, temyiz yoluna başvuru gibi, karar düzetme yoluna başvurmak da, bu tür hükümlerin kesinleşmesini önler ve bu nedenle karar düzeltme talebi de hükmün kesinleşmesini önleyeceği gibi, hükmün kesinleşmesini durdurur[67].  

Söz konusu ilamın kesinleşip kesinleşmediği icra müdürü tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur. Bu nedenle, ilam kesinleşmeden icraya konulması halinde ilgili kişi veya kişiler, icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesinde şikâyet yoluna (İİK m. 16) başvurabilir. Kesinleşmeden icra edilemeyecek ilamlarda, kesinleşme, ilamın icra edilebilmesinin (ilamlı icranın) esaslı bir unsurudur ve bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır bir biçimde ihlali anlamına geleceğinden, bu husus kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirmek gerekir. Bu nedenle icra mahkemesine yapılması gereken şikâyetin süresiz olması gerekir[68].

Ancak daha önce de belirtildiği üzere[69], İcra ve İflas Kanunu m. 25’deki çocuk teslimlerinde olduğu gibi ilam kesinleşmeden, mahkemeden ihtiyati tedbir kararı (HUMK m. 101, b. 4) alınmak suretiyle ilamda belirtilen çocukla kişisel ilişki kurulabilir[70]. Ancak elbette bu tedbir kararı, ilamlı icraya konu edilmek suretiyle borçluya icra emri gönderilemez. Zira ihtiyati tedbir kararları ara kararı olduğu ve ilam niteliğinde bulunmadığından, bu tür kararların ilamlı icra takibinin dayanağını oluşturması mümkün değildir[71]

C-    İLAM HÜKMÜNÜN ÇOCUK REŞİT (ERGİN) OLUNCAYA KADAR DEVAM ETMESİ

Hukukumuzda çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmünün çocuk reşit (ergin) oluncaya kadar devam edeceği, bir başka deyişle, alacaklının, çocuk reşit oluncaya kadar kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam çerçevesinde çocukla kişisel ilişki kurabileceği kabul edilmektedir[72]. Yargıtay’ın birçok kararında da bu hususa değinilmiştir[73]. Buna karşılık Yargıtay’ın bazı kararlarında, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmünün “küçüğün velayet altından çıkmasına kadar” devam edeceği belirtilmiştir[74].

Kanımızca, medeni hukuk anlamında çocuk 18 yaşından küçük kişiyi ifade ettiğine göre[75], çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmü, çocuk reşit oluncaya kadar değil, 18 yaşını tamamladığı ana kadar [76] kişisel ilişki kurulması söz konusu olabilecektir.   

Kısıtlılar ile kişisel ilişki kurmada ise Medeni Kanun m. 419, III hükmünün göz önünde bulundurulması gerekir[77]. Zira söz konusu hükme göre, “Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altındadır”. Bu nedenle kanımızca reşit çocuk kısıtlanmışsa, velayet altında kalmaya devam edeceğinden (MK m. 419, III), çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın hükmü de devam edebilecektir.

Ayrıca çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın alacaklısı ölmüşse, ilamlı icra yoluna başvurma hakkı ortadan kalkar. Bir başka deyişle mirasçılara geçmez. Çünkü bu ilamlar, alacaklının şahsı ile sıkı sıkıya bağlı ilamlar olup, sadece alacaklı tarafından ileri sürülebilir.   

D-    ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAMLARIN İCRAYA ELVERİŞLİ OLMASI GEREKTİĞİ

Çocukla kişisel ilişki kurulmasında önemli bir husus, icrası mümkün kararlar verilmesi gerektiğidir. Bir başka deyişle, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasının yerine getirilmesinde infazda güçlük yaratacak nitelikte kararların verilmemesi, infazda tereddüt doğuracak ibareler kullanılmaması gerekir[78]. Bunun için ise, artık uzmanların da bulunduğu aile mahkemelerinde, çocukla kişisel ilişkilerin ayrıntılı olarak düzenlenmesi[79], şüpheye ver bırakmayacak şekilde kararlar verilmesi büyük önem taşımaktadır.  

Daha önce de belirtildiği üzere[80], kişisel ilişkinin düzenlenmesinde ana babanın ve çocuğun özellikleri, kişisel ilişkinin süresi gibi hususlara dikkat edilmeli, çocukla kişisel ilişki kuracak kişi bakımından elverişsiz bir durum yaratılmamalıdır. Örneğin, yurt dışında bulunan bir baba ile kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda her hafta sonu kişisel ilişkiye karar verilmesi söz konusu ilamın icrasına elverişli değildir[81]. Aynı şekilde, velayeti anneye verilen çocuğun babayla şahsi ilişkisinin babanın çalışmadığı güne denk getirilmesi gerekir; aksi halde ilam icraya elverişli olmayacaktır[82].

V- TAKİBİN AŞAMALARI

A-    TAKİP TALEBİ

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam hükmüne diğer eş uymazsa, alacaklı durumundaki taraf, ilamı icraya koyarak, takip talebinde bulunabilir. Velayeti kendisine verilen çocuk hakkında ilamlı icra yoluyla infazı mümkünken, dava açarak çocuğun davalıdan alınarak kendisine teslimine karar verilmesini istemesinde hukuki yarar yoktur[83]. Bu nedenle alacaklı durumunda olan eş, ayrı bir dava açamaz, İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a gereğince ilamlı icra yoluna başvurmak zorundadır.

İlamlı icra takibinin ilk aşaması ise, takip talebidir. Takip talebinin yapılması ve içeriği, genel haciz yolundaki takibe çok benzer. Takip talebinde İİK m. 58’deki hususlar yer alır (İİK Yön. m. 18, I). Takip talebine alacaklının (ve varsa vekilinin) adı, soyadı ve adresi, borçlunun adı, soyadı ve adresinin yazılması gerekir. Ayrıca takip talebine ilamın tarihi, numarası ve özeti yazılır. Alacaklı isterse, kendisine ilamlı icra takip talebinde bulunduğuna dair icra dosya numarasını taşıyan bedava ve pulsuz bir ilmuhaber (belge) verilir (İİK m. 35, c. 2)[84].  

İlamların icrası her icra dairesinden istenebileceğinden (İİK m. 34), alacaklı takip talebini herhangi bir icra dairesine verebilir. Bu talep yazılı veya sözlü olabilir. İlamlı takip talebinde bulunan alacaklıdan binde beş peşin harç alınmaz (karş. Harçlar Kanunu m. 29)[85]. Fakat bütün ilamlı icra takiplerinde alacaklıdan başvurma harcı alınır (Harçlar Kanunu, 1 sayılı Tarife)[86]. Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlı icra takiplerinde, tahsil harcının yarısı oranında maktu cezaevleri harcı alınır. Bu maktu harç ise, ilamın icraya konulduğu zaman, takip talebi ile birlikte alacaklıdan peşin olarak alınır ve borçluya yükletilemez (2548 Sayılı Kanun[87] m. 1)[88].  

B-     İCRA EMRİ

1- İcra Emrinin İçeriği

Takip talebi üzerine icra müdürü tarafından örnek 3 no’lu icra emri düzenlenir ve borçluya[89] tebliğ edilir (İİK m. 25a; İİK Yönetmeliği, m. 24). Borçlu icra emrini yerine getirmezse, İcra ve İflas Kanunu m. 25’de olduğu gibi ilam hükmü zorla yerine getirilir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına (ve çocuk teslimine) ilişkin icra emrine, aşağıdaki hususların yazılması gerekir (İİK m. 25/ a; İİK Yönetmeliği, m. 24)[90]:

- Alacaklının[91] ve varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı, soyadı, yerleşim yerindeki adresi, vergi kimlik numarası,

- Borçlunun[92] ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa vergi kimlik numarası ve yerleşim yerindeki adresi,

- Alacaklı yabancı ülkede oturuyorsa, Türkiye’de göstereceği yerleşim yerindeki adresi[93],

- Hükmü veren mahkemenin ismi,

- Hükmolunan şeyin neden ibaret olduğu,

- İlamın veya belgenin tarih ve numarası,

- Çocuğun ilam hükümleri dairesinde, lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmaması ihtarı,

- Çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmüne göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarı[94].

2- İcra Emrinin Takip Talebine ve İlama Uygun Olması Gerektiği

İcra müdürü tarafından borçluya gönderilen icra emrinin takip talebine ve ilama uygun olması gerekir[95]. Aksi takdirde bu durum şikâyet nedeni oluşturur ve hukukumuzda bu şikâyetin süresiz olduğu kabul edilmektedir[96]. Takip talebine veya ilama uygun olmayan icra emrinin şikâyet üzerine icra mahkemesince iptali gerekir. Bir başka deyişle, ilam içeriğine uygun bulunan takibin de iptaline karar verilmesi gerekmez[97]. Örneğin, ilamda babanın hafta sonları saat 12.00 – 17.00 arası kişisel ilişki kurulmasına yer verilmiş, fakat icra müdürü 14.00- 17.00 şeklinde icra emri göndermişse, bu icra emrine karşı şikâyet süresiz olacak, bu icra emri icra mahkemesinde düzeltilebilecektir. Aynı şekilde, icra müdürü, ilamda yazılı olmamasına rağmen, çocuğun “davalı borçlu tarafından hazır bulundurulmasına” ilişkin olarak takip talebi düzenlemesi ilama aykırılık teşkil eder, şikâyet nedeni oluşturur[98].

Burada bir hususu da belirtmek gerekir ki, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın yerine getirilme şekli, istinabe edilen (talimat) icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi tarafından şikâyet üzerine değiştirilemez[99].

C-    İLAMIN İCRASI

1- İlamın Zorla Yerine Getirilmesi

Çocuk kendisine verilmemiş olan tarafın hâkimin belirleyeceği gün ve saatlerde çocuk ile temas etmesine, onunla görüşmesine, onu gezdirmesine, yedirip içirmesine, giydirmesine diğer taraf engel olamaz. İşte buna engel olunması halinde İcra ve İflas Kanunu’nun 25/ a maddesi, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararının uygulanmasını kolaylaştırıcı, diğer tarafı ise bu karara uymaya zorlayıcı düzenlemeler içermektedir[100]. Bununla birlikte elbette, bu zorlamaların çocuğu karşı uygulanmaması gerekecektir[101]. Bu çerçevede, gerek yükümlülük altına giren velayet hakkına sahip olan taraf, gerekse çocuğa bakan kişinin, bu hakka sahip olmayan çocuğun ana veya babası ya da üçüncü kişilerle kurulacak kişisel ilişkiye müsaade etmesi, bu ilişkinin kuruluşunu kolaylaştırması gerekir. Çocuğun ise ailenin, vasinin veya velayet altında bulunduğu kişinin talimatlarına uyma zorunluluğu söz konusudur[102].

Çocukla kişisel ilişki kurulması, sosyal bir zorunluluk gereği olup, hissi ve ruhi bir nitelik taşır. Örneğin, baba bir başkasıyla evlenmiş ise, çocuğun öz annesine duymuş olduğu sevgiyi, ona bir başkasının vermesi mümkün değildir. Çocuğu yanına alan eş ise gelecekteki çıkarlarını düşünerek çocuğa daha fazla sevgi göstererek, diğeri aleyhine ve fakat çocuğun ruhi durumu üzerinde aksi etki oluşturacak fiillere başvurabilir. İşte bu gibi durumlar, çocuğun yetişme tarzına olumsuz etkide bulunabilecek, çocuğu sorunlu bir hale getirebilecektir. Bu nedenle mahkemenin bu hususları göz önünde bulundurması gerektiği gibi[103], icra müdürünün de ilamın icrası sırasında dikkatli olması, metanetini koruyup, tarafları teselliye çalışması ve olgun bir şekilde hareket etmesi gerekir[104]. Gerçi İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmünde öngörülen uzmanların bu konuda icra müdürüne yardımcı olabilmeleri mümkün olsa bile, bu hüküm, icra müdürünün dikkat ve özen içinde görevini yapma zorunluluğunu elbette ortadan kaldırmayacaktır.

Kendisine icra emri tebliğ edilen borçlu bu icra emrine uymazsa, bir başka deyişle alacaklının çocuk ile ilamda belirtilen yer ve zamanda kişisel ilişki bulunmasına izin vermezse ilam hükmü çocuk teslimine dair ilamın icrasında olduğu gibi icra dairesi tarafından zorla yerine getirilir[105]. Takip konusu ilamda çocukla alacaklının nerede ve ne zaman kişisel ilişkide bulunacağı belirtilmişse, ilam bu çerçevede yerine getirilir, yani ilamda belirtilen yer ve zamanda icra dairesi çocukla alacaklının görüşmesini gerçekleştirir. Burada icra müdürünün gerekirse zor kullanma yetkisi vardır. Ancak elbette icra müdürünün bu tür ilamlarda İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmünü uygulaması ve uzman bulundurulması şarttır. Aşağıda bu konuya ayrı bir başlık altında değinilecektir[106].

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrası için alacaklının zamanında ve usulüne uygun olarak icraya başvurmasına rağmen, borçlunun çocuğun kaçırması mümkündür. Bu durumda ilamda kişisel ilişki için öngörülen süre geçse dahi, çocuğun alacaklıya teslimi gerekecektir. Yani bu durum, alacaklı ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasını engellemez. Zira ilamda belirtilen sürenin geçirilmesinde alacaklının bir kusuru yoktur[107].

İlamda icra müdürünün nezareti altında kişisel ilişki kurulması yazılı ise, bu durumda icra müdürü, çocukla borçlunun kişisel ilişki kurmaları anında yanlarında (uzmanlarla birlikte) bulunur. İlamda böyle bir kayıt yoksa, icra müdürü yanlarında bulunmaz[108].

İlamın icrası bittiğinde, borçlu isterse, kendisine ilamın tamamen veya kısmen icra edilmiş olduğuna ilişkin bedava ve pulsuz bir belge verilir (karş. İİK m. 144, III; İİK Yön. m. 48).

2- İİK m. 341 Hükmüne Göre Borçlunun Cezalandırılması

a)  Mukayeseli Hukukta Durum

Mukayeseli hukukta da, İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne benzer düzenlemelere rastlanmaktadır. Alman Hukukunda, borçlu icra emrine rağmen yükümlülüğünü yerine getirmezse, para cezası veya hapisle tazyik edileceği hükme bağlanmıştır. Burada belirtilen hapisle tazyikin süresi ise bizdeki hükme benzer şekilde altı aydır (ZPO § 888, c. 3; ZPO § 913). Bunun yanında, para cezasını ödemeyen borçlunun bu cezası da hapisle tazyike dönüştürülebilir. Bu cezaların verilebilmesi için, borçlunun kusurlu olması şart değildir. Borçlu, icra emrini yerine getirmezse, hemen tahliye edilir[109].

Avusturya Hukukunda da ilamın yerine getirilmesine muhalefet eden borçlunun, altı aya kadar hapis ile tazyik edilebileceği öngörülmüş (Avusturya İİK m. 354- 355), para cezasına yer verilmemiştir[110]

b) Hukukumuzda Durum

aa) 5358 Sayılı Kanun’dan Önceki Durum

Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 341. maddesinin birçok değişikliğe maruz kaldığını söylemek gerekir. Zira, söz konusu hükmün 1985’den önceki hali, 1985- 2003 arası dönem, 2003- 2005 arası dönem ve son alarak ise 2005’den sonra şu anda yürürlükte olan dönem olmak üzere birçok aşamadan geçtiği görülmektedir.    

i)   İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün 6. 6. 1985 tarihli ve 3222 sayılı Kanunun değişik 42. maddesinden önceki düzenleme şu şekildeydi: “Çocuk teslimi hakkındaki ilamın icrası sırasında çocuğu gizleyen veya ilamın icrasından sonra tekrar kaçınan borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii tarafından, bir aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır”[111] .

ii)      İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün 6. 6. 1985 tarihli 3222 sayılı Kanun’un[112] 42. maddesi ile değiştirilen düzenlemede, sadece cezada bir artırıma gidilmiş ve cezanın alt ve üst sınırı “bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası” olarak değiştirilmiştir[113].

iii)    Daha sonra, 17. 7. 2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un[114] 96. maddesi ile değiştirilen İİK m. 341’e ilişkin düzenlemede, “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilâmın veya ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii (yani icra mahkemesi) tarafından, iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılırlar” ifadelerine yer verilmiştir[115]. 4949 sayılı Kanunla değiştirilen bu hükmün eski hükümlerden en önemli farklılığı, çocuk teslimi hakkındaki ilam dışında ayrıca ara kararının icrası sırasında da çocuk teslimi (ve kişisel ilişki kurulmasına) ilişkin ilamların icra edilmesine muhalefet edenlerin de İİK m. 341 kapsamına alınmasıdır. Ayrıca 4949 sayılı Kanunla değiştirilen hükümde, iki aydan altı aya tadar hafif hapis cezası öngörülerek caza miktarının alt sınırı aynı kalmış (bir ay), fakat üst sınırı artırılarak üç aydan altı aya çıkarılmıştır.

Ayrıca 4948 sayılı Kanunun 100. maddesiyle getirilen İİK m. 352/ a hükmüyle ceza kararnamesi uygulaması imkânı getirilmişti. Ceza kararnamesi uygulaması[116] yeni Ceza Muhakemesi Kanununda bu müessesenin ortadan kaldırılması ve 5358 sayılı Kanun’daki değişikliliklerle[117] ortadan kaldırılmıştır.  

Burada bir hususa değinmek gerekir ki, 4949 sayılı Kanunla değiştirilen bu hükümden önce, İcra ve İflas Kanunu m. 341 uyarınca borçlunun cezalandırılması için, mahkeme kararının ilam niteliğinde olması zorunluluğu aranıyordu. Bir başka deyişle Yargıtay, mahkeme kararı tedbir niteliğinde bir ara kararı olduğunda, bu karara muhalefet söz konusu ise İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün uygulanmayacağını, bu durumda ihtiyati tedbir kararına muhalefet (HUMK m. 113/A maddesine aykırılık) suçunun[118] oluşacağını kabul ediyordu[119]. İşte kanımızca 4949 sayılı Kanunla değiştirilen İİK m. 341 hükmü, bu tartışmaları ortadan kaldırmış, hem çocuk teslimi hakkındaki ilâmın hem de ara kararının (tedbir kararının) icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilâmın veya ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenleri madde kapsamına almıştır.

bb) 5358 Sayılı Kanun’dan Sonraki Durum

Bilindiği gibi, icra emrinde, çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a maddesine göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarının yer alması şarttır. Bu ihtara rağmen borçlu bu ihtara aykırı şekilde davranır ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrasına karşı çıkarsa, borçlunun cezalandırılacağı İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünde açıkça düzenlenmiştir.

5358 sayılı Kanun’un[120] 12. maddesi ile değiştirilen İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir”[121]. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlük tarihi ile 5358 sayılı Kanunun yürürlük tarihi aynı olduğundan[122], 5358 sayılı Kanunun yeni CMK’ya uyum amacıyla çıkarıldığını söylemek mümkündür.  

Görüldüğü gibi, 4949 sayılı Kanunla değiştirilen (eski) hükümde cezanın alt sınırı iki ay, üst sınırı altı ay olmasına rağmen, yeni düzenleme ile cezanın alt sınırı belirtilmemiş, “altı aya kadar” şeklinde sadece üst sınır belirtilmiştir. Böylece kanımızca Alman Hukukundaki düzenleme[123] esas alınmıştır. Ayrıca,  eski hüküm İİK m. 341’e muhalefeti ayrı bir suç olarak düzenlemişken, yeni hüküm tazyik hapsi getirmiş ve hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişinin tahliye edileceğini hükme bağlamıştır.

Her ne kadar maddenin kenar başlığı, “Çocuk Teslimi Emrine Muhalefetin Cezası” şeklinde de olsa, İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmü çocukla kişisel ilişki kurma bakımından da uygulanır. Zira İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünün 2. fıkrasında, borçlunun kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrasına ilişkin icra emrinin tutulmaması halinde, borçlunun alacaklının şikâyeti üzerine ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 341’e göre tazyik hapsine karar verileceği öngörülmüştür. Bu nedenle İİK m. 341 hükmünü İİK m. 25/ a ile birlikte düşünmek ve maddenin kenar başlığının “Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması emrine muhalefetin cezası” şeklinde kaleme alınması kanımızca daha isabetli olurdu.

Borçlunun İİK m. 341 uyarınca tazyik hapsine karar verilmesi ile ilgili bazı önemli hususlara değinmek gerekir. Şöyle ki:

i) Söz konusu suçun faili, ilam hükmünü yerine getirmeyen borçlu ve ona yardım edenler olabilir[124]. Gerçi, 5358 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK m. 341 hükmünde borçlunun yanısıra “bu fiillere bilerek iştirak edenler” ifadesi bulunmasa bile, aksini düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle ilam hükmünü yerine getirmeyen borçlunun yanısıra ona yardım edenlerin cezalandırılması da mümkündür.  

ii) İcra ve İflas Kanunu m. 341 uyarınca borçlu hakkında tazyik hapsine karar verilmesi için alacaklının şikâyeti şarttır[125]. Şikâyet süresi, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK m. 347). Şikâyetçi şikâyetinden feragat eder veya borcun itfa edildiği (örneğin, konumuzla ilgili olarak ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirdiği) sabit olursa dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer (İİK m. 354, I). Ayrıca icra mahkemesinin vermiş olduğu tazyik (veya disiplin) hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez (İİK m. 354, II)[126].

iii) Görevli mahkeme, İİK m. 346, III gereğince, icra mahkemesi[127]; yetkili mahkeme ise İİK m. 348’e göre icra takibinin yapıldığı yer icra mahkemesidir[128]. Aynı şekilde, alacaklının, doğrudan icra mahkemesine vereceği bir dilekçe ile veya tutanağa geçirteceği sözlü beyanı ile ceza davası açılır (İİK m. 349, I)[129]. İcra mahkemesi, iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve savunmalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hülasasını Cumhuriyet Savcısına bildirir (İİK m. 352, I). İcra mahkemesinin vermiş olduğu tazyik (veya disiplin) hapsine ilişkin kararlarına karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir (İİK m. 353, I). İcra mahkemesinin verdiği söz konusu hükümlerle ilgili olarak 4. 12. 2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır (İİK m. 353, II)[130].  

iv) Borçlunun İİK m. 341 uyarınca cezalandırılabilmesi için, gönderilen icra emrinde, çocukla kişisel ilişki kurulacak tarih ve saatin belirli olması şarttır[131]. Aksi takdirde suçun (dar anlamda çocuk teslimi emrine muhalefet) unsurlarının oluşmadığı söylenebilecektir. Ayrıca eski Türk Ceza Kanunu döneminde Yargıtay, bu cezaların paraya çevrilemeyeceğine ilişkin kararlar vermiştir[132].

v) Sözü edilen suçun oluşabilmesi için borçluya tebliğ edilen örnek 3 no’lu icra emrinde, ayrıca İİK m. 341’e ilişkin cezalandırma ihtarının bulunması şarttır[133].

vi) Çocuk teslimine ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak bir mahkeme kararının bulunması gerekir. Bu mahkeme kararı, nihai karar olabileceği gibi, ihtiyati tedbir niteliğinde bir ara kararı da olabilir. Zira Kanun’da “”ilamın veya ara kararının yerine getirilmemesi”nden söz edilmiştir. Her iki durumda da İİK m. 341 hükmü uygulanacaktır. Bununla birlikte, doktrinde bazı yazarlar[134] burada, ara kararının gereğinin yerine getirilmemesi halinde, İİK m. 341 hükmünün uygulanamayacağını ve eylemin ancak HUMK m. 113/ A hükmüne aykırılık suçunu oluşturabileceğini belirtmektedirler. Yazarlar, görüşlerine gerekçe olarak ise, yargılama sırasında verilen ara kararlarının ilam niteliğinde olmadığından ilamlı icra takibine konu edilemediğini, borçluya icra emri (3 no’lu örnek) gönderilemeyeceğini belirtmektedirler.

Ancak kanımızca, özellikle 4949 sayılı Kanunla getirilen değişiklikten itibaren, İİK m. 341 hükmünün açık anlamından, ara kararının gereğini yerine getirmeyenlerin veya yerine getirilmesini engelleyenlerin de söz konusu hüküm çerçevesinde cezalandırılabilmelerinin mümkün olacağı sonucuna varılmalıdır[135]. Zira ihtiyati tedbir niteliğindeki ara kararlarının ilamlı icraya konu olamamaları ve bu nedenle borçluya icra emri gönderilememesi ile ara kararının gereğinin yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin engellenmemesi ayrı şeylerdir. İİK m. 341’in kenar başlığı “Çocuk teslimi emrine muhalefetin cezası”’dır. Burada “emir” teriminin kullanılması kanımızca boşuna değildir. Zira mahkemenin söz konusu emri nihai karar şeklinde olabileceği gibi, ara kararı şeklinde de olabilir. Ayrıca bu ara kararını da zaten infaz memuru olarak[136] icra müdürü yerine getirir. Kaldı ki doktrinde ileri sürülen yukarıdaki görüş, m. 341’in kapsamına ara kararlarını da dâhil eden 4949 sayılı Kanunla getirilen değişikten önce doğru olabilirdi[137]. Ancak 5358 sayılı Kanunla gelen değişiklik, açıkça ara kararları konusundaki şüpheleri ortadan kaldırmış bulunmaktadır.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olan karar bir ilam ise, elbette bu ilamın kesinleşmesi de şarttır[138]. Aksi halde borçlunun İİK m. 341 gereğince cezalandırılması mümkün değildir. 

vi) İİK m. 341, son cümle hükmüne göre, hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilecektir. Bu düzenleme, tazyik hapsinin doğal bir sonucudur. Zira tazyik hapsinde amaç, ilamın veya ara kararının gereğinin yerine getirilmesidir.

vii) İİK m. 341 gereğince cezalandırılabilmesi için, ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, çocuğu teslim etmeme veya kişisel ilişkiye engel olma amacında bulunması gerekir. Bir başka deyişle, ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin kusurlu olması şarttır[139].  Örneğin, icra heyeti geldiğinde bir çocuğun evden kaçması halinde borçluya ceza verilemez[140]. Aynı şekilde sanığın çocuğu şikâyetçi ile görüştürmeme amacı içinde olduğunu kabule götüren kesin deliller gösterilmeden ceza verilmesi hukuka aykırıdır[141].

Yargıtay’a göre, boşanma ilamında, çocuğun anne yanında geçireceği her hafta sonunun ayrı bir dönem olmasına göre, infazın engellenmesi olayında şikâyete konu edilen her dönem ayrı bir suç oluşturur[142].

3- Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamların İcrasında Uzman Bulundurulması

İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmüne göre (Ek madde: 17/07/2003- 4949 S.K./7. md): “Çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı[143], pedagog[144], psikolog[145] veya çocuk gelişimcisi[146] gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirilir”[147]. Bu hükmün kabulünden sonra, konuyla ilgili olarak Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğü’nün 26. 08. 2003 tarihli ve “Çocukların Tesliminde Uzman Personel Bulundurulması” konulu Genelgesinde de bu husus vurgulanmıştır[148].

4949 sayılı Kanunun geçici 5. maddesi uyarınca, İcra ve İflas Kanununa 25/ b maddesini ekleyen hüküm, adı geçen Kanunun yürürlüğe girdiği 30. 7. 2003 tarihinden sonra ilam hükmünün zorla icra edileceği çocuk teslimlerinde ve çocukla kişisel ilişki kurulmasında uygulanır[149].

Söz konusu hükümde amaç, uzun vadede velayetin kendisine bırakılandan çocuğu alıp, kişisel ilişki için diğer tarafa verilmesi sırasında çocuğun psikolojik yönden olumsuz etkilenmemesini sağlamaya yöneliktir[150]. Çünkü böyle durumlarda, çocuk nereye gideceğini, hangi tarafın sözlerine ve telkinlerine inanacağını bilemez; bir şaşkınlık, bir moral çöküntüsü onun küçük dünyasında büyük fırtınaların kopmasına neden olur[151]. İşte bu sakıncayı belki de en aza indirmek için uzmanlardan yararlanılması kanımızca da isabetli olmuştur. Bununla birlikte, sözü edilen yararın sağlanması uzmanların yetişmesi ve ülke genelinde yaygınlaşması ile mümkün olacaktır. Aksi takdirde, uzman bulunmadığı hallere ilişkin istisnai hükmün asıl kural haline gelmesi ve sürekli olarak uzman bulunmaması halinde eğitimcilerin gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır[152].   

Yargıtay bir kararında, küçüğün velayeti anneye verildiğinde, kişisel ilişki için babaya bırakılan çocuğun tekrar anneye geri verilmesinde maddede öngörülen uzmanların bulunması gerekmeyeceğine ilişkin ifadelere yer vermiştir[153].

Buradaki memur olan uzmanların ücretlerinin hangi tarifeye tabi olacağı konusunda maddede bir açıklık yoktur. Buna karşılık, bu uzmanların ücretinin bilirkişi ücreti değil, memur yolluğuna tabi tutulması gerektiği belirtilebilirse de[154], kanımızca bu konuda uzmanlar için tıpkı avukatlık asgari ücret tarifesine benzer tarifeler çıkarılabilir. Bununla birlikte uzman olarak çalışan kişiler, o icra müdürlüğü bünyesinde memur olarak çalışıyorlar ise, bu takdirde memur yolluğuna tabi tutulması düşünülebilecektir.

4- Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamların Yerine Getirilmesinde Yapılan Masraflara Kimin Katlanacağı Sorunu

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına karar veren mahkeme, “çocuğun alacaklıya (örneğin velayet kendisinde bulunmayan babaya) gönderilmesi suretiyle" kişisel ilişkiye hüküm veremez[155]. Yargıtay’a göre, çocukla kişisel ilişki talebinde bulunan kişi, çocuğun bulunduğu yere gitmek ve oradan çocuğu teslim almak ve aynı şekilde teslim etmek zorundadır. Hal böyle olunca, talep sahibi, çocuğu teslim almak ve teslim etmek için yapmış olduğu masrafları da üstlenmek durumundadır. Bir başka deyişle, bu tür ilamların icrası sırasında çocuğu teslim almak isteyen taraf yaptığı masrafları karşı taraftan isteyemez. Teslim işlemine (bir başka deyişle, çocukla kişisel ilişki kurulmasına) karşı tarafın (borçlunun) engel olduğu ispatlanmışsa, bu durumda borçlu bu masraflardan sorumlu olur[156]. Bununla birlikte, kişisel ilişkiye ilişkin ilamda masraflara kimin katlanacağı açıkça belirtilmişse, bu durumda ilamda belirtildiği şekilde hareket edilir[157].           

Uygulamada Yargıtay’ın farklı yönde içtihatlarına rastlanmaktadır. Yargıtay bir kararında, haklı olarak, ilamın gereğini yerine getirmeyen borçlunun icra takibine sebebiyet vermesi nedeniyle, takip masraflarına kendisinin katlanması gerektiğinden söz etmektedir. Gerçekten Yargıtay, bir kararında, “… annenin müşterek çocuğu babaya teslim ederek görüşmesini sağlaması gerekirken, ilam gereğini yerine getirmediğinden alacaklının İcra Müdürlüğü aracılığı ile ilamın infazını temin etmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. İcra takibine sebebiyet verildiğinden borçlunun takip masraflarını karşılaması gerekir. Merciice (icra mahkemesince)  şikâyetin bu nedenle kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsizdir”[158], diyerek takip masraflarına icra takibinin yapılmasına neden olan borçlunun katlanması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay’ın başka bir kararında ise, kişisel ilişki kurulmasına ilişkin giderlerin, genel takip giderlerinden farklı olduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu kararda, “… Alacaklı istek sahibi çocuğu teslim almak ve iade etmek için gerekli olan ve yaptığı giderleri üstlenmek zorundadır. Bunları diğer taraftan isteyemez. Meğer ki, teslim işlemine diğer tarafın mani olduğu ve fuzuli gidere yol açtığı iddia ve ispat edilmiş olsun. Olayda, çocuğun annesi tarafından bir engelleme yapılmamıştır. Borçlu ana, çocuğu teslim ve iadesi için alacaklı babanın yaptığı giderleri bu durumda yüklenmek zorunda değildir”[159].

Sonuç itibariyle, kişisel ilişki kurulmasına yönelik giderlerin genel takip giderlerinden farklı olduğu düşünülse bile, kural olarak, borçlu, kendisi aleyhine ilamlı icra takibi yapılan kişidir. Gerçekten kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme ilamındaki hususlara borçlu uysaydı, alacaklı ilamlı icra takibi yapmak zorunda kalmayacaktı. Bu nedenle, kural olarak takip masraflarını (harçlar, vekâlet ücreti gibi) borçlunun üstlenmesi gerekir. Zira, İİK m. 15, I’de belirtilen ilkeye göre, bütün harç ve masraflar, borçluya aittir. Bu konuda, genel kuraldan ayrılmayı haklı gösteren bir neden yoktur[160]. Buna karşılık, takip masrafları dışında, çocukla kişisel ilişki kurulması için gerekli masrafların (ulaşım, çocuğu teslim alma ve teslim etme masrafları) alacaklı kişi tarafından karşılanması gerektiği kanısındayız.

VI- SONUÇ

Kişisel ilişki “çocuğun velayetinin kendisine verilmediği taraf veya üçüncü kişi ile çocuk veya çocuklar arasında kurulan, onlarla görüşme, belirli yer ve zamanda onunla birlikte olma sevgi bağı kurma ve bu bağı devam ettirmeye yönelik ilişki” olarak tanımlanabilir. Çocukla kişisel ilişki kurmak, çocukla ana baba arasındaki kan bağının doğal ve engellenemez bir sonucudur. Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, her şeyden önce analık, babalık ve evlatlık sevgisinin tatmin edilmesinin yanı sıra, çocukta da var olan anne ve baba sevgisi ile onların şefkatinden çocuğun uzak kalmasını önlenmesidir.

Çocuğun velayet hakkının anne veya babadan birine bırakılması halinde, velayet hakkı verilmeyen tarafın, çocukla nasıl ve ne şekilde kişisel ilişki kuracağı mahkemece belirlenir. Anne ve babadan her biri, olağanüstü durumlarda ise üçüncü kişiler, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Velayet hakkı kendisinde olan taraf, ilamda hüküm altına alınan şekilde diğer tarafın çocukla kişisel ilişki kurmasına engel olursa, diğer tarafın ilamlı icra takibinde bulunabileceği İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamların icrası, hukukumuzda çocuk tesliminden farklı olarak düzenlenmiştir. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamın gereğinin yerini getirilmesi, belirli sürelerle tekrarlanan devamlı bir durumu içermektedir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların, çeşitli mahkemelerden dava sonucu elde edilmiş olması mümkündür. Bu çerçevede, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm, boşanma ve ayrılık ilamlarında (MK m. 182), evlilik dışı doğan çocukla kişisel ilişki kurulmasında (MK m. 323, MK m. 301),  çocuklarla üçüncü kişiler arasındaki kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda (MK m. 325) yer alabilir. Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin bu ilamların ortak özellikleri ise, bu ilamların zamanaşımına uğramamaları, kesinleşmeden takip konusu yapılamamaları, ilam hükmünün çocuk reşit (ergin) oluncaya kadar devam etmesi ve bu ilamların icraya elverişli olmak zorunda olmalarıdır.

Söz konusu ilamlı takip, takip talebi ile başlar; icra müdürlüğünce borçluya icra emri gönderilir. İcra emrinde, özellikle çocuğun ilam hükümleri dairesinde, lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmaması ihtarı, çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a maddesine göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarının yer alması önem arz eder. İcra emrinin takip talebine ve ilama uygun olması gerekir; aksi durum süresiz şikâyet nedeni teşkil eder.

İcra emrinin gereği yerine getirilmezse, ilam hükmü zorla icra edilir. Aynı zamanda ilam hükmünün yerine getirilmesine muhalefet eden, zorlaştıran kişi İİK m. 341 gereğince altı aya kadar hapisle tazyik edilir. Zira şu anda yürürlükte olan 5358 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen İcra ve İflas Kanunu m. 341’e göre, “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir”.

2003 yılında İcra ve İflas Kanununda yapılan değişiklikle İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmü getirilmiş, bu hükümle, söz konusu ilamların icrasında, sosyal çalışmacı pedagog psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulundurulması öngörülmüştür. Bu hükmün öngörülmesinde ise, uzun vadede velayetin kendisine bırakılandan çocuğu alıp, kişisel ilişki için diğer tarafa verilmesi sırasında çocuğun psikolojik yönden olumsuz etkilenmemesini sağlamak amaçlanmıştır.

 Sonuç olarak, İcra ve İflas Kanunundaki çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların icrası konusunda düzenlemelerin yeterli olduğu söylenemez. Özellikle, söz konusu ilamların yerine getirilmesinde (icrasında) masraflar ve takip giderleri konusunda kanımızca açık hükümler sevk edilmesi gerekir.     



*      Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra- İflas Hukuku Öğretim Üyesi.

[1]      Medeni hukuk anlamında çocuğu, 18 yaşından küçük kişi olarak anlamak gerekir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde de bu tanım yapılmıştır (ÇHS m. 1) (Konu ile ilgili görüş ve tartışmalar için bkz. Çelik, Cemil, Çocuk Kavramı ve Medeni Hukuk Açısından Çocuk Haklarının Tarihi Gelişimi, E- Akademi, Şubat 2005-Sayı: 36, parg. 12- 14). Ayrıca 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu (RG. 19. 7. 2005, Sa. 25876) çocuk ile korunma ihtiyacı olan çocuk ayrımını yapmaktadır. Bu Kanunun uygulanmasında çocuk, daha erken yaşta reşit olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişiyi; korunma ihtiyacı olan çocuk ise bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu ifade eder (Bkz. Gençcan, Ömer Uğur, Boşanma Hukuku, Ankara 2006, s. 909).

[2]      Konu ile ilgili olarak bkz. Oskay, Mustafa/ Koçak, Coşkun/ Deynekli, Adnan/ Doğan, Ayhan, İİK Şerhi, C. 1, Ankara 2007, s. 416.

[3]      Hangi çeşit ilamların çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin oldukları hakkında bkz. aşa. III- B- 2.

[4]      Dural, Mustafa/ Öğüz, Tufan/ Gümüş, Alper, Türk Özel Hukuku, C. III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 142.

[5]      Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 143.

[6]      Medeni Kanundaki bu düzenleme son derece isabetlidir. Zira öncelikle ana veya babanın ağır ruhsal bozukluğunun bulunduğu ya da alkol veya uyuşturucu bağımlılığı olduğunda çocukla kişisel ilişki tesisine karar verilmesi çocuğun çıkarına aykırı düşmektedir (ÇHDS m. 3/ 1). Çocukla ilgili her kararda çocuğun üstün çıkarı gözetileceğine göre,  çocuğun çıkarının aşırı zedelendiği durumlarda, ana ve baba dahi olsalar, kişisel ilişki kurulmasına izin verilmemesi ya da ancak bir gözetmen eşliğinde görmesine izin verilmesi isabetli olacaktır. Ancak çocuğun çıkarına aykırı olmadıkça ana- babayı görmeme gibi bir karar verilemez (Bkz. Baktır, Selma, Aile Mahkemeleri, Ankara 2003, s. 135- 136); ayrıca bkz. Arın, M. Canan, Yeni Medeni Kanunun Yaşamımıza Getireceği Değişiklikler (http://www.sabem.saglik.gov.tr/kaynaklar/3646.pdf, ET. 10. 01. 2009).

[7]      Bkz. Aşa. III- B, 2, c.

[8]      Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/ Sungurtekin Özkan, Meral/ Özekes, Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2007, s. 336; benzer şekilde bkz. Öztan, Bilge, Aile Hukuku, B. 5, Ankara 2004, s. 609. 

[9]      İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmü 18. 2. 1965 tarihinde, 538 Sayılı Kanunun 15. maddesiyle (Ek madde: 18/ 02/ 1965- 538/15 md.) eklenmiştir. Bu hükümden (1965’ten) önce, bu ilamlar, “kısa bir süre için çocuğun bir taraftan alınarak diğer tarafa verilmesine” veya “diğer taraf yanında veya icra dairesinde belli zamanlarda çocuğun diğer tarafa gösterilmesine” ilişkin olduğundan, çocuk teslimi hakkındaki hükümlere (İİK m. 25) göre yerine getiriliyor, bu durum ise aksaklıklara yol açıyordu. Bkz. Uyar, Talih, Gerekçeli- İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Sekiz Misli Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara 2008, s. 2680 (Uyar- Şerh). Böylece İİK m. 25/ a hükmü bu aksaklıkları ortadan kaldırmıştır.  

[10]   İİK m. 25/ b hükmü, 17. 07. 2003 tarihinde 4949 sayılı Kanunun 7. maddesi ile getirilmiş bir düzenlemedir. (RG. 30. 7. 2003, Sa. 25184).

[11]   Çocuk teslimine ilişkin ilamların icrası (İİK m. 25) hakkında bkz. Pekcanıtez/ Atalay/ Sungurtekin Özkan/ Özekes, s. 336- 337; Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, B. 22, Ankara 2008, s. 415- 416; Uyar- Şerh, s. 2674- 2679; Muşul, Timuçin, İcra ve İflas Hukuku, B. 3, Ankara 2008,  s. 811- 812; Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, 2. Tıpkı Baskı, İstanbul Ocak 2006, s. 835- 836 (Kuru- El Kitabı); Üstündağ, Saim, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, s. 450; Aydınlıyım, Suat, İcrada Çocuk Teslimi ve Şahsi Münasebet Tesisi, AD. 1969/ 5, s. 269- 277; Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 413- 414.

[12]   Akyüz, Emine, Medeni Kanuna Göre Müşterek Hayatın Tatili, Ayrılık ve Boşanmada Çocuğun Korunması, Ankara 1983, s. 145; Gençcan, s. 909.

[13]   Öztan, s. 609.

[14]   Karş. Zevkliler, Aydın/ Acabey, M. Beşir/ Gökyayla, Emre, Zevkliler Medeni Hukuk, Ankara 1999, s. 1040. Bu ilişkinin kapsamına, ziyaret, yazışma, görüşme, bilgi edinme hakları girdiğine ilişkin olarak ayrıca bkz. Serozan, Rona, Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s. 241.

[15]   Bkz. 2. HD. 16. 11. 1973, 6854/ 6643 (İBD. 1974/ 1- 4, s. 206- 207); Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C. III, Ankara 1993, s. 2365 (Kuru- İcra, C. III).

[16]   Aydınlıyım, s. 271. Benzer ifadelerin bulunduğu bir karar için bkz. 12. HD. 6. 12. 1982, 8917/ 9125 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 422- 423).

[17]   Zevkliler/ Acabey/ Gökyayla, s. 1040. Çocukla kişisel ilişki kurulmasının velayet hakkından değil, soybağı ilişkisinden doğan bir hak olduğu hakkında bkz. Öztan, s. 605; Gençcan, s. 953. Yargıtay’ın bir İçtihadı Birleştirme Kararında, çocukla kişisel ilişki kurma hakkının, ne velayet hakkının ne de baba olmanın bir sonucu olduğu, her şeyden önce çocuğun psikolojik gelişimi ve gelecekteki maddi menfaatleri gözetilerek bu hakkın geliştirildiği belirtilmektedir. Bkz. İBK. 18. 11. 1959, 12/ 29 (Uyar- Şerh, s. 2688). 

[18]   Akıntürk, Turgut, Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, C. II, Yenilenmiş 10. Bası, İstanbul, Şubat 2006, s. 324.

[19]  Akıntürk, s. 324.

[20]   Öztan, s. 605.

[21]   Serozan, s. 241; Akıntürk, s. 275; Gençcan, s. 953- 954; Öztan, s. 605. 

[22]   Öztan, s. 605.

[23]   Gençcan, s. 909.

[24]   Kişisel ilişki düzenlemesinin belirlenmesinde, ana babanın özellikleri bakımından; özellikle ana babanın hayat tarzı, çalışma saatleri, ana babanın çocuğa davranışları önem taşımaktadır (Örnek olarak bkz. 2. HD. 21. 06. 2002, 7389/ 8314; 2. HD. 29. 11. 2004, 12817/ 14122; 2. HD. 23. 01. 2006, 15982- 13; Gençcan, s. 911- 913). Çocukların özellikleri bakımından; çocuğun görüşü, çocuğun eğitimi (okul dönemleri, kurs ve tatilleri), çocuğun ergin olup olmadığı, çocuğun soybağı durumu, vesayet altında olup olmadığı, çocuğun ananın bakım ve şefkatine muhtaç olup olmadığı gibi hususlar önem taşımaktadır (Örnek olarak bkz. 2. HD. 07. 07. 2005, 9057/ 10845; 2. HD. 25. 03. 2004, 2695/ 3758; 2. HD. 14. 06. 2004, 7068/ 7808; 2. HD. 27. 12. 2005, 15423/ 18360; Gençcan, s. 914- 921).   

[25]   Nitekim kişisel ilişkinin düzenlenmesinde (MK m. 182, I; MK m. 323), çocukla kural olarak başkası gözetiminde kişisel ilişki kurulması uygun değildir. Bu anlamda; diğer eşin gözetiminde kurulan kişisel ilişki, başka üçüncü kişiler (nöbetçi memur, uzman, öğretmen, karakol yetkilisi vs) huzurunda çocukla kişisel ilişki kurulması usul ve yasaya aykırı olarak kabul edilmektedir. Örneğin bkz. 2. HD. 20. 07. 2005, 11652/ 11677; 2. HD. 26. 01. 2005, 15855/ 768; bu ve benzer kararlar için bkz. Gençcan, s. 929- 931); ayrıca bkz. 2. HD. 26. 1. 2005, 15855/ 768: “Velayet hakkı kendisine verilmeyen taraf ile küçük arasındaki kişisel ilişkinin amacına uygun baba evlat ilişkisini gerçekleştirecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Baba ile küçük arasında her hafta Cumartesi günü kişisel ilişki tesisi ve kişisel ilişkinin anne gözetiminde yapılması koşulu doğru değildir. Mahkemece ayın belirli hafta sonları milli ve dini bayramlarda daha uygun süreli ve koşulsuz olarak kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır” (Kazancı).

[26]   Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde süreye ilişkin ilkeler bakımından, özel günlerin (ulusal ve dini bayramlar ile diğer özel günler) gözetilmesi, kardeşlerin birbirlerini görmelerinin engellenmemesi, sürenin (gün, görüşme saati) belirsiz olmaması, kişisel ilişkinin süresinin makul olması yani çok kısa veya çok uzun olmaması, kişisel ilişkinin düzenlenmesinde seçimlik ve kademeli kişisel ilişkinin kurulamaması, kişisel ilişkinin taraflara bırakılmaması gibi durumlar örnek gösterilebilir. Konuyla ilgili içtihatlar için bkz. Gençcan, s. 936 vd.  

[27]   Aile mahkemesi (bulunmayan yerlerde ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek asliye hukuk mahkemesi), kişisel ilişkiyi düzenlerken ana ya da babanın isteği ile bağlı değildir. MK m. 182 hükmüne göre, mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, imkân bulundukça, ana ve babayı dinledikten sonra, ana ve babanın çocuk ile olan kişisel ilişkisini düzenler (Konu ile ilgili olarak bkz. Gençcan, s. 946). Kişisel ilişki kurulurken tarafların anlaşmalarının da dikkate alınması gerektiğine ilişkin olarak ayrıca bkz. 2. HD. 26. 02. 2003, 1093/ 2503 (Ruhi, Ahmet Cemal, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı, Türk Hukukunda Boşanma, Boşanmanın Hukuki Sonuçları, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, Ankara 2004, s. 583).

[28]   Bkz. MK m. 325.

[29]   Bu çerçevede, tarafların aynı ve farklı şehirlerde oturmaları veya ayrı ülkelerde oturması kişisel ilişki bakımından önem taşır.  Örneğin bkz. 2. HD. 31. 5. 2006, 2205/ 8578: “Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde velayeti kendisine bırakılmayan çocuk ile ana ve babadan her birinin kişisel ilişki kurmasına ilişkin kararda kişisel ilişkinin yerinin sınırlandırılmaması gerekir. Bu yön gözetilmeden kişisel ilişkinin Antalya Side sınırları ile sınırlandırılması doğru bulunmamıştır” (Kazancı).

[30]   Geniş bilgi için bkz. Gençcan, s. 909 vd.

[31]   Öztan, s. 606.

[32]   Bkz. ve karş. Uyar- Şerh, s. 1682. İhtiyati tedbir kararına uyulmaması ve bunun yaptırımına ilişkin olarak bkz. Ercan, İbrahim, İhtiyati Tedbir Kararına Muhalefet Edenlerin Cezalandırılması (HUMK m. 113/ A), Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal Tekinalp’e Armağan, C. II, İstanbul 2003, s. 925 vd.

[33]   Aile mahkemesi (aile mahkemesi bulunmayan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hâkimi, kişisel ilişkiyi tedbiren düzenlemişse, kurulan kişisel ilişki o dava süresince geçerli olur. Bkz. 2. HD. 22. 02. 2005, 1615/ 4471 (Gençcan, s. 956)

[34]   Bkz. 12. HD. 12. 12. 2003, 20709/ 24627 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 420); 12. HD. 19. 2. 2007, 269/ 2648: “Somut olayda, takibin dayanağı aile mahkemesinin ara kararıdır. Çocukla ilgili ara kararı ilam niteliğinde olmadığından buna dayanarak ilamlı takip yapılamaz” (Kazancı); 12. HD, 4.5.2007, 6093/9053: “Somut olayda takip, Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/ 261 E. Sayılı dosyasının 01.12.2006 tarihli ara kararına dayalı olarak başlatılmıştır. Ara kararının yerine getirilmesi, HUMK.nun 101 ve sonraki maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirin infazı suretiyle olur. Bu durumda infaz işlemini yerine getiren memurun muamelesine karşı şikâyetlerin de kararı veren mahkemede inceleneceği düşünülecektir. Ancak, incelenen olayda henüz ilam niteliğini kazanmayan ara kararına dayalı olarak borçluya icra emri çıkarıldığı için, icra müdürünün yasaya aykırı bu işlemi icra mahkemesince denetlenmeli ve yukarıda yer verilen kurallar gözetilerek, takibin iptaline karar verilmelidir. Yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir” (Kazancı).

[35]   Bkz. 12. HD. 28. 06. 2007, 10809/ 13416 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 417).

[36]   Çocuk teslimine ilişkin ilam türleri hakkında bkz. Aydınlıyım, s. 271- 273.

[37]   Bkz. ve karş. Uyar- Şerh, s. 2681; Aydınlıyım, s. 277.

[38]   Aydınlıyım, s. 278.

[39]   Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 142; Oğuzman, M. Kemal/ Dural, Mustafa, Aile Hukuku, İstanbul 1994, s. 140; benzer yönde bkz. Baktır, s. 135; Feyzioğlu, Feyzi Necmettin, Aile Hukuku, B. 2, İstanbul 1979, s. 433; Pehlivanlı, M. Gündüz, Açıklamalı İcra ve İflas Kanunu, C. 1, Gerekçeler- Kararlar- İlgili Mevzuat, Ankara 1998, s. 122; Aras, Bahattin, Boşanmanın Çocuklar Yönünden Sonuçları, AD. Sa. 28 (www.adalet.gov.tr). Aynı şekilde Yargıtay’a göre, “Mahkeme kararında ortak çocukların velayetleri davalı babaya verildiği halde, velayet kendisine verilmeyen davacı annenin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmemesi usul ve yasaya aykırıdır (Bkz. 2. HD. 28. 9. 2004, 7936/ 10798; Kazancı); ayrıca bkz. 2. HD. 26. 2. 2004, 1369/ 2266: “Mahkeme, boşanmaya veya ayrılığa karar verirken; velayet kendisine verilmeyen eşle çocukların kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocukların, özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur (MK m. 182 ) Tarafların ortak çocuklarının velayeti davacı anneye verildiği halde, babanın çocuklarıyla kişisel ilişkisinin düzenlenmesine ilişkin bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır”. (Kazancı); ayrıca bkz. 2. HD. 24. 3. 2003, 2891/ 4037  : “Velayeti anneye verilen küçük ile baba arasında kişisel ilişki düzenlenmemesi kanuna aykırıdır ( TMK md. 323 )” (Kazancı).

[40]   Birsen, Müfit, Çocuk ile Ana Arasındaki Münasebetin Tanzimi Meselesi ve Bu Husustaki Temyiz Mahkemesinin Görüşü, İBD, 1967/ 1- 2, s. 3- 4. Konuyla ilgili eski tarihli içtihatlar ve değerlendirilmesi için bkz. Birsen,  s. 4 vd.

[41]   Öztan, s. 610.

[42]   Bkz. Aydınlıyım, s. 278.

[43]   Bkz. yuk. II- B.

[44]   Asıl babanın açtığı evlat edinilen çocuğu ile kişisel ilişki kurulmasına ilişkin davanın kabul edilmesi gerektiği hakkında bkz. 2. HD. 13. 5. 1991, 4151/ 7800 (Uyar- Şerh, s. 2687- 2688). Kararın karşı oy yazısı için bkz. üye N. K. Yalçınkaya ve Ş. D. Kabukçuoğlu’nun karşı oy yazıları (Uyar- Şerh, s. 2687- 2688).

[45]   Öztan, s. 605. Eski Medeni Kanun evlilik dışı çocuklarda, velâyet hakkına sahip olmayan ana veya babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakkını sadece ana yönünden düzenlemiş, baba yönünden düzenlememişti. Buna göre evlilik dışı çocuk babasının velâyeti altında ise, ana, çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkına sahipti. Çocuk üçüncü bir kişinin vesayeti altına konmuşsa, ananın çocuğu ile kişisel ilişki kurmasının gerektiği savunuluyordu. Evlilik dışı çocuğu tanıyan veya şahsi hal sonuçlarıyla babalığına hükmedilen; fakat velâyete sahip bulunmayan babanın çocukla kişisel ilişki kurup kuramayacağı noktasında kanunda boşluk söz konusu idi. Bu boşluğun çocuğun menfaatine uygun olarak hâkim tarafından doldurulması gerektiği kabul edilmekteydi. Buna karşılık, Yeni Medeni Kanun ile birlikte bu ayırım da terkedilmiştir. Ana ve babadan her birinin, velâyetleri altında bulunmayan ve kendilerine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurma hakkına sahip olduğu hükmü getirilmiştir (MK m. 323). Bkz. Çelik, Parg. 72- 73.

[46]   Serozan, s. 241.

[47]   Bkz. Öztan, s. 605.

[48]   Hükümden anlaşılacağı üzere, kişisel ilişki kurma hakkı özellikle hısımlara tanınmıştır. Söz konusu hüküm sadece hısımdan söz etmekle beraber, bu hakkın sadece hısımlarla sınırlandırıldığı söylenemez. Örneğin, üvey ana ya da baba, tabii baba, çocukla yıllarca birlikte yaşamış bir kimse (örneğin dadı), çocuğun bakım ve gözetiminin bir süre kendisine bırakılmış olan kişi de, olağanüstü durum ve çocuğun menfaati bulunmak şartıyla bu hakka sahiptir (Bkz. Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 144).   

[49]   Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 143.

[50]   Bkz. Özuğur, Ali İhsan, Boşanma, Ayrılık ve Evlenmenin İptali Davaları, Ankara 2004, s. 965. Eski Medeni Kanun döneminde, MK m. 325’i karşılayan bir hüküm bulunmamasına rağmen, sorun, boşanma halinde büyük ana ve babaların torunlarıyla kişisel ilişki kurma haklarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanıyordu. Bu konuda ise 18. 11. 1959 tarih ve 12/ 29 sayılı İBK’da, büyük ana ve büyük babaların, örf ve âdetin gerektirdiği kadar, torunlarıyla kişisel ilişkide bulunma hakkına sahip oldukları sonucuna varılmıştı (Bkz. RG. 16. 4. 1960, Sa. 104402). Böylece, MK m. 325 hükmünün, İBK’nın kapsamını oldukça genişlettiği belirtilebilir (Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 143). İBK’nın değerlendirilmesi için ayrıca bkz. Feyzioğlu, s. 435. 

[51]   Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 144; 2. HD. 25.10.2005, 12054/ 14804: “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere ve özellikle hısımlarına da tanınabilir ( TMK md. 325/1 ). Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle, sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur (TMK md. 182/ 2). Küçük Sıla, 1999 doğumludur. Annesi ve babası boşanmışlardır, boşanma kararı ile velayeti annesine verilmiştir. Karar 10.12.2002 tarihinde kesinleşmiş, çocuğun babası 15.2.2003 tarihinde ölmüştür. Davacılar, çocuğun babaannesi ve dedesidir. Kişisel ilişki tesis edildiğinde çocuğun huzurunun tehlikeye gireceğine ve davacıların bu haklarını amacına aykırı olarak kullanacaklarına dair dosyada delil yoktur. Davacıların torunlarını görmek ve onunla uygun kişisel ilişki kurmak, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermek haklarıdır. Uygun kişisel ilişki tesisi gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir (Kazancı). Ayrıca bkz. İBK. 18. 11. 1959, 12/ 29: “Büyükanne ve büyükbabanın torunları ile, velisinin arzusu hilafına ve veliyi hasım göstermek suretiyle şahsi münasebet talep ve davaya hakları vardır (Bkz. RG. 16. 4. 1960, Sa. 104402; ayrıca bkz. Kaçak, Nazif, Açıklamalı- İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Ankara 2004, s. 232; Kaçak- Şerh); 2. HD. 22. 4. 1988, 3240/ 4516 (Kaçak- Şerh, s. 232).

[52]   Öztan, s. 606. Gerçekten her ne kadar evlat edinme ile birlikte velayet hakkı evlat edinene geçse de, çocukla gerçek ana ve babası arasındaki ilişkiler tamamıyla kesilmemektedir. Zira bu ilişkiler, velayet hakkından bağımsız olarak, irs ve psişik durumla ilgilidir. Öyle ki, evlat edinenin haklı bir sebep olmaksızın bu ilişkiyi engellemesi durumunda, gerçek ana ve babanın kişisel ilişkinin kurulmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Konu ile ilgili olarak bkz. Oğuzman/ Dural, s. 261; Feyzioğlu, 436; aynı yönde bkz. Şenocak, Hasan, Korunmaya Muhtaç Çocuklara Sağlanan Bakım Yöntemleri (http://iibf.kocaeli.edu.tr/ceko/ssk/kitap51/5.doc (ET. 01. 01. 2009). Buna karşılık evlatlık olarak başka bir aileye verilmiş olan çocuğun öz ana babasıyla ilişki kurulmasında, çocuğun ruhunda ve gönlünde sarsıntılara yol açabilecek olan bu ilişkilerin düzenlenmesinde, çok duyarlı davranılması gerekir (Serozan, s. 241).  

[53]   Kuru- İcra, C. III, s. 2183; Kuru- El Kitabı, s. 780; Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 416; Uyar, Talih, İcra Takiplerinde Zamanaşımı (İİK. mad. 39), 4.9.2006, (http://www.talihuyar.com, ET. 30. 12. 2008).

[54]   Kuru- İcra, C. III, s. 2370; Uyar, Talih, İcra Takiplerinde Zamanaşımı (İİK. mad. 39), 4.9.2006, (http://www.talihuyar.com, ET. 30. 12. 2008); ayrıca bkz. İİD. 5.12.1967, 11172/ 11142 (Uyar- Şerh, s. 2690- 2691; İKİD, 1968/ 86, s. 593; Kuru- İcra, C. III, s. 2183); aynı yönde bkz. Sert, s. 128.

[55]   Bkz. 12. HD. 20. 10. 1960, 7083/ 6993 (Kuru- İcra, C. III, s. 2370).

[56]   Tanrıver, Süha, İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara 1996, s. 149. Kesinleşmeden icra edilemeyen kararlar hakkında geniş bilgi için bkz. Kuru- İcra, C. III, s. 2208 vd; Pekcanıtez/ Atalay/ Sungurtekin Özkan/ Özekes, s. 321- 322; Tanrıver, s. 151 vd.; Kuru/ Arslan/ Yılmaz, s. 391- 393; Sert, s. 60 vd.

[57]   Örneğin bkz. 12. HD. 11. 11. 1993, 13533/ 17604 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 415).

[58]   Konu ile ilgili olarak bkz. Tanrıver, s. 152; Kuru- İcra, C. III, s. 2213; Kuru- El Kitabı, s. 837, dn. 1a; Muşul, s. 812; Ersoy, Rıfat, Notlu- İzahlı- İçtihatlı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Ankara 1966, s. 444; Aydınlıyım, s. 270- 271; Uyar- Şerh, s. 2681- 2682; Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 416; Olgaç, Senai, İcra İflas, Birinci Cilt, Ankara 1978, s. 161; ayrıca bkz. 12. HD. 26. 9. 1996, 110008/ 11117: “Çocuklarla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar da aile hukuku kapsamında bulunduğundan, kesinleşmeden takip konusu yapılamazlar…” (Uyar- Şerh, s. 3206, no.- a 16). Kaldı ki, boşanma kararında kişisel ilişki yer almışsa, kişisel ilişki kurulması, boşanma kararına sıkı sıkıya bağlı olan ve boşanma kararının eklentisi durumunda olduğu için, zaten kesinleşmeden icrası mümkün olmayacaktır (Bkz. Aydınlıyım, s. 420).

[59]   Buna karşılık, nafaka verilmesine ilişkin ilamlar, aile hukukuna ilişkin ilamlar arasında yer almalarına rağmen kanunda açıkça istisna edildiği için (HUMK m. 443, III), kesinleşmeden icraya konulabilir.

[60]   Tanrıver, s. 153; Domaniç, Hayri, Hukukta Kaziyyei Muhkeme ve Nisbi Kuvveti, İstanbul 1964, s. 27; Bilge, Necip, Medeni Yargılama Hukukunda Karar Düzeltme, s. 171- 172; Berki, Ömer, Karar Düzeltme Müessesesi, Recai Seçkin’e Armağan, 1974, s. 181; aynı yönde bkz. Sert, Necmiye, İcra ve İflas Hukukunda İlamlı İcra Takibi ve Gösterdiği Özellikler, Kocaeli Ün. SBE, YLT, Kocaeli 2005, s. 65. Ayrıca bkz. 12. HD. 12.12.2005, 21349/ 24736: “HUMK.'nun 443/4. maddesi uyarınca aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe infaz olunamaz, hükmünü içermektedir. Dayanak ilamda taraftarın boşanmalarına ve müşterek çocuk R.G.K.'nın velayetinin davacı anneye bırakılmasına, babanın da küçükle şahsi münasebet tesisine hükmedildiği anlaşılmaktadır. Şahsi münasebet tesisi boşanmanın eklentisi niteliğinde olup, boşanma kararı kesinleşmeden infaz olunamaz. O halde, mahkemece şikâyetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir” (Kazancı).

[61]   Bkz. Aydınlıyım, s. 271.

[62]   12. HD. 31. 1. 1994, 794/ 1115: “…Şahsi münasebet tesisine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığı gözetilmeden 55 (şimdi 3) no’lu icra emri çıkarılmış olması yasaya aykırıdır” (Bkz. İpekçi, Nizam, İcra ve İflas Kanunu Tatbikatı (Şerh), Açıklamalı İçtihatlı Uygulama Örnekli, Ankara 2001, s. 109; Uyar- Şerh, s. 2687).

[63]   Bkz. Tanrıver, s. 163.

[64]   Karş. Uyar, Talih, İcra Hukukunda İlamlı Takipler, B. 2, Manisa 1991, s. 21; Tanrıver, s. 163.

[65]   Bkz. Tanrıver, s. 163.

[66]   Kuru- İcra III, s. 2216; aynı yönde bkz. Sert, s. 65.

[67]   Bilge, s. 171; ayrıca karş. Tanrıver, s. 159.

[68]   Karş. Pekcanıtez, s. 88- 89; Kuru/ Arslan/ Yılmaz, s. 69; Tanrıver, s. 162; Kuru- İcra III, s. 2224; Muşul, s. 145. Özellikle taşınmazın aynına ilişkin ilamlarda, bu ilamın kesinleşmeden takip konusu yapılmasına ilişkin işlemlere karşı şikayetin süresiz olduğuna ilişkin olarak bkz. Pekcanıtez, s. 88- 89.

[69]   Bkz. yuk. III- A.

[70]   Bkz. Uyar- İlamlı Takipler, s. 261; ayrıca bkz. Gençcan, s. 956. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tedbir kararı evrak üzerinde verilmişse, bu hüküm temyiz edilemez (Bkz. 2. HD. 13. 6. 2005, 7129/ 9041; Gençcan, s. 956, dn. 3483). 

[71]   Konu ile ilgili olarak bkz. Tanrıver, s. 47; Uyar- İlamlı Takipler, s. 4. Çocuk teslimi bakımından da aynı durum söz konusudur. Örneğin bkz. 12. HD. 19. 02. 2007, 269/ 2648 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 414); 12. HD. 06. 10. 2005, 15065/ 19163 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 414- 415).

[72]   Kuru- İcra, C. III, s. 2183; Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 416; Kuru, İcra El Kitabı, s. 837; Olgaç, s. 161; İpekçi, s. 109;

[73]   Örneğin bkz. İİD. 17. 6. 1966, 6782/ 6675 (Kaçak- Şerh, s. 230); 12. HD. 20. 10. 1960, 7038/ 6993: “Boşanmayı müteakip ana- babadan birinin velayeti altına bırakılan çocuğun diğer tarafla şahsi münasebetlerini tayin ve tespit eden mahkeme ilamı küçüğün velayet altından çıkmasına kadar uygulanması gereken hükümleri içine aldığına göre, zamanaşımı söz konusu olmaz. Küçük henüz rüştünü ikmal etmemiş, takip dayanağı ilamda her yıl bir ay müddetle anasının yanında bulundurulması tespit edilmiş olmasına göre, icranın geri bırakılması hakkındaki şikâyet reddedilmelidir” (Şimşek, Edip, İcra ve İflas Kanunu, Açıklamalar ve İçtihatlar, Ankara 1989, s.  85; Uyar- Şerh, s. 2691; Kuru- İcra, C. III, s. 2370; ayrıca bkz. Sert, s. 129); ayrıca bkz. İİD. 5. 12. 1967: “… Bu gibi ilamların hükmü çocuğun reşit olmasına kadar devam eder. Borçlunun bu münasebeti engellemesi halinde, ilamın icrası icra dairesinden istenebilir…” (İBD, 1968/ 3- 4, s. 151; Uyar- Şerh, s. 2690); ayrıca bkz. Aydınlıyım, s. 280- 281.

[74]   Bkz. İİD. 24. 10. 1960, 7083/ 6993 (Uyar- İlamlı Takipler, s. 266).

[75]   Bkz. yuk. dn. 1.

[76]   Yargıtay’ın eski tarihli bir kararında da, isabetli olarak çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmünün, küçüğün on sekiz yaşını ikmal etmesine kadar devam edeceği belirtilmiştir. Bkz. İİD. 5. 12. 1967, 11172/ 11142 (Kaçak, Nazif, İlamlı İcra, Ankara 2004, s. 106) (Kaçak- İlamlı İcra).

[77]   Öztan, s. 605.

[78]   Örneğin bkz. 2. HD. 23. 11. 2006, 15015/ 16209: “15 günde bir Cumartesi günü sabah saat 09.00'dan Pazar akşamı saat 18.00'e kadar baba ile çocuk arasında şahsi ilişki tesisi infazda güçlük yaratacak niteliktedir. İnfazda tereddüt doğmaması için (15 günde bir) ibaresinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Bu nedenle her ayın 1. ve 3. ya da 2. ve 4. hafta sonları gibi karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir” (Kazancı); 2. HD. 26.1.2006, 16039/ /353 (Kazancı); ayrıca bkz. 2. HD. 27.2.2003, 1329/ 2581: “Şahsi ilişki kararında çocuğun teslim alınış ve teslim ediliş tarihlerinin tereddüte meydan bırakmayacak surette açık ve net olarak belirtilmelidir” (Kazancı).

[79]   Baktır, s. 137.

[80]   Bkz. yuk. II- B.

[81]   Örneğin bir Yargıtay kararında, velayeti anneye verilen çocuğun babayla şahsi ilişkisinin babanın çalışmadığı güne denk getirilmesi gereği üzerinde durulmuştur (2. HD. 15.3.2004, 2493/ 3185; Kazancı); ayrıca bkz. 2. HD. 13.1.2005, 15146/ 418: “Toplanan delillerden tarafların ayrı şehirlerde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda velayeti anneye verilen küçük ile baba arasında senenin belli aylarında çocuğun yaşı, bedeni ve fikri gelişimi de dikkate alınarak uygun bir kişisel ilişki düzenlenmemesi usul ve yasaya aykırıdır” (Kazancı).

[82]   Bkz.  2. HD. 27. 3. 1957, 9014/ 2405: “… Paris’te bulunduğu halde Ankara’da bulunan babanın, çocukları ile haftanın Cumartesi günleri, görüşmeleri suretiyle infaz kabiliyeti mümkün olmayacak şekilde karar verilmesinde isabet yoktur” (Baktır, s. 136, dn. 163); ayrıca bkz. 2. HD. 15.3.2004, 2493/ 3185 (Kazancı).

[83]   Bkz. 2. HD. 18.7.2005, 11198/ 11541 (Kazancı).

[84]   Geniş bilgi için bkz. ve karş. Kuru- İcra, C. III, s. 2160- 2167; Muşul, s. 826 vd. İlamsız icradaki takip talebi bakımından bkz. ve karş. Ülkü, Nazlı Gören, İcra Hukukunda Ödeme Emri, İstanbul 2008, s. 88.

[85]   Bunun nedeni ise, ilama dayanan icra takiplerinde, o safhaya gelinceye kadar mahkemeden ilamın alınması sırasında gerekli harçların (karar ve ilam harcının) ödenmiş olmasıdır (Bkz. Kuru- El Kitabı, s. 772).

[86]   Bkz. 12. HD. 1. 11. 2000, 15401/ 16393 (YKD. 2001/ 4, s. 543).

[87]   Kanunun tam adı, Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’dur (Bkz. RG. 09. 07. 1934, Sa. 2747).     

[88]   Konu ile ilgili olarak bkz. Kuru- İcra, C. III, s. 2160- 2161.

[89]   İcra emri borçluya tebliğ edilebileceği gibi, borçlunun (davalının) davayı takip etmiş (ilamda yazılı) olan vekiline de tebliğ edilebilir (HUMK m. 62, I) (Kuru- El Kitabı, s. 776). İcra emrinin vekile tebliği konusundaki görüşlere burada girilmemiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kuru- El Kitabı, s. 776; Yılmaz, Ejder / Çağlar, Tacar, Tebligat Hukuku, C. 1, Ankara 1999, s. 486 vd. – Akcan, Recep, İcra Emrinin Vekile Tebliği (Prof. Dr. Ömer Teoman’a 55. Yaşgünü Armağanı, s. 865 vd.; Postacıoğlu, İlhan, İcra Emrinin Vekile Tebliği, İHFM. 1948, S. 1- 2, s. 399 vd. Yargıtay’a göre, icra emrinin, borçlunun davayı takip etmiş olan vekiline tebliğ edilmesi zorunludur. Bkz. HGK. 2. 7. 2003, 12/ 442- 445 (Kuru- El Kitabı, s. 120, dn. 3a).

[90]   Karş. Eski İİK Yönetmeliği, m. 22 (Örnek no. 48).

[91]   Alacaklı, velayet kendisine ait olmayan ana veya baba veya Medeni Kanun’un 325. maddesine göre üçüncü kişiler olabilir. Bir başka deyişle alacaklı, lehine hüküm verilen taraftır.

[92]   Borçlu ise lehine hüküm verilen tarafın (alacaklının) çocukla kişisel ilişki kurmasına katlanmak zorunda kalacak olan, ilamdaki şekilde kişisel ilişki kurdurmakla yükümlü olan kişidir.

[93]   Yerleşim yeri gösterilmezse, icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır (Gençcan, s. 962, dn. 3507).

[94]   İİK Yönetmeliğine göre örnek no. 3 icra emrinin sonuç bölümümde şu ifadeler yer alır: “Teslimi hükmolunan çocuğu işbu icra emrinin tebliği tarihinden itibaren (7) gün içinde teslim etmeniz; küçüğün ilâm hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen kişi ile kişisel ilişki kurmasına engel olmamanız; aksi halde çocuk nerede bulunursa bulunsun İcra ve İflâs Kanununun 25/25-a maddesi gereğince ilâm hükmünün zorla icra olunacağı; ilâmın icrası sırasında çocuk gizlenir veya kişisel ilişki kurulmasına engel olunursa aynı Kanunun 341 inci maddesindeki cezanın uygulanacağı ihtar olunur. (İİK m.25, 25a)”.

[95]   Örneğin bkz. 12. HD. 02. 03. 2007, 522/ 3713: “… ilamda belirtilen zamana uygun düşecek biçimde borçluya icra emri tebliği gerekirken, bu aşamada 7 gün içinde çocuğun tesliminin istenmesi doğru olmadığından şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi isabetsizdir” (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 418).

[96]   Kuru- İcra, C. III, s. 2171. Yargıtay da aynı görüştedir. Örneğin bkz. 12. HD. 26. 9. 1978, 7002/ 7414; 12. HD. 17. 10. 1983, 5691/ 7556 (Kuru- İcra, C. III, s. 2171- 2172).

[97]   2. HD. 11. 5. 2007, 7880/ 9745: “Alacaklı Asude Demircioğlu vekili İzmir 11. Aile Mahkemesi'nin kararını dayanak göstererek ilamda belirlenen gün ve saatlerde çocukla şahsi münasebet tesisini talep etmiş, icra müdürlüğünce "para borcu veya teminat verilmesi veya bir işin yapılması vb" talepleri içeren Ör: 4-5 no'lu icra emri gönderilmiştir. Borçlu vekili icra mahkemesine şikayetinde takipte "çocuk teslimi veya çocuk ile kişisel ilişki kurulmasına ilişkin Ör: ( 3 ) no'lu icra emri gönderilmesi gerekirken Ör: ( 4-5 ) no'lu icra emrinin gönderilmesinin usulsüz olduğunu bildirmiştir. İcra takibi dayanak ilama uygun düzenlenmiş icra müdürlüğünce talebe uymayan icra emri gönderilmiştir. İcra mahkemesince takip talebine uygun olarak çıkarılmayan icra emrinin iptali ile yetinilmek gerekirken, ilam içeriğine uygun bulunan takibin de iptaline karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA)…” (Kazancı).

[98]   12. HD. 15. 06. 2006, 10187/ 12876 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 418- 419).

[99]   Uyar- Şerh, s. 2681; aynı yönde bir karar için bkz. 12. HD. 27. 12. 1982, 10092/ 9959 (Uyar- Şerh, s. 2688).

[100]         Bkz. Akıntürk, s. 324.

[101] Serozan, s. 240.

[102]         Öztan, s. 606- 607.

[103]         Aydınlıyım, s. 281- 282.

[104]         Aydınlıyım, s. 282.

[105]         Burada, borçlu icra emrine uymazsa, alacaklının başvurusu üzerine, icra müdürü, alacaklı ile beraber borçlunun ikametgâhına giderek, çocuğu alıp, ilamda belirtildiği şekliyle alacaklıyla kişisel ilişki kurulmasını temin eder. Süre bittikten sonra ise alacaklıya bu durumu hatırlatır ve alacaklıdan çocuğu alır ve borçluya teslim eder (Bkz. ve karş. Aydınlıyım, s. 280).

[106]         Bkz. aşa. V- C- 3.

[107]         12. HD. 6. 12. 1982, 8917/ 9125 (Uyar- Şerh, s. 2689- 2690).

[108]         Aydınlıyım, s. 280.

[109]         Bkz. Ercan, s. 931, dn. 14. Şu an yürürlükte bulunan İİK m. 341 hükmü de aynı düzenlemeyi içermektedir. Bkz. aşa. V- C- 2, b- bb.

[110]         Ercan, s. 931, dn. 14.

[111]         Konu ile ilgili olarak bkz. Feyzioğlu, s. 438.

[112]         RG. 15. 6. 1985, Sa. 18785.

[113]         Sözü edilen düzenleme şu şekildeydi: “Çocuk teslimi hakkındaki ilamın icrası sırasında çocuğu gizleyen veya ilamın icrasından sonra tekrar kaçınan borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii tarafından, bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır”.

[114]         RG. 30. 7. 2003, Sa. 25184.

[115]         Bkz. 4949 sayılı Kanunun Gerekçesi: “Maddede, çocuk teslimine ilişkin ilama veya ara kararına uyulamaması cezai müeyyideye bağlanmıştır” (Kaçak- Şerh, s. 1619). Ayrıca 4949 sayılı Kanun gereğince yapılan önceki düzenleme, 5358 sayılı Kanunun yürürlüğüne (yani 1. 6. 2005 tarihine kadar) kadar geçerliliğini korumuştur.

[116]             Ceza kararnameleri usulü, eski CMUK’da söz konusu olan bir düzenleme idi. Zira “Duruşmasız ceza kararnameleri” başlıklı Eski CMUK m. 386 hükmüne göre, “Sulh mahkemelerinin görevi içinde bulunan suçlara sulh hâkimi, duruşma yapmaksızın bir ceza kararnamesi ile karar verebilir (f. 1). Bu ceza kararnamesi ile ancak hafif veya ağır para cezasına veya nihayet üç aya kadar hafif hapis veya bir meslek ve sanatın icrasının tatiline veya müsadereye yahut bunlardan bir kaçına veya hepsine hükmedilebilir (f. 2). Ceza kararnamesiyle hükmedilecek hafif hapis cezası yerine "Cezaların İnfazı Hakkında Kanun" gereğince para cezası da hükmolunabilir (f. 3)”. 

[117]         Bkz. aşa. C- 2, b- bb

[118]         Geniş bilgi için bkz. Ercan, s. 925 vd.

[119]         Örneğin bkz. 8. CD. 30. 10. 1997, 12575/ 14641 (Alasu, Yılmaz, Hukukumuzda İcra- İflas Suçları, Ankara 1998, s. 772- 773); 8. CD. 29. 1. 1996, 17219/ 1016 (Alasu, s. 773- 774); 8. CD. 23. 11. 1993, 10503/ 11777 (Alasu, s. 780); 8. CD. 29.6.1995, 9595/ 10415: “Müştekinin icra takibine koyduğu Zeytinburnu Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 93/118 esas, 29.7.1993 tarihli kararının tedbir niteliğinde bir ara kararı olduğu ve ilam mahiyetinde olmadığı, bu nedenle İİK.`nun 341. maddesindeki suçun yasal unsurları oluşmadığı, sanığın eyleminin ancak HUMK.`nun 113/A maddesine aykırılık suçu oluşturabileceği, bu konudaki davaya da iddianame ile açılması halinde bakılabileceği gözetilmeden, yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması … Bozmayı gerektirmiş, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA” (Kazancı).

[120]         Kanunun adı, 5358 Sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur (Bkz. RG. 1. 6. 2005, Sa. 25832).

[121]         Bkz. 5358 Sayılı Kanuna İlişkin Hükümet Tasarısı Gerekçesi: “Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddede düzenlenen çocuk teslimi kararına muhalefetin cezası hapis cezasından tazyik hapsine dönüştürülmüştür. Kararın gereği yerine getirilmişse, kişi tahliye edilecektir” (Oskay, Mustafa/ Koçak, Coşkun/ Deynekli, Adnan/ Doğan, Ayhan, İİK Şerhi (Madde 227- 370), C. V, Ankara 2007, s. 6645).

[122]         Karş. CMK m. 324 (1) “Bu Kanun, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer”; 5258 Sayılı Kanun, m. 24: “Bu Kanun yayımı tarihinde (yani 1. 6. 2005’de) yürürlüğe girer

[123]         Bkz. yuk. V- C- 2, a.

[124]         Bkz. Oskay/ Koçak/ Deynekli,/ Doğan- V, s. 6645.

[125]         Karş. İİK m. 25/ a, II, son cümle; ayrıca bkz. Uyar- Şerh, s. 2681. Şikâyet dilekçesi örneği için bkz. Kaçak - Şerh, s. 231.

[126]         Bu madde hükmü, Kanunun yayımı tarihinde (1. 6. 2005’de) yürürlüğe girer (5358 Sayılı Kanun, m. 24).

[127]         Bu madde hükmü, Kanunun yayımı tarihinde (1. 6. 2005’de) yürürlüğe girer (5358 Sayılı Kanun, m. 24).

[128]         Bu madde hükmü, Kanunun yayımı tarihinde (1. 6. 2005’de) yürürlüğe girer (5358 Sayılı Kanun, m. 24).

[129]         Konu ile ilgili olarak bkz. Oskay/ Koçak/ Deynekli,/ Doğan- V,  s. 6645.

[130]         Bu madde hükümleri, Kanun’un yayımı tarihinde (1. 6. 2005’de) yürürlüğe girer (5358 sayılı Kanun, m. 24).

[131]         Bkz. ve karş. 16. HD. 8.3.2004, 11043/ 3693 (Kazancı); 8. CD. 19. 11. 1997, 15011/ 15876 (Bkz. Alasu s. 772); benzer bir karar için bkz. 8. CD. 15. 5. 1996, 5268/ 7030 (Alasu, s. 777).

[132]         Örneğin bkz. 17. HD, 8.7.2004, 5880/ 8762: “…1- Sanığa tebliğ olunan 55 örnek (yeni İİK Yönetmeliğine göre 3 no’lu örnek) icra emrinde, çocukla kişisel ilişki tesis edilecek tarih ve saat belirli olmadığından atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması, 2- İİK. uyarınca verilen cezaların 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4. maddesinde yazılı para cezasına veya tedbirlere çevrilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, …. Bozmayı gerektirmiş, sanık vekili ve C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA 08.07.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi” (Kazancı); ayrıca bkz. 2. CD. 18.4.2002, 17091/ 6744: “: Hukuk mahkemesinden verilip kesinleşen boşanma ilamı ile velayet hakkı müşteki anne Ayşe Ceyran Y.'a verilmiş olan 1993 doğumlu oğlu Gökhan'ı onbeş gün süre ile annesinin rızası ile yanına alan sanığın süre sonunda geri vermemesi şeklinde gerçekleşen olayda sanığın eyleminin İİK'nun 341.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla görevsizlik kararı verilerek dosyanın icra tetkik mercii hâkimliğine gönderilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi, … Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönler incelenmeksizin hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA” (Kazancı);

[133]         Karş.  8. CD. 12.12.1996, 14872/ 13132: “Sanığa gönderilen icra emrinde; çocuğun teslim alınacağı tarih ve saatin belirtilmediği gözetilmeden şekil koşulu oluşmayan suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.” (Oskay/ Koçak/ Deynekli,/ Doğan- V, s. 6645).

[134]         Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- V, s. 6645- 6646.

[135]         Benzer sonuç için bkz. Kaçak- - Şerh, s. 1621.

[136]         Ayrıca bkz. Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- V,  s. 6646.

[137]         Bu yönde bir karar için bkz. 8. CD. 29. 06. 1995, 9595/ 10415 (Oskay/ Koçak/ Deynekli,/ Doğan- V, s. 6648).

[138]         Karş. 10. 12. 1992, 11820/ 14896: “… Takibe konulan ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılmaması bozmayı gerektirmiştir” (Alasu, s. 781- 782)

[139]         Karş. 8. CD. 24. 03. 1994, 274/ 2869: “… Özel suça ilişkin özel mahkeme, kusurlu ve hukuka aykırı davranışın özel ağırlık ve niteliğini tartışıp …. değerlendirilmelidir” (Kaçak- İlamlı Takipler, s. 115- 116).

[140]         Örneğin bkz. 8. CD. 29. 06. 1995, 9932/ 10315 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- V, s. 6648- 6649).

[141]         Karş. 8. CD. 25. 2. 1992, 1146/ 2484 (Alasu, s. 782).

[142]         Bkz. 8. CD. 24.9.1990, 6298/ 7298: “Anne-baba ile kişisel ilişkiyi düzenleyen boşanma ilamında, çocuğun anne yanında geçireceği her hafta sonunun ayrı bir dönem olmasına, usulen çıkarılan icra emrine rağmen bu dönemde çocuğun anne ile kişisel ilişki kurmasına geçerli ve kabul edilebilir bir sebep olmaksızın çocuğu vermemek yada evde bulunmamak biçiminde ilamın infazının engellenmesi olayında ayrı ayrı şikayete konu edilen her döneme ait aykırılığın ayrı ayrı suç oluşturacağı cihetle TCK.nun 80. maddesinin (eski)  uygulanması gerektiği görüşünü içeren tebliğnamedeki düşünceye katılınmamıştır” (Alasu, s. 787; aynı karar için bkz. Kazancı); ayrıca karş. 8. CD. 19. 6. 1990, 4803/ 6022 (Alasu, s. 789).

[143]         Sosyal çalışmacı (veya sosyal hizmet uzmanı) insanların sosyal hayatıyla ilgili çalışmalar yapar. Zihinsel hastalıkların ve uyumsuzlukların, kişisel ve sosyal sorunların çözümlenmesi için tedavi uygulaması sağlar. Rahatsızlığı meydana getiren faktörleri ortaya çıkarmak için kişilerin sosyal durumlarını inceler; sorunları çözmek için çaba harcar; gerekli sosyal servislerle ilişki kurar; kişiye ve aileye uygulanacak ihtiyaç ve bakımı tespit eder. Bu uzmanlar, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünde, çocuk bakım evlerinde, ruh sağlığı kurumlarında, cezaevleri ve çocuk ıslah evlerinde ve benzer yerlerde görev yapalar (Karagülmez, Ali/ Ural, Sami Sezai, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara 2003, s. 170; ayrıca bkz. Baktır, s. 60). Bu uzmanlar özellikle aile mahkemeleri ve 2003 yılından beri de icra müdürlüklerinde görev yapmaktadırlar.               

[144]         Pedagog, özellikle çocuklarla ilgili çalışmalar yapan, çocukların sosyal sorunlarıyla ilgilenen, çocuk gelişimi öğretmenliği görevi de ifa eden görevlilerdir. Bu uzmanlar daha çok, MEB’na bağlı kız meslek, Anadolu kız meslek, ilköğretim okulları ve diğer resmi ya da özel kurumların anaokulu, anasınıfı, kreş, yuva, çocuk kulübü gibi okul öncesi eğitim yerlerinde, çocuklara ilişkin yayınların hazırlığında ve ayrıca kadının çalışma hayatına atılması ve çocuk ilişkileri konularında görev yaparlar (Karagülmez/ Ural, s. 171). Bu uzmanlar özellikle aile mahkemeleri ve 2003 yılından beri de icra müdürlüklerinde görev yapmaktadırlar.             

[145]         Psikolog, psikolojik sorunlarla ilgilenen, bireylerin duygu ve düşüncelerini, davranışlarını, zeka ve yeteneklerini anlamaya çalışarak, onların davranışlarının düzeltilmesine ve geliştirilmesine katkıda bulunan, çözüm yolları sunan görevlilerdir. Bu uzmanlar da başta Sağlık Bakanlığı ve üniversitelere bağlı ruh ve sinir hastanelerinde olmak üzere, kreş ve çocuk bakımevlerinde, ruh sağlığı ünitelerinde, ıslahevlerinde, cezaevlerinde ve daha birçok kurum ve kuruluşta görev yapmaktadırlar (Karagülmez/ Ural, s. 172; ayrıca bkz. Baktır, s. 59- 60). Bu uzmanlar özellikle aile mahkemeleri ve 2003 yılından beri de icra müdürlüklerinde görev yapmaktadırlar.        

[146]         Çocuk gelişimcisi, çocuğun gelişim ve eğitimini izlemek ve normal gelişim göstermeyen çocuklar için ilgili meslek elemanlarıyla işbirliği yapmak; okul öncesi eğitim çalışmalarıyla çocukları ilkokula hazırlamaya yönelik eğitim programları hazırlamak; hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi ve uygulanmasına katılmak; sosyal ve eğitsel servis bünyesinde hazırlanan, çocuklara yönelik psiko-sosyal gelişim programlarına katkıda bulunmak, kuruluşun amacına uygun nitelikte araştırma ve incelemeler yapmak ve çocukların fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimlerini sağlamak üzere gerekli faaliyetleri bir program dâhilinde uygulamak gibi görevleri yerine getiren kişilerdir (Bkz. 10. 03. 2005 tarihli ve ilgili Bakanlığın 118 sayılı oluru ile uygun bulunan Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Kreş ve Gündüz Bakımevi Yönergesi, m. 15).

[147]         Bkz. Hükümetin Gerekçesi “Maddede, çocuğun Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede öngörülen yüksek yararı ve Sözleşmenin 9’uncu maddesinde yer alan ilkelere uyum sağlanması amacıyla çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların icrasında icra müdürünün yanında hazır bulunabilecekler belirtilerek, çocuğun psikolojik yönden rahatsız edici unsurlardan etkilenmesinin önlenmesi amaçlanmıştır (Özmen, s. 53; Kaçak- Şerh, s. 232- 233).

[148]         Bkz. SHÇEK Genel Müdürlüğü’nün 26. 08. 2003 tarihli Genelgesi: “…İllerde İl Müdürlükleri, İlçelerde de İlçe Müdürlükleri tarafından İcra İflas Kanununun 25/b maddesi gereğince çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasında İcra Müdürü ile birlikte görev yapacak olan sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog ve çocuk gelişimi ve eğitim uzmanı personelin bir listesinin hazırlanması ve İcra Müdürlüklerinden gelen taleplerin bu listeye göre dönüşümlü olarak karşılanması, konunun aciliyeti bakımından görevlendirmelerin İl Müdürlükleri ve İlçelerde İlçe Müdürlükleri tarafından yapılması; Çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasında sosyal hizmet ilkeleri uyarınca tarafların ve özellikle çocuğun yüksek yararına uygun olarak teslimin sevgi ve saygı ortamı içerisinde gerçekleştirilmesinin sağlanması; icra tarihinden önce çocuğun yüksek yararına uygun olarak çocuk ve aile ile görüşülmesinin uygun olacağı hususları”na değinildiği görülmektedir (Bkz. http://www.shcek.gov.tr, ET. 02. 01. 2009). 

[149]         Bkz. Özmen, Remzi, Notlu- Gerekçeli- Karşılaştırmalı İcra ve İflas Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2004, s. 53; Kaçak- Şerh, s. 233.

[150]         Bkz. Pekcanıtez/ Atalay/ Sungurtekin Özkan/ Özekes, s. 336.

[151]         Bkz. Feyzioğlu, s. 437.

[152]         Benzer bir endişe için bkz. Kaçak- Şerh, s. 233.

[153]         Bkz. 12. HD. 20.12.2004, 21711/ 26246: “Küçüğün velayetinin Mahkemece şikâyetçi anneye bırakıldığı anlaşılmaktadır. İİK'ya 4949 sayılı Kanunla eklenen 25/b maddesi aynen "çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası, icra müdürüyle birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen Sosyal Çalışmacı, Pedagog, Psikolog veya Çocuk Gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirilir". Bu maddede amaç uzun vadede velayetin kendisine bırakılandan çocuğu alıp, şahsi münasebet için diğer tarafa verilmesi sırasında çocuğun psikolojik yönden etkilenmemesini sağlamaya yöneliktir. Kaldı ki, çocuk babaya teslim edilirken ilgili maddede belirtilen kişilerden yararlanılmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere küçüğün velayeti anneye verildiğine göre, babaya şahsi münasebet için bırakılan çocuğun tekrar anneye geri verilmesinde maddede öngörülen kişilerin bulunmasına gerek yoktur. Mahkemece şikâyetin kabul edilerek icra müdürünün işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilerek istemin reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir” (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 424- 425).

[154]         Kaçak- Şerh, s. 233.

[155]         Bkz. 2. HD. 20. 9. 2004, 9719/ 10308 (Kazancı).

[156]         Bkz. 12. HD. 19. 3. 1984, 638/ 3162: “… çocuğun annesi (borçlu) tarafından bir engelleme yapılmamıştır. Borçlu ana, çocuğun teslimi için alacaklı babanın yaptığı giderleri bu durumda yüklenmek zorunda değildir. Merciin (icra mahkemesinin) aksine olan görüşünde isabet yoktur…” (Pehlivanlı, s. 122- 123; Uyar- Şerh, s. 2683- 2684; Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 420); ayrıca bkz. 2. HD. 19. 3. 1998, 1801/ 3388:  “…Tarafların müşterek çocuklarının velayeti babaya tevdi edilmiş olup anne ile çocukların şahsi ilişkisini kurma külfetinin İİK 25/ a maddesine aykırı olarak velayet verilen babaya yükletilmesi bozma sebebidir. SONUÇ: Yukarıda 2. bentte gösterilen nedenle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA” (Kazancı); 12. HD. 14. 4. 1998, 3676/ 4119:“Şikayetçi Borçlu, kendisine gönderilen icra emri ile, çocukla kişisel ilişki kurma giderleri ve vekâlet ücretinin istenemeyeceğini ileri sürmüştür. Takip dayanağı ilamda, vekâlet ücreti tahsiline ilişkin bir hüküm yoktur. Çocukla şahsi ilişki tesisi konusunda dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, bu tür ilamların infazı sırasında çocuğu teslim almak isteyen tarafın yaptığı giderleri karşı taraftan isteyemeyeceği belirlenmiştir” (Uyar- Şerh, s. 2685).

[157]         12. HD. 15. 06. 2006, 10187/ 12876: “… Anılan kararda; müşterek çocuğun ‘anne tarafından’ belirtilen yere götürüleceğine dair ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle baba, çocuğu ile kişisel ilişkisini temin amacıyla yaptığı masrafları, ulaşım ve benzeri sair giderleri üstlenmek zorundadır. İlamın infazının, borçlu tarafından engellendiği iddiası da kanıtlanmış değildir…” (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I, s. 418- 419).

[158]         Bkz. 12. HD. 12. 02. 2004, 25314/ 2441 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I,  s. 419).

[159]         Bkz. 12. HD. 19. 3. 1984, 638/ 3162 (Oskay/ Koçak/ Deynekli/ Doğan- I,  s. 421- 422)

[160]         Aynı yönde bkz. Uyar- İlamlı Takipler, s. 261.